Trafik katliamına savaş açan adam

13 Nisan 2015 Pazartesi  |  MG ÖZEL

Medya Günlüğü'ndeki "Pazartesi Söyleşileri"nin bu haftaki konuğu Radyo Trafik'in Genel Yayın Yönetmeni Cezayir Doğan. İstanbul'un işkenceye dönüşen trafiğinde sürücülerin en büyük yardımcısı olan Radyo Trafik herhalde son yıllardaki en başarılı medya projesi. Sadece anlık yol bilgisi  vermiyor, sayıları 30 bine ulaşan "gönüllü muhabir"leriyle "vatandaş gazeteciliği"ni gerçek anlamda uyguluyor. Sosyal sorumluluk bilinciyle yayın yaptıklarını söyleyen 20 yıllık radyocu Doğan trafik sorununun ciddiye alınmamasını eleştiriyor ve  "Her gün yollarda ölüyoruz ama kimse kılını kıpırdatmıyor, dehşet verici bir şey bu!"diyor.Radyo Trafiik ekibiyle İstanbul yollarında hiç bitmeyen trafik katliamına neredeyse tek başına mücadele eden Doğan, Medya Günlüğü'nün sorularını şöyle yanıtladı:


-Medya Günlüğü'nden, yani bir medya eleştisi sitesinden söyleşi talebi olmak sizi şaşırttı mı?

 

-Doğrusu evet. Değişik internet sitelerinden röportaj talebi alıyoruz sık sık ama bir medya eleştiri sitesinden ilk kez böyle bir talep geldi. Ama sitenizin içeriğini biraz kıskandım doğrusu, oldukça başarılı, tebrikler...


-Teşekkür ederiz... Elbette trafik özellikle İstanbul için önemli bir sorun ama sizinle söyleşiyi yapmak istememizin başka nedenleri de var... Örneğin, yayınlarınızda dikkatimizi çekiyor, doğru ve güzel Türkçe kullanmaya özen gösteriyorsunuz. Neden?

 

-Bir yayıncının öncelikle böyle bir donanımının olması gerektiğini düşünüyorum. Bizler yaptığımız iş itibarıyla rol model olabiliyoruz. Türkçe'nin iyi kullanımına, doğru kullanımına, düzgün kullanımına hassasiyet göstermek zorundayız. Zaman zaman ekip arkadaşlarımızla dil ve diksiyon değerlendirmesi yaparız. Elbette arada kaçırdıklarımız da oluyor ama...Sizin de tespit ettiğiniz gibi dikkat etmeye çalışıyoruz. Bir de bana çok komik geliyor yabancı kelimelerle cümle kurmaya, derdini anlatmaya çalışmak. Biraz da insanlara tepeden bakanların tercih ettiği yöntemi gibi geliyor bana. Çok basit bir konuyu anlatırken bile araya İngilizce bir kelime karıştırma dürtüsü. Gerek yok. Bizim dilimizde her kelimenin karşılığı var, onları bulup çıkarmak gerekir diye düşünüyorum. Dil,millet olmanın en önemli olgusudur, o yüzden biz de özenli konuşmaya gayret ediyoruz.

 

 

ÖZENSİZ YAYINCILAR

 

-Peki aynı özeni, radyolardaki, televizyonlardaki meslektaşlarınızda görebiliyor musunuz?

 

-Son dönemlerde hayır. Ama toplumun hangi noktasında görebiliyorsunuz ki? Sokağa çıktığınızda tabelalara baktığınız zaman bile böyle bir özenin olmadığını fark edersiniz. Bu tabii bizim medya sektörüne de yansıyor. Mikrofonda da bunu yapan arkadaşlarımız da var maalesef.

 

-Bu konuştuğumuz çerçevede...Yayına bağlanan dinleyicileriniz kendilerini doğru ifade edebiliyor mu, yoksa zorlanıyor musunuz?

 

-İlk dönemlerde zorlandık. Hem biz kendimizi anlatmakta zorlandık hem de dinleyici bize derdini anlatmakta zorlandı. Birbirimizi tanıdıktan sonra epey mesafe kaydettik. Daha rahat konuşmaya başladılar. Elbette kötü konuşanlar çıkıyor ama "Al hemen falanca haber ajansına götür muhabirlik yapmaya başlasın" diyebileceğim kadar güzel konuşan gönüllü muhabirlerimiz de var. Ama genel olarak söylüyorum, bizim için bağlantılarda önemli olan haber, yani bilgi almak. Dolasıyla bağlanan kişinin ses tonuna, şivesine, diksiyonuna bakmıyoruz. Farkındaysanız mümkün olduğunca kısa tutmaya çalışıyoruz telefon konuşmalarını. Saat 09.00'dan sonra "Şikayet öneri" bölümümüz var programda. Orada önemli  tespitlerle yayına çıkıp çok iyi cümlelerle derdini anlatan çok sayıda dinleyicimiz var.

 

 

 

NASIL DOĞDU?

 

-Trafik radyosu fikri nasıl doğdu?

 

-Ben değişik radyolarda çalıştıktan sonra yaklaşık 10 yıl önce Saran Holding'e girdim. Radyolar yönetiminde değerlendirilen fikir, Saran Holding Yönetim Kurulu Başkanımız Sayın Sadettin  Saran'ın sosyal sorumluluk projelerine olan ilgi ve destekleri sayesinde hızla hayata geçti. İstanbul'a trafik radyosu kurulması için fikir geliştirdik ve cesaret ettik. Sadettin Bey, bunu bir sosyal sorumluluk projesi olarak gördü, yapmamızı istedi, biz de başladık. En büyük soru işareti elbette bilgi kaynaklarıydı. Koca bir şehir, değil 3-5, onlarca muhabir de çıkarsak istediğimiz bilgiyi nasıl toplarlayacağız? Bu noktada gönüllü muhabir sistemini bulduk ve hayata geçirdik. Şimdi 30 binin üzerinde muhabirimiz var. Elbette başka kaynaklarımız da var ama asıl bilgi kaynağımız gönüllü muhabirlerimiz. 4-5 yılda iyi bir iş çıkardık. Sonra 100.7 frekansında Ankara'da yayına başladık.

 

-"Rakip" diyebilebleceğiniz bir radyo istasyonu var mı?

 

-Yayın yaptığımız kulvarda rakip olarak gördüğümüz bir radyo istasyonu yok. Büyükşehirde yaşayan insanların hayatını kolaylaştırmak üzere yola çıktık ve bu yolda da büyük bir özveriyle ilerliyoruz. Trafiğin yanı sıra şehirle ilgili de bilgilendirme yapmaya çalışıyoruz. 

 

 

PROFİL NASIL?

 

-Dinleyici sayınızı biliyor musunuz?

 

-Onu tahmin etmek zor ama şöyle söyliyeyim size, bizim bir günde telefonla bağlantısı sayımız binin altına düşmez. Bir o kadar da sosyal medyadan ileti gelir. Şehrin neresi olursa olsun bir kaza anons ettiğimizde anında mutlaka biri çıkar oradan bilgi verir. Net bir sayı veremem ama çok iyi bir dinleyici kitlemiz olduğu aşikar. 

 

-Ya dinleyici profiliniz?

 

-Onu biliyoruz. Zaman zaman etkinlikler düzenliyoruz, yılda 3-4 kez 1500-2000 kişiyle anketler yapıyoruz. Gönüllü muhabir sistemine dahil ettiğimiz dinleyicilerimizin bilgileri de var. Evet, bizim taksici dinleyicimiz fazla,servisçisi var, o doğru ama bir o kadar da mühendisi var, avukatı var, doktoru var. Çok çeşitli bir dağılım var, şu grup fazla diyemiyoruz. Bu arada gönüllü muhabirlerimizin yüzde 20'si kadın, sayıyı arttırmaya çalışıyoruz. 

 

 

 

"İZLEME" SORUNU!

 

-Yayınlarınızda sık sık "izleme"den kaynaklanan trafik sıkışıklığını eleştiriyorsunuz. Kastettiğiniz sürücülerin yanlarından geçtikleri kazaya bakması. Bu aslında refleks değil mi?

 

-Evet ama kafayı çevirmekle kalmıyor, o kafayı çıkarıyor, iyice görmeye çalışıyor, yavaşlıyor, yetmiyor, duruyor, hatta iniyor! Bir kaç saniyelik bu yavaşlamalar doğal olarak arkayı şişiriyor ve içinden çıkılmaz bir hal alıyor. İstanbul trafiği fün boyu yoğundur diye bir algı var ya, kısmen doğru ama bunun nedeni trafik kazaları aslında. Sabah ya da akşam belirli saatlerden sonra trafik gerçekten rahatlar. Ama çoğunlukla kazalar nedeniyle o rahatlama bir türlü olmuyor. Bir kaza oluyor ve karşı tarafta izleme trafiği başlıyor. Sonra bir kaza daha ve yine aynı şey. O yüzden söylüyoruz, bu izleme alışkanlığı var olan trafiği had safhaya çıkarıyor. Biz de bunu eleştiriyoruz. Hastaneye yetişmeye çalışanlar, acil işi olanlar var. Öndekinin izleme merakı nedeniyle arkadakiler çile çekiyor.

