'Sokakta sansür yok'

02 Şubat 2016 Salı  |  MG ÖZEL

Medya Günlüğü'nün "Pazartesi Söyleşileri"nde bu hafta düşünce özgürlüğünün başka bir yönünü değerlendirdik. Gazetecilerin yakındığı "baskı" konusunun "sokak" boyutunu anlamak için, giderek daha sık rastladığımız duvar boyamalarını ve sokak sanatının sınırlarını genç bir sokak sanatçısına, Efe Eraslan'a sorduk. Sokak sanatının yeterince anlaşılamadığını ve bu nedenle sansürlenemediğini söyleyen Eraslan, "Sokağa boyadığımız bir şeyi oraya sadece bırakıyoruz. Çünkü bu bir aidiyet değil, sokağı sahiplenmeye veya ona ad vermeye çalışmıyoruz" diyor. Ona göre sokak sanatının "kimseye bir şey öğretmeye çalışmamak" gibi rahat bir yanı var. Eraslan'ın sorularımıza verdiği yanıtlar şöyle: 

 

-Sokağı boyamaya nasıl başladın?

-Adana'da 15 yaşımdayken başladım. İstanbul'da da boyadığım bayağı yer var. Kendimi sokak boyamada bir yere koymuyorum. Yaptığım şey, tamamıyla akışa bağlı olarak istediğimi istediğim yere yazmak. Sokağı boyayacağım diye bir zorunluluk hissetmiyorum. Mevzu, bir yüzeyi boyamak aslında. Sanat olarak grafiti, kurallar çerçevesinde değil. Herhangi bir zümreye ya da bir stereotipe ait değil. Zaten ben, 'grafiti' tanımı altında başlamadım. Duvarları boyamaya başladığımızda, bunun adının grafiti olduğunu bile bilmiyorduk. Yeni dönem çocukların yaptığından biraz daha farklıydı bizimkisi. Adana'da bir arkadaşımla ilk kez bir okulun duvarını boyamıştık ve yaptığımız bize göre sıra dışıydı. Sonra da devam etti, 'Ques' mahlasıyla boyuyorum işte. 

 

 

-Sokak sanatçıları genellikle neden mahlas kullanıyor?

-Çünkü kendilerinden ayırdıkları bir benlik var. Aynı zamanda tanınmaman ve birilerinin sana ulaşmaması gerekiyor yakalanmamak için.

-Yakaladın mı hiç?

-Evet tabii. 

-Ne oldu sonra?

-Dayak yedim. Ama diş telli, neşeli çocuk olduğumdan yırtmıştım genellikle. Öyle olunca sebep uydurmak kolay oldu. Sevgilimizin adını yazıyoruz filan dedik.

-Sokağa yapılacak her şeye sanat demek mümkün mü?

-Her şeye sanat denemez tabii. Fakat sanat o kadar geniş bir şey ki; sokağa yazılan ve yazılabilecek her şeye de sahip çıkıyor. Sokakta bir sürü sanatçının mahlasını görüyorsun ve aslında bu mahlas bir değer taşımıyor, sadece onun bir yüzey boyanmış. Bu boyanma da aslında boyanmama durumundan farklı değil, çünkü zaten o duvar bir şekilde daha önce de boyanmıştı. Mesele, oraya bir desen katmak. Bu desenler, birilerini rahatsız ya da mutlu edebilir. Tepkilerin niteliğini kişiler belirliyor. Yanı sıra bir yerlerin boyanması, kazınması, çizilmesi, ağaçların örgüyle kaplanması, duvarlara yosunlama yöntemiyle bir şeyler yazılması gibi bir sürü şey yapılıyor. Tüm bunlar herhangi bir tanıma sıkıştırılamaz zaten.

 

 

-Belediyelerin ya da sanat galerilerinin düzenlediği etkinliklerle sergilenen bazı çalışmalar var. Bu kadar kapsamlı olduğunu söylediğin bir sanatın bir etkinliğe hapsedilmesi rahatsız edici oluyor mu?

-Ben konunun desteklenmesine saygılıyım. Çünkü sanatçının duyulmasını, malzeme edinmesini sağlıyor ve bir referansın oluyor. Hepsini bir yana koyup özden konuşmak gerekirse, sanatçı gerçekten galeri karşıtı olabilir ve yaptığı hiçbir şeyi paylaşmayabilir. Bir şeyi boyar, yakar, ismini kimse bilmez. Bunların hepsi olasılık ve onun özgürlüğün ölçütleri. 

-Daha önce gördüğüm bir duvar yazısı "Gri daha mı iyi oldu" diye soruyordu. Çünkü önceki yazılama yine "belediyenin katkılarıyla" griye boyanmıştı. Özgürlük konusundaki bu yaklaşım çelişkili değil mi sence?

-Bu konudaki en iyi örnek Kadıköy'de griye boyanmış yerleri yorumlayan Max mahlaslı sanatçı arkadaşımız. Bu yüzeylerin üzerine marker ile dış çizgi çekerek tasarım yapıyor. Böylelikle bir tepki ortaya koyuyor. Özgürlükten bahsediyorsak, biri bir şeyi sevmiyorsa gelsin bir boyamanın üzerini griye boyasın, gücü varsa yapsın zaten. Çünkü biz onu tekrar boyayacağız. Yüzlerce kez griye boyanan bir yeri tekrar boyayacak birçok sanatçı var. Bu insanlar sokakta bedavaya çalışıyorlar, dolayısıyla griye karşı çıkarken düşünmeyecekler. Boyayan gelsin griye boyasın, ne güzel olur, yeni bir sayfa açar bize. Sokağa boyadığımız bir şeyi oraya sadece bırakıyoruz. Çünkü bu bir aidiyet değil, sokağı sahiplenmeye veya ona ad vermeye çalışmıyoruz. 

 

 

-Sokak boyamalarına karşı çıkanlar, duvarın "kamu malı" olmasını gerekçe gösterir hep. Sanatınız kamu malına zarar mı veriyor? 

-Bu en önemli soru. Kent hakkının konuşulduğu bir panelde şunu sormuştum: Geçmiş odaklı bir dönüşüm ve kentleşme söz konuysa, eski bir binanın taş duvarına bir yazılama yapılması ne kadar doğru ya da ne kadar yanlış? Bu soruların doğurduğu tartışma çok değerli bence. Bana kalırsa durum, sanatçının ve bireylerin ne yapmak istediğiyle alakalı. O kentte yaşayan kişi orayı yıkmak dahi isteyebilir. 

-Düşünce özgürlüğündeki kısıtlamalar, sokak sanatına nasıl yansıyor? 

-Sanat hâlâ biraz daha şanslı. Özellikle gazetecilik gibi bir alana göre Sokak sanatı, tepki uyandıracak bir şey olmasına karşın insanlar tarafından yeterince anlaşılamıyor ve bir maskenin ardında yapılabiliyor. Toplum bu konuda henüz belli bir kapasiteye gelemediği için özgürüz belki de. Ayrıca, Türkiye'deki sanat algısı müzik odaklı. Böyle olunca resim pek de akla gelmiyor.

-Sansürleyici güç, resmi sansürleyecek bir bilince mi sahip değil yani?

-Evet, çok vahim ama öyle. Görsel sanat denince sansürlenen başlıca şey karikatür oluyor. O da haberciliğe yakın bir alan ve anlaşılır şeyler söylüyor. Onun dışında, sokak sanatına ilişkin tepkiler daha çok mahalle baskısına benzer. Ücra semtlerde bir grafiti yaptığında karşılaşacakların bellidir; siyasi bir yazı yazıp yazmadığını öğrenmeye çalışırlar, satanist misin diye sorgularlar, benim de adımı yazsana diyebilirler filan. Ya da en iyi senaryoda renkli bir şey yaptığın için seni severler. Yani bunların dışında bir algı uyandıramazsınız. Özetle, sokak sanatının şöyle bir rahatlığı var; şöhret peşinde koşmuyor, kimseye hiçbir şey öğretmeye çalışmıyor. "Ben buraya bunu yaptım, ne istiyorsan onu gör" diyor. 

 

PORTRE/ Efe Eraslan

 1990 yılında doğdu.Çukurova Üniversitesi İnşaat Mühendisliği bölümü bitirdi. Sokak boyamaya lise yıllarındayken Adana'da başladı. Şu anda Mimar Sinan Güzel Sanatlar Fakültesi'nde İç Mimarlık yüksek lisansı yapıyor.