'Haber halk içindir'

18 Ocak 2016 Pazartesi  |  MG ÖZEL

Medya Günlüğü'nün "Pazartesi Söyleşileri"nin bu hafta konuğu gazeteci Aslı Uluşahin. İnternet gazetesi Kültür Servisi'nin yayın yönetmenliğini yürüten Uluşahin, kitap toplatılması konusunda, "Yasaklı kitaplar her zaman daha çok okunur, bu boşa bir çaba" diyor. Ana akım medyanın dışında kalan yayınları "alternatif" olarak tanımlamanın doğru olmadığını söyleyen Uluşahin, Kültür Servisi için "bağımsız" tanımını kullanıyor. Kamu yararı olan her şeyin haber olabileceğini söyleyen Uluşahin'in sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle: 

-Bugün Türkiye'de gazeteciler tutuklu, kitaplar toplatılıyor. Düşünce özgürlüğünün bu hâli hakkında ne düşünüyorsunuz?

-Türkiye'de her zaman böyle bir ortam vardı aslında. Mesele sadece AKP ile sınırlı değil. Şu an yaşananların çok özel olduğunu, bizim de çok özel bir iş yaptığımızı düşünmüyorum. Hrant Dink de bunu yapıyordu, Özgür Gündem'den öldürülen gazeteciler de, diğer katledilenler de. Maalesef ki onlarla aynı koşullarda çalışmaya devam ediyoruz. Evet, zor. Ama zaten kolay olmasını beklememeliyiz. Gazeteci her zaman hoşa gitmeyeni söyleyen olduğu için bunları göze almalı.

- Giderek kötüleşen bir şey yok mu yani?

- Eskiden bu yana değişen çok bir şey olduğunu zannetmiyorum. Yalnızca bıktırıcı bir tekrar var. İşin kötüsü, bir türlü iyiye gitmiyor olması. Çok eskiden bu yana aynı; hâlâ gazeteciler, yazarlar, sanatçılar ya tehdit ediliyor ya hapsediliyor ya sürgün ediliyor ya da katlediliyor. Ama benden önceki kuşaklardan dinlediklerime ya da kitaplardan okuduklarıma dayanarak şunu söyleyebilirim: Türkiye'nin en karanlık dönemlerinden 12 Eylül'de bile -kötü işlese de- bir hukukun olduğu söylenir. Şu an adalet yok. Şimdinin en kötü yanı bu.

-Hasan Cemal ve Tuğçe Tatari'nin kitapları toplatıldı. En son da Yekta Kopan'ın "Aile Çay Bahçesi" adlı kitabı bir okul yönetimi ve veliler tarafından cinsel içerikli bulundu. Siz ne düşünüyorsunuz bu konuda?

- Az önce söylediğimle bağlantılı aslında, işleyen bir hukuk sistemi olsa bunu yapamazlar. Hasan Cemal ve Tuğçe Tatari'nin kitaplarının toplanması aslında çok trajikomik. Bir çözüm süreci vardı, o kitaplar yazıldı, çok satıldı ve Kürtçenin yasaklandığı bir zamandan Kürtçe kitapların basıldığı bir zamana gelindi. Şimdiyse erkin "çözüm süreci buzdolabına kaldırıldı" demesiyle bu kitaplar toplatılıyor.

- Yekta Kopan'ın kitabının cinsel içerikli bulunmasını nasıl açıklayacağız?

- İlk başta şunu açıkça söylemek lazım; bir edebi eseri değerlendirmek herhangi bir iktidarın, erkin ya da bilirkişilerin haddi değil. Edebiyat tüm bunların üstündedir. Ayrıca, yasaklı kitaplar her zaman daha fazla okunur. O yüzden bir şeyi engellemiş olmuyorlar. Yalnızca engelleme çabası var. Bu, boş bir çaba olsa da kaygı verici. Bunların hepsi bir araya gelip bize baskıcı bir dönemde olduğumuzu hissettiriyor.

- Bir de birçok gazetecinin yargılandığı "Cumhurbaşkanı'na hakaret" suçu var. Haber, Cumhurbaşkanı'na nasıl hakaret eder?

-Haber Cumhurbaşkanı'na hakaret etmez, yalnızca Cumhurbaşkanı'nın hoşlanmayacağı gerçekleri söyleyebilir. Ona hoşlanmadığı eleştiriler getirebilir ya da onun dillendirilmesinden rahatsız olacağı konuları anlatıyor olabilir.

- Aslında haber nedir, neye hizmet eder?

- Ben haberi yazarken şunu düşünürüm; kamu yararı var mı? Eğer kamu yararı olduğunu düşünürsem haberi yazarım. İktidar hoşlansın ya da hoşlanmasın. Kamu yararı yoksa haber değeri de yoktur.

Bir yandan da şunu söylemek isterim, günümüzde haberin, haberciliğin pek masum olduğunu düşünmüyorum. Alain de Botton'un "Haberler" kitabı bu konuda çok zihin açıcı. Haberin nasıl kullanıldığı konusunda bilgiler veriyor. Neden bu kadar haber bombardımanına tutuluyoruz? Bu haberler bize ne söylüyor? Temellendirilmeyen bu bilgilerle biz ne yapacağız?

- Sadece muhalif olmak için yapılan haber hakkında ne düşünüyorsunuz?

- Kamu yararı yalnızca muhalefet değildir. Ben habercilerin tek varlık nedeninin iktidarı eleştirmek olduğunu düşünmüyorum. Çünkü bu tavır da bir tür körleşme yaratıyor. Aslında yine iktidarın işine yarıyor.

- Sokağa çıkma yasaklarının olduğu, söyleyeceğimiz herhangi bir şey için linç edilebileceğimiz bir dönemde ve böyle bir baskı ortamında gazetecilik yapmak nasıl bir his?

- Ben kültür haberciliği yapıyorum, bunun daha "güvenli" bir alan olduğu söylenir. Örneğin Doğu'da haber takip etmiyorum ve oradaki arkadaşlarımın neler yaşadığını hayal bile edemem. Ama ben şimdi orada olsaydım ve bunu sorsaydın, ne kadar çok korktuğumu anlatırdım. Vahşeti görmekten, buna kurban gitmekten korktuğumu söylerdim. O yüzden de işimi iyi yapmaya çalışırdım, çalışıyorum. Korktuklarım kimsenin başına gelmesin diye.
Öte yandan, yaşananlar malum, söylediğiniz bir söz bile bugün başınıza türlü belalar açabiliyor. Tam bir kuşatma söz konusu.

- Muhalif ya da yandaş olmak seçeneklerinden başka bir şans tanımayan böyle bir medyada alternatif medya organları neyi üstleniyor sizce?

- Ben alternatif değil "bağımsız" demeyi tercih ederim. Çünkü medyanın bağımsızlığın esas mesele olduğunu düşünüyorum. Kültür Servisi ve diğer iyi haber siteleri için söylemek gerekirse, biz bir şeyin alternatifi değiliz. Kültür Servisi'nin "hakkımızda" bölümünde yazanları hatırlatmak isterim; herhangi bir kurum, kuruluş ya da şahısla doğrudan ya da dolaylı bir bağlantımız yok bizim. Bu da bizi şundan kurtarıyor, kimseyi övmek zorunda değiliz ya da kendimizi kimseyi yermek zorunda da hissetmiyoruz. Bu yüzden "bağımsız medya" organlarının önemli olduğunu düşünüyorum, yermek ya da övmek zorunda bırakmadığı için.

- Kültür Servisi neyi hedefliyor, neyi değiştirmek istiyor ve neleri değiştirdi?

- Kültür Servisi çok yeni bir internet gazetesi. Biz nitelikli kültür haberciliği yapmak istiyoruz. Türkiye'de böyle bir eksiklik olduğu düşünüyoruz ve bu boşluğu doldurmaya başladığımıza, en azından "ortamı" hareketlendirdiğimize inanıyoruz. Çok yeni olduğumuz için birçok eksiğimiz var, ama iyi bir yolda olduğumuzu ve insanların bunu görmeye başladığını düşünüyorum. Benimle Kültür Servisi'nin yayın yönetmeni olarak konuşuyorsun, ama ben aynı zamanda bu gazetenin muhabiriyim. Belki de hâlâ muhabirlik yapan tek yayın yönetmeniyim. Çünkü ben muhabirliğin bir gazeteyi ayakta tutan tek şey olduğunu düşünüyorum. Esas olan haberdir. Yayın yönetmeni sıfatındansa bir muhabir olarak anılmayı tercih ediyorum. Şu an bir sürü yayın, arkadaşlarımıza kopyala-yapıştır işini yaptırarak onların muhabirlik gücünü çalıyor. Biz masa başı gazeteciliğini çok az yapmaya çalışıyoruz, mümkün olduğunca sokakta olmak için kendimize zaman yaratıyoruz.

- "Nitelikli kültür haberciliği" gazeteciliğe ve topluma ne katıyor?

- Bir sürü haber yalnız bugünü anlatır. "Bugün bir adam bir kadını öldürdü", "Bugün Cumhurbaşkanı şuna dava açtı, bunu tutuklattı" der. Kültür haberleriyse, bunların neden olduğunu anlamamızı sağlar. Bir taraftan da gelecekte ne olacağıyla ilgili önemli ipuçları verir. Mesela kentsel dönüşümle evlerinden kovulmuş insanlar kültür haberinin konusudur, çünkü bu kültürel bir meseledir. Emek Sineması'nın çakmasının yapılması, bir kilisenin önüne yapılan yüksek binalarla görünmez kılınması kültürel bir meseledir. Sokağımıza gelen bozacının artık gelmemesi ya da sokakta mızıka çalan bir çocuğun yaşadıkları kültür haberlerinin konusudur. Diyanetin fetva kolunun "Çocuklarınıza şehvet duyabilirsiniz" demesi kültürel bir açıklamadır. Bu nedenle kültür haberciliğinin sanıldığından daha geniş bir alanı var. 

- En başa dönecek olursak, sohbetimiz boyunca çizdiğimiz bu kara gazetecilik resminden gazeteciler de sorumlu mu?

- Bu baskıcı atmosferin içerisinde iki olay bence çok önemliydi. Birincisi, Hürriyet baskını ve Ahmet Hakan'a saldırı sonrasında daha önce hiç eylemlerde görmediğimiz gazetecilerin sokağa inmesi. Hürriyet'e saldırı, arka sokaklarda yaşananların ana caddelere çıktığının resmiydi. Gazetecilerin plazalardan sokağa çıkması da ayrı bir söz söylüyordu. Bir diğeri de, Sedat Ergin'in Hürriyet baskınından sonra canlı yayında panik halinde, "can korkusuyla" saldırıyı anlatması. Bu iki sahnenin olayın sorumluları ve bugüne gelişimizi kimlerin yarattığı konusunda çok anlamlı olduğunu düşünüyorum. 

Hapisteki ya da şimdi baskı altındaki kimi gazetecilerin de "Onlar gazetecilikten alınmadı" başlıklarından sorumlu olduğunu unutmadık. Son seçimden sonra dönülen fabrika ayarlarını da biliyoruz. Sorumluluğu paylaşmamız ve bir özeleştiri yapmamız lazım.

- Tüm bunları düşününce endişelenmemek mümkün değil sahiden Yeni başlayan gazetecilere ne önerirsiniz?

- Kendimi öğüt verecek bir yerde görmüyorum. Ben bir iyi gazeteci olmaya çalışıyorum, o arkadaşlarımız da iyi gazeteci olmaya çalışacaklar. 
Ahmet Şık'ın çok önemli bir sözü var: "İnsanlar gazetecilik ayrıcalığından vazgeçemiyorlar." Gazetecilik bir ayrıcalık değil, kahramanlık değil, sundukları vazgeçilmez değil. 
Bir de ben gazeteciliğin bireysel bir iştense bir takım oyunu olduğuna inanırım her zaman, iyi bir takım oyuncusu olmayı öneririm. 
Son olarak genç gazetecilerdense deneyimli olanlara bir şey söylemek isterim; bildiklerini aktarmaktan ve gençlere bir şeyler öğretmekten korkmasınlar, gocunmasınlar. Boynuz kulağı geçsin. Çünkü ben bu alanda çoğu kişinin deneyimlerini paylaşmadığını düşünüyorum. 

 

Portre/Aslı Uluşahin

1981 yılında Eskişehir'de doğdu. İstanbul Üniversitesi'nde Türk Dili ve Edebiyatı eğitimi aldı. Gazetecilik öncesinde sektörel yayınlar ve kitap yayıncılığı alanında çalıştı. Edebiyat yazıları farklı mecralarla yayımlandı. Son olarak Cumhuriyet gazetesinde düzeltmenlik ve kültür muhabirliği yaptı. Şimdi, Kültür Servisi adlı internet gazetesinin (http://www.kulturservisi.com ) yayın yönetmeni.