 

-Polisin neden olduğu tıkanıklıklar da oluyor ama siz bu konunun yayında konuşulmasını pek istemiyorsunuz galiba...

 

-Diyelim polis emniyet şeridi ihlali için bekliyor. Vatandaş bunu söylediğinde tabii ki kesiyorum onu. Ya da asayiş sorunu var, zaten o konuda bize de bilgi geliyor. Trafik Şube ile de Emniyet'le de paslaşıyoruz sürekli, bilgi paylaşıyoruz. Dolayısıyla bunu yayında söylemek doğru değil tabii. Ama lütfen iki konuyu karıştırmayalım, polisin eleştirilmesi başka , polisin uygulamalarının, operasyonların konuşulmaması başka bir konu. Polis işini yapmadığında, vatandaşın şikayeti olduğunda tabii ki yayınlıyoruz. Üstelik vatandaşları aramaları, şikayetlerini dile getirmeleri için teşvik ediyoruz, siyasete girmedikleri ve hakaret etmedikleri sürece bizim için sorun yok.

 

"İŞİMİZ ZOR"

 

-Peki yayına girdiğiniz anda İstanbul'un trafik durumuna nasıl hakim oluyorsunuz? Kameralara mı bakıyorsunuz, kulaklıkla bilgi mi alıyorsunuz, size not mu iletiliyor?...

 

-Bu söylediklerinizin hepsi var. Yayına girmeden önce yayında olan arkadaşımla paslaşıyorum. Yeni bilgi geldikçe de arkadaşlarım hem not yazıyorlar hem  kulaklığa söylüyorlar hem de sosyal medyayı izliyoruz. 20 yıldır bu sektörün içindeyim bu kadar zorlandığım ama bir o kadar da keyif aldığım başka bir iş olmadı. Ki haber radyosunda çalıştım, ekonomi radyosunda çalıştım, spor programları yaptım, müzik, şiir programlarına kadar hemen hemen  mikrofonda yapılabilecek ne varsa  yaptım.Trafik sunumu gerçekten  zor bir iş, müthiş stres altında geçiyor yayınlarımız ve yayından çıktıktan sonra bitap durumdayız hakikaten. Ama mesela  birisi, "Sayenizde çocuğumu hastaneye yetiştirdim" diyor ya, o bize bir ay yetiyor! O yüzden  mutluyuz. Bence Türkiye'deki radyoculuk serüveni içinde en farklı, en işe yarar içeriğe sahibiz. 

 

-Peki, tersi de oluyor mu? Mesela bir dinleyici çıkıp, "Şu yol açık dediniz ama..."diye eleştiri getiriyor mu?

 

-Olmaz olur mu, tabii ki oluyor. Ama sorguluyoruz,hatamız var mı bakıyoruz. Şu da oluyor, dinleyici mesela "Harem'den hiç bahsetmediniz" diyor ama biz bahsetmişiz o duymamış, kaçırmış. Ya da "Şirinevler sıkışık..." demişiz ama Şirinevler'in neresini kastetmişiz? Ya da tam o anda bir kaza olmuş, araç arızası olmuş, yolun durumu beş dakikada değişmiş. Böyle durumlarda gerekirse yayın kayıtlarını da dinleyerek hatalı olup olmadığımızı öğrenmeye çalışıyoruz. 

 

 

KAYNAKLAR NELER?

 

-Kaç kişi çalışıyor?

 

-30 kişi. Bu da bir yerel radyo için büyük bir rakam. Ulusal radyolarda bile bu rakamlar olmaz genelde. Hatta gönüllü muhabirlerle dünyanın en geniş radyo kadrosuna sahip yerel istasyonuyuz.

 

-Tekrar kaynaklarınıza dönecek olursak...Belediye'nin kameralarından mı izliyorsunuz trafik durumunu?

 

-Bir çok kaynak var ama bizim için doğru anlık ve ayrıntılı bilgi,dikkate aldığımız bilgi, gönüllü muhabirlerimizden geliyor.

 

 

 

-Yolların yetmemesi ve araç sayısının artması dışında İstanbul'un trafik sorununun nedeni sizce ne?

 

- Sadece İstanbul değil her yerde sürücülerimiz bilinçten yoksun. Atamızdan ne gördüysek öyle davranıyoruz ki, o da malum babamız 3-5 yaşında bizi kucağına oturtur, araba kullanmayı öğretmeye çalışır! O kafa yapısıyla hareket ediyoruz büyüdükçe ve bir sonraki nesil de aynı "eğitim" sürecinden geçiyor. Yayınlarda da söylüyorum, ne yaparsanız yapın, yeni yollar tüneller metro metrobüs vs. ama bilinçli sürücü sayısını artıramazsak ne kaza sayısını azaltabiliriz ne de var olan trafik kaosundan kurtulabiliriz. Sorunun kaynağı bilinçli sürücü sayısının az olması. Bunu gidermenin yolu ise maalesef önce cezadan geçiyor. Ülkemizde sürücülerin ortalama yaşı 30-40, bu yaşa gelmiş insanları nasıl eğiteceksiniz, nerede eğiteceksiniz? Milyonlarca ehliyet sahibi var, mümkün değil. Kafaya enjekte etmelisiniz! Tabii bunu istisnasız uygulayabilecek bir denetim mekanizması lazım, sonra eğitimle de desteklemek lazım. Sigara yasağı örneği, asla uygulanmaz dedik ama oldu çünkü kararlıydı kanun koyucu, uygulayıcı  müsamaha göstermedi medya da destek verdi ve olumlu sonuç alındı. Çok başarılı bir örnektir ve trafik bilinçlendirme seferberliği başlatılarak aynı örnek ile hareket edilmelidir.

 

-Ters yola girdiği halde size ters ters bakan sürücüler var!

 

-Bir de kendilerinde hak görüyorlar! Benim bir projem var,yayınlarda söylerim bazen, belki siz de duymuşsunuzdur . Türkiye sınırından giren dört aracı takip edelim. Diyelim ikisi Türk, ikisi yabancı plakalı olsun. Bu araçları izleyelim, emin olun trafik konusunda her şeyin yanıtını bu takip sonucunda bulacaktır herkes. Bizim sınırımıza kadar hiçbir trafik ihlali yapmadan  araç kullanacaktır sürücüler ama içeri girince durum değişiyor! Yabancı bile biliyor bizim trafik konusundaki yetersizliğimizi, cezaların caydırıcı olmadığını. İpini koparmış gibi kullanmaya başlıyorlar Türkiye'ye gelince. İşte problem burada.  Devlet anlayışı meselesi. Yıllardır trafik sorununa kimse eğilmedi bu ülkede ve biz her gün yollarda patır patır ölüyoruz. Her gün 20 kişinin öldüğü bir ülkede bu kadar rahat yaşanır mı, herkesin ayağa kalkması lazım. Her gün en az 20 kişi ölüyor, bazen artıyor, bir o kadar yaralı var. Maddi kayıplarımız var. Dehşet bir durum ve kılını kıpırdatan yok. Gerçi ben de bunun farkına bu radyodan sonra varabildim. teker teker ölüyoruz, 15-20 kişi öldüğü zaman farkediyoruz. Maden kazası ya da benzer bir faciada yetkilisi medyası iktidarı muhalefeti hemen oraya gidiyor ki elbette gitmeliler. Ancak trafik kazasında 20 üniversite öğrencisi hayatını kaybediyor, kural bilmez tanımaz bir maganda yüzünden mesela. Ya da bir diğeri fazla yolcu taşıdığı için, muayenesiz araç kullandığı için onlarca insanı hayattan koparıyor ama birileri de gidip onların yanında durmuyor. Kameraların önüne geçip burada bir katliam yapıldı kendinize gelin ey sürücüler demiyor. Yitip giden hayatlar ya da hayatı boyu sakat kalanların haberleriyle geçiyor günlerimiz ama konuyu ciddi anlamda gündemine alan yok maalesef.

 

"CANAVAR" YALANI!

 

-Kader diyorlar!..

 

-Çok iyi söylediniz. Yapmaya çalışacağımız şey o olacak önümüzdeki dönemde. "Kaza" kelimesini çıkarmaya çalışacağız cümlelerden, çünkü bu kelime baştan kabullenmişliğe neden oluyor.. Ya da o trafik canavarı meselesi var. Bir canavar çıkardılar, herkes "Bir canavar var, bunların hepsini o yapıyor, biz değiliz!" diye bakıyor olaya. Bu algıyı yıkmak lazım. Önümüzdeki dönemde tek tek dolaşacağız bütün televizyonları, gazeteleri ve  anlatacağız bu kaza değil, "çarpışma" diye. Alkol sınırlarını aşarak yola çıkan kişi kaza yapmaz bile bile cinayettir o. Ya da hız limitini fazlasıyla aşan kişi de kaza yapmamıştır aslında o da bilinçlidir. Bunları anlatabilmek için önce bu kelimeyi hayatımızdan çıkarmak gerekiyor diye düşünüyorum.

 

-Bir yayında söylemiştiniz, bir televizyon programı projeniz varmış ama galiba trafik konusunu televizyonlar sıkıcı buluyormuş...

 

-Evet, sıkıcı buluyorlar. Biliyorsunuz haber bültenlerinde trafik konusu kaza varsa vardır, onda da ölü sayısına bakarlar ne yazık ki. Ya da popüler bir isim var mı, görüntü iyi mi değil mi, maalesef buna bakıyorlar. Biz televizyonla yaşayan bir toplumuz, o yüzden televizyonda trafik programı yayınlanmasında ısrar ediyorum, hiç olmazsa kısa uyarılar koysunlar. Galiba yakında olacak bir televizyon programımız görüştüğümüz kanallar var.

 

DİĞER FAKTÖRLER

 

-Yolların yetmemesi ve araba sayısının fazlalığı dışında sürücülerin bilinçsizliğinden söz ettiniz. Kaosa yol açan diğer faktörler neler?

 

-Kurumlar arası bir koordinasyon problemi var, onun mutlaka çözülmesi lazım. En çok yakınılan konulardan biridir bu. Mesela bir yerde çalışma var, siz ancak o yolun dibine geldiğinizde anlarsınız. Sürpriz! Öncesinde koysa uyarı levhası, ben kaçabileceksem başka yoldan kaçayım. Mesela bu bir koordinasyon sıkıntısıdır. Bu aslında çok uzun bir konu ama şunu söylemek istiyorum; öyle bir merkezde toplanmalı ki İstanbul Ulaşımı, mesela bir mahallede çukur kazılacaksa o merkez, çukurun trafiğe etkisi olup olmayacağına dahi karar vermeli ve gerekli düzenlemeleri uyarıları yapbilmeli. Başka türlü olmaz çünkü. Bir sorun oluyor, Emniyet, "Benim değil Belediye'nin" diyor, Belediye "Benim değil Karayolları'nın" diyor ve ortada sorun sürekli dolanıyor. 

 

 

 

-Bu tür kurumlardan yeterli destek görüyor musunuz?

 

-Bazen eleştirdiğimiz kurumlarla sıkıntısı yaşayabiliyoruz ama ciddi bir sıkıntıdan söz etmiyoruz. Galiba, kişiler kurumların şeklini yüzünü değiştirebiliyor. Mesela Trafikten Sorumlu İl Emniyet Müdür Yardımcısı Metin Alper ile göreve başladığı andan bu yana birlikte çalışmalar yaptık. Bize gelen ihbarları iletiyoruz onlarda hemen ekip göndererek müdahale ediyorlar. Başka projelerde oluşturduk birlikte umarım hayata geçirebiliriz. Büyükşehir ve ilçe belediyelerle de bilgi alışverişinde bulunduğumuz sosyal  mecralarda guruplarımız var. Biz her kesim ile ve herkesle trafik ile ilgili her bilgiyi paylaşmaya çalışıyoruz.

 

-"Sahte kaza" telefonu oluyor mu?

 

-Olmaz olur mu! Ama tabii, yayına girmeden önce onu kontrol ediyoruz. Eğer kişi gönüllü muhabirimizse, ki onlar için bir puanlama sistemimiz var, onu doğrudan yayına alıyoruz. Yeni, bizde kaydı olmayan bir dinleyiciyse onun verdiği bilgiyi kontrol ediyoruz.

 

Cenk Başlamış

 

13.4.2014

 

Fotoğraflar: Medya Günlüğü, Radyo Trafik