'Gazeteci özgürlükten beslenir'

11 Ocak 2016 Pazartesi  |  MG ÖZEL

Medya Günlüğü'ndeki "Pazartesi Söyleşileri"nıin bu haftaki konuğu çevirmen, yazar ve usta gazeteci Celal Üster. 1970'lerden bu yana kültür haberciliği yapan Üster'e göre; gazetecilik, kültürden yoksun kişilerin yapabileceği bir iş değil. Meslek yaşamının dünüyle bugününü kıyaslayan Üster, basın ve ifade özgürlüğüne yönelik baskıların aynı "tutarlılık" içinde sürdüğünü söylüyor ve ekliyor: "Pek çok alandaki değişim, gelişim ya da gerileme gazetecilikte de yaşandı..."  Celal Üster'in sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle:

-Türkiye medyasının bugünkü durumu hakkında ne düşünüyorsunuz?

-Medyanın büyük bölümü işadamlarının, işkadınlarının, büyük şirketler ve holdinglerin patronluğu altında olduğu sürece durumun iyileşeceğini sanmıyorum. Siyaset dışı bir alandan örnek vereyim: Demirören grubunun sahipliğindeki gazetelerde, başkanlığını Yıldırım Demirören'in yaptığı Türkiye Futbol Federasyonu eleştirilebilir mi? Sonra ufacık bir örnek daha: Geçenlerde Hasan Cemal, Müslüm Yücel ve Tuğçe Tatari'nin kitapları toplatılır toplatılmaz, Doğan Kitap'a bağlı online kitap satış sitesi İdefix, karar daha tebliğ bile edilmemişken kitapları satıştan kaldırıverdi. Bu haber, Doğan grubuna bağlı medya kuruluşlarında yer alabilir miydi?

Şu anda Türkiye'de medyanın büyük bir bölümü, iktidarca beslenen şirketler ve holdinglerin denetiminde. Basın ve ifade özgürlüğünün göz göre göre çiğnenmesinden başka bir şey olmayan gazetecilerin tutuklanmasına yönelik herhangi bir eleştiri, iktidara bağımlı gazeteler, TV kanalları ve internet sitelerinde yayımlanabilir mi? Eleştirel tutum şöyle dursun, bu tür yayın kuruluşları her türlü hukuksuzluğu savunan ve kışkırtan, yalan haberler üreten bir tutum içinde. Bence çözüm, irili ufaklı bağımsız yayın kuruluşlarının giderek çoğalmasında

-Her şey giderek "akıllı teknoloji"ye dönüşürken "sansür" kavramını halen konuşuyor olmamız sizce neyle açıklanır?

-Teknolojinin gelişimiyle özgürlük düşüncesinin gelişiminin atbaşı gittiğini söylemek olanaksız. Einstein "Teknolojimizin insanlığımızı aştığı artık apaçık belli oldu" demişti ta ne kadar zaman önce. Füzeleri yönlendirmek de, insanları yanlış yönlendirmek de çoğu zaman gücü elinde tutanların denetiminde. İletişim kuramcısı McLuhan haklıydı galiba: "Gutenberg herkesi okur yaptı, Xerox da herkesi yayıncı yapıyor." En önemli bilim kuruluşunun, daha önce kendisinin bastığı, ama şimdi uygun görmediği kitapları imha ettiği bir ülkede yaşıyoruz Teknolojiyi nasıl kullandığınız önemli. Sansürü haklı göstermek için de kullanabilirsiniz, sansüre karşı çıkmak için de.

- Meslek yaşamınızdaki deneyimlerinizden yola çıkarak değerlendirecek olursanız, dünden bugüne Türkiye gazeteciliğinde demokrasi ve özgürlük konusunda bir gelişme var mı? Yoksa her şey daha mı kötüye gidiyor?

-Kanımca, Türkiye gazeteciliğinde demokrasi ve özgürlük konusunda her şey daha kötüye gitmiyor! Bu konuda hayran olunası bir tutarlılık var ülkemizde! Yaşamım boyunca üç askeri darbe gördüm: 27 Mayıs, 12 Mart ve 12 Eylül. Bunlar zaten adı üstünde askeri darbelerdi 1950'lerde olduğu gibi bugünlerde de basın üzerinde ağır baskılar, hukuksuzluklar sürüyor. En azından yakın tarihimize baktığımızda, 1945'te Tan gazetesine düzenlenen saldırının ardından Sabiha Sertel ile Zekeriya Sertel'in gözaltına alınmasından günümüzde Hürriyet gazetesine saldırılması ve Can Dündar ile Erdem Gül'ün tutuklanmasına kadar uzanan altmış yıldır demokrasi ve özgürlük mücadelesi veriyor gazeteciler O yüzden, kötüye giden bir durum yok! Basın ve ifade özgürlüğüne yönelik baskılar ve basın ve ifade özgürlüğü için mücadele aynı tutarlılık (!) içinde sürüyor

- İnternet haberciliğinin yaygınlaşması "haber yapmak, üretmek" kavramını yok eder mi? Yanı sıra "O sitede varsa bende de 'hemen' olsun" algısı sorgulama ve doğrulatma adımlarına zaman tanımıyor. Aslında gazetecilik nasıl yapılır?

-Bence hiçbir şey haber yapmak, haber üretmek kavramını yok etmez. Habercilik, gazetecilik farklı mecralar üzerinden devam ediyor. Haberciliğin temel ilkelerinde pek bir değişiklik olmasa gerek. En önemlisi, kuşkusuz, özel haber üretmektir. Ama elbette farklı kaynaklardan gelen haberleri sorgulamak, doğrulatmak, gazeteciliğin olmazsa olmazlarından biri.  Evet, kimi internet siteleri buna aldırmıyor, ne bulursa olduğu gibi alıp giriyor. Oysa bir kaynaktan gelen bir habere biraz zaman ayırsanız, sorgulayıp doğrulattıktan sonra farklı bir yaklaşımla biraz işleseniz, ortaya hem daha sağlıklı, hem de nerdeyse yepyeni bir haber çıkartabilirsiniz.

- Haber sitelerinde kültür haberleri yok denecek kadar az ya da "magazin haberleri" kültür kategorisinde veriliyor. Kültür haberciliğinin gazetecilik için önemi nedir?

-1970'lerin sonlarından beri kültür gazeteciliği yapan biri olarak, her şeyden önce, gazeteciliğin kendisinin kültürel bir uğraş olduğunu söylemeliyim. Gazetecilik, kültürden yoksun insanların yapabileceği bir iş değil. Bugün, gazetecilik çoğunlukla kültürden yoksun ve kültürü önemsemeyen kişilerin elinde ve yönetiminde. O zaman da, "Eskiden işkence âletleri vardı, şimdi gazeteler var" diyen Oscar Wilde da, "Görünen o ki, gazeteler, bir bisiklet kazası ile uygarlığın çöküşünü birbirinden ayırt edemiyor" diyen George Bernard Shaw da haklı çıkıyor.

- Doğru yapıldığında kültür haberciliği, gazeteciliğe/gazeteye ve topluma ne katıyor?

Kanımca, kültür gazeteciliğinin önemi, yalnızca sanat, edebiyat, kültür haberleri vermekten kaynaklanmıyor. Aslında, daha çok, bir toplumda yaşanan siyasal, toplumsal olayların temelinde, derin sularında o toplumun kültürel yapısının, ruhunun yatıyor olmasından kaynaklanıyor. Kültür haberciliğine de böyle bakmak gerekiyor bence. Böyle bakılmadığı için, bir-iki gazete dışında gazetelerde kültür sayfası diye bir şey kalmadı.

-İletişim fakültelerinde "Cağaloğlu'nda tüm gazeteler ve gazeteciler bir aradaydı. Gazetelerin bir arada olması habere yakınlığı ve gazeteciler arasındaki dayanışmayı sağlıyordu" denir hep. Gidişatımız "Nerede o eski habercilikler" denecek kadar mı kötü?

-Gazeteciliği, basını toplumun başka ortamlarından, farklı uğraş alanlarından o kadar da ayrı düşünmemek gerekir sanırım. Pek çok alandaki değişim, gelişim ya da gerileme gazetecilikte de yaşandı. Örneğin, bir zamanlar yazarlar, şairler, sanatçılar da çok daha fazla bir aradaydı. Aynı kahvelerde buluşurlar, aynı sofralarda yer içerlerdi. Pek çok yayınevi ve derginin yönetim yerleri yazarların, şairlerin uğrak yeriydi. Bu buluşmalar, bir araya gelişler hiç de azımsanmayacak bir etkileşim, bir paylaşım sağlardı. Zamanla insanlar daha bir koptu birbirinden. Bu kopuş gazetecilikte de yaşandı. Bunun dışında, gazetecilik her zaman siyasetle bire bir ilgilendi elbette. Ama bugün toplumsal sorunlarla ilgili röportaj dizilerine, bir karede çok şey anlatan fotoğraflara, dahası nitelikli yazarların izlenim yazılarına, öykülerine eskisi kadar, hatta nerdeyse hiç talep olmaması büyük bir eksiklik.

- Bugün yaşanan baskı ve sansür ortamının var olmasında gazetecilerin üzerine düşen özeleştiri nedir,  gazeteciler sahiden "dayanışma" içinde mi sizce?

- Düşünce ve ifade özgürlüğünün, hukuk ve adaletin temel ilkelerinde bir ortaklık oluşmadıkça, baskılara, tehditlere karşı bir arada durmak mümkün mü? Örneğin, Ankara'daki terör saldırısında can veren onca insan için futbol maçlarında düzenlenen saygı duruşunu çirkin haykırışlarıyla kirleten vicdansızlara karşı bile ortak bir vicdanda buluşamıyor gazeteciler. Bunda, hiç kuşkusuz, bugünkü iktidarın toplumda beslediği nefret duygusunun da büyük payı var. "Dayanışma"ya gelince...Toplumun pek çok kesimi gibi medya da kalın çizgilerle bölünmüş durumda. Bu bölünmüşlük düşmanlığa kadar vardı. O yüzden, gazeteciliğin onsuz edilemez temel ilkelerinde bile buluşulamıyor.

- Özetle "gazetecilik nasıl kurtulur"?

- Ben, kendimi, bu "kurtarıcılık" söylemine hiçbir zaman yakın hissetmemişimdir. Özgürlük mücadelesi, toplumsal olduğu kadar bireysel bir mücadeledir. Camus'nün dediği gibi, "Özgürlük, şampanya patlatılarak kutlanan bir ödül ya da madalya değildir Bir başına koşulan, adamın iflahını kesen bir uzun mesafe yarışıdır özgürlük" Özgürlüğü savunan ve özgürlükten beslenen bir uğraş olan gazetecilik de adamın iflahını kesen bir uzun mesafe yarışıdır. 

 

Portre/Celal Üster

Türkçenin önde geln çevirmenlerinden biri. George Orwell'ın "Hayvan Çiftliği", "Bin Dokuz Yüz Seksen Dört" adlı yapıtlarını çevirdi. Yanı sıra Jorge Luis Borges ve Paulo Coelho gibi birçok yazarı yapıtlarını Türkçeye kazandırdı. 1970'lerden bu yana kültür haberciliği yaptı, uzun yıllar Cumhuriyet gazetesinin kültür sayfalarını hazırladı. Geçen yıl gazetedeki görevinden ayrılan Üster'in köşe yazıları halen Cumhuriyet'te yayımlarıyor.