'Gazeteler pazarlama broşürlerine döndü'

17 Mayıs 2016 Salı  |  MG ÖZEL

Medya Günlüğü'nün "Pazartesi Söyleşileri"nin bu haftaki konuğu gazeteci Onur Erem. BirGün'de çalışan Erem, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a hakaret ettiği gerekçesiyle yargılanıyor. "Haberlerimi hazırlarken herhangi bir sansürle karşılaşmadım, otosansür uygulamak için de herhangi bir nedenim yok. BirGün'de bizi kısıtlayan şeyler sermaye ilişkileri veya sansür değil, maddi imkânsızlıklar oluyor"diyen Erem sorularımızı şöyle yanıtladı: 

- Türkiye'de gazetecilik yapılabilecek alanın son derece daraldığı, gerçek gazetecilerin sektör dışına itildiği ya da sadece marjinalleştirilen yayınlarda çalışabildiği bu dönemin biteceği konusunda umudunuz var mı? Medyanın bu durumda bulunmasının nedeni siyasiler mi, medya patronları mı? Gelinen noktada gazetecilerin de sorumluğu var mı?

-Umudum var. Fakat bu dönemin bitmesi, ancak bu iktidarın bitmesiyle mümkün olacaktır. Medya patronları, AKP'den önce de iktidarla çeşitli çıkar ilişkileri kuruyordu. Fakat AKP döneminde medya sektörü tamamen değiştirilerek kendi iç dinamikleriyle işleyen bir sektör olmaktan çıktı. Bugün birkaç istisna hariç, tüm gazeteler medya patronları tarafından zararına çıkarılan pazarlama broşürleri haline dönüştü. Hepsi iktidarla ihale ve benzeri çıkar ilişkileri içinde olan işadamları tarafından işletilen bu gazeteler, işadamlarının iktidara olan sadakatlerini gösterme aracı durumunda.

Medyaya dışardan yapılan bu müdahaleler, sektörü kendi iç dinamikleriyle işleyen bir sektör olmaktan çıkardı. Eskiden gazetecilik sektöründen para kazanan patronlar vardı, bugünse gazetecilikten zarar eden fakat bu zararı başka ihalelerle telafi eden patronlar var. Hükümetin de, kontrol ettiği özel (Turkcell gibi) veya kamu kaynaklarıyla (Yandaş gazetelere verilen kamu kurumu reklamları, Sabah - atv grubunun satışı için kamu bankasından kredi verilmesi gibi) bu düzeni ayakta tutmak için çabaladığını görüyoruz.

Medyanın bu durumunda en büyük sorumluluk, bu sistemi yaratan AKP ve Erdoğan'dadır. İkinci olarak, bu düzeni kabul eden medya patronları da sorumludur. Son olarak, yıllarca ana akımda çalışırken sendikal mücadeleye dâhil olmayan, gazetecilerin öz örgütlenmesine destek vermeyen, sendikalı arkadaşları sırf bu nedenle işten atıldığında ses çıkarmayan gazetecilerin de bugün gazetecilerin örgütsüz olması ve bu düzene direnememesinde payı vardır.

Bugün iktidarın ayakta kalabilmesinin en büyük nedeni iktidara koşulsuz biat ederek, utanmadan yalanlar yazan ve iktidarın rıza üretimini gerçekleştiren bu propaganda aygıtıdır. Fakat günümüzdeki medya düzeni, tıpkı bu iktidar gibi sürdürülebilir değildir.

Öte yandan, bu iktidar yapısından kurtulduğumuz gün ülkenin bir cennete dönüşmeyeceğini de bilmek gerekir. Medya çalışanları yine patronlarına karşı pek çok mücadele vermek zorunda kalacak, belki bu iktidarın desteği sayesinde kalan basın organları batarak binlerce gazeteciyi işsiz bırakacak. Önemli olan, gazetecilerin örgütlenerek haklarını almaları ve BirGün, Evrensel, Özgür Gündem gibi bağımsız gazetelerin sayılarının artması, halkın desteğiyle güçlenmesi.

Son olarak, gazetecilik yalnızca Türkiye'de değil, farklı nedenlerle olsa dünyada da bir kriz içinde. İnternet haberciliğinin yayılması nedeniyle gazeteler bir dönüşüm sürecinde. Gelirleri azalıyor, bazıları kapanmak veya yola internette devam etmek zorunda kalıyor. Dünyada hiçbir gazete buna karşı kalıcı bir çözüm bulmuş değil. Gazetecilik bir geçiş sürecinde ve bu küresel gelişme, Türkiye'de de etkisini hissettiriyor.

- Mesleğe başlamadan önce hayalini kurduğunuz gazeteciliği yapabiliyor musunuz, otosansürle nasıl mücadele ediyorsunuz? Gazeteci olduğunuza pişman mısınız?

-Gazeteci olduğuma kesinlikle pişman değilim. Gazeteler çocukluğumdan beri benim için dünyaya açılan bir pencereydi. İnternetin olmadığı bir dönemde büyürken, heyecanla annemle babamın iş çıkışında eve getirdiği gazeteleri beklerdim. Mezun olduktan sonra da yapmak istediğim iş gazetecilik oldu. Özellikle böyle baskı dönemlerinde, iktidar tüm gücüyle propaganda yaparken onun karşısında gerçekleri yazabilen gazetelerin önemi artıyor. Pişman olmanın aksine, özellikle böyle bir dönemde gazetecilik yaparak bu mücadeleye destek olabildiğim için mutluyum.
Haberlerimi hazırlarken herhangi bir sansürle karşılaşmadım, otosansür uygulamak için de herhangi bir nedenim yok. BirGün'de bizi kısıtlayan şeyler sermaye ilişkileri veya sansür değil, maddi imkânsızlıklar oluyor. Bu imkânsızlıkların dışında, hayalini kurduğum gazeteciliği yaptığımı söyleyebilirim.

- Cumhurbaşkanı'na hakaretten yargılanmanızın gerçek nedeni ne sizce?

-Google'a "hırsız katil" yazınca bir ülkenin cumhurbaşkanı ve iktidar partisinin adının Google tarafından önerilmesi dünyanın hangi ülkesinde olursa olsun haber değeri taşır. Bu haberi hazırladığım için hâkim karşısına çıkacağım.

Cumhurbaşkanı'na hakaretten yargılanmamın gerçek nedeni Cumhurbaşkanı'nın bir diktatör olmasıdır. Kendisiyle ilgili en ufak eleştiriye bile tahammül edemeyen Erdoğan, yalnızca gazetecilere değil, akademisyenlere, milletvekillerine, yazarlara, öğrencilere, işçilere, başbakana, kısaca herkese saldırıyor. İşlediği suçların bilincinde olduğu için, iktidardan düşmesi durumunda ömrünü hapislerde geçireceğinin farkında. Bu korkusu yüzünden normalde bir siyasetçinin katlanması gereken en basit eleştirilere bile katlanamıyor. 

- Başbakan Davutoğlu'nun istifa sürecinde bazı gazeteciler ısrarla "Bu bir kriz değil", "Bu bir darbe değil" dedi. Elbette gazetecinin de bir görüşü vardır ama bunu ısrarla, kamuoyunu manipüle eder şekilde yapmalarını nasıl karşılıyorsunuz?

-Yandaş basında çalışan pek çok kişinin yaptığı gibi, bu kişilerin de yaptığı şey de gazetecilik değildir. George Orwell'ın da söylediği üzere "Gazetecilik birilerinin yazılmasını istemediği şeyleri yazmaktır. Bunun dışındaki her şey halkla ilişkilerdir". Bu insanlar da iktidarın yazılmasını istediği şeyleri yazmak için büyük paralar kazanan halkla ilişkiler çalışanlarıdır, Chomsky ve Herman'ın tanımıyla kapitalist iktidarın rıza üretim araçlarının bir parçasıdır. O yüzden böyle bir medya düzeninde bu insanların kamuoyunu manipüle etmeye çalışmalarını son derece doğal karşılıyorum. Aksini yapmaları şaşırtıcı olurdu.

Davutoğlu'nun işinden kovulması, büyük bir AKP içi kriz sonucunda gerçekleşen bir saray darbesidir. Bu insanların "Bu bir kriz, darbe değil" diyor olması bile bunun bir kriz ve darbe olduğunu gösteriyor. 1965'ten beri Türkiye'de bir partinin aldığı en yüksek ikinci oy oranını alan bir genel başkanın seçimden 7 ay sonra görevini bırakmak zorunda kalmasını normalleştirmek için ellerinden geleni yapıyorlar.

- Can Dündar'a yönelik silahlı saldırının ardından konuyu bambaşka yerlere çekenler oldu. Biz gazeteciler bir meslektaşımıza yönelik saldırıda bile neden tek ses olamıyoruz sizce?

-Saldırının ardından gazeteciler tek ses olmayı başardı. Farklı siyasi görüşlerden, çok sayıda kurumdan gazeteciler ortak tepkiler verdi. Bambaşka yere çekenler, yukarda da bahsettiğim üzere gazeteciler değil, iktidarın halkla ilişkiler çalışanlarıydı.

- Son olarak, mesleğe yeni başlayan ya da başlamak üzere olan ama medyanın hali nedeniyle tereddütte olan genç gazetecilere ne önerirsiniz?

-Tereddütleri olanların başlamamasını tavsiye ederim. Çünkü şu anki medya düzeninde gazetecilik yapmak büyük fedakârlıklar gerekiyor. Gazetecilik yapan çok az sayıda kurum kaldı ve buralarda çok az paraya, genellikle asgari ücrete, haftada 6 gün çalışmayı, emeklerinin karşılığında ödül almak yerine yargılanmayı ve tutuklanmayı göze almaları gerekiyor. Eğer rahat bir işe sahip olmanın, çok para kazanmanın hayalini kuran gençler varsa, onlara bu dönemde gazetecilik yapmalarını tavsiye etmem.

Fakat idealleri olan, bu durumu göze alan gençlere kesinlikle gazeteciliğe başlamalarını tavsiye ederim. Bu kadar skandallarla dolu bir dönemde Türkiye'nin gazetecilere her zamankinden daha fazla ihtiyacı var. Siyasi görüşlerini kendilerine yakın buldukları gazetelere gelerek meslekle tanışmalarını öneririm. Yaptıkları haberlerle Türkiye'nin gündemini değiştirebilir, bu karanlık dönemde bir kibrit de kendileri yakmış olurlar.