Son ağaç

27 Mayıs 2016 Cuma  |  KÖŞE YAZILARI

Bir varmış bir yokmuş. Pireler berber develer tellâl iken çok uzaklarda bir insan yaşarmış. Çok zekiymiş bu insan denen varlık. Aletler yapar, çevresinde gördüklerini bir maymundan çok daha iyi kopyalarmış. Güzel mi güzel, yeşil mi yeşil bir gezegeni varmış bu insan denen şeyin. Bu gezegenin üzerinde yaşar ve kendini hep geliştirirmiş. Fakat kendini geliştirirken öyle yanlış yollardan ilerlemiş ki yarısı yeşil yarısı mavi olan gezegeninin yarısı gri, öteki yarısı da kahverengi olmuş. Başlarda kendini gezegenine adapte eden insan, sonraları çevresini kendine adapte etmenin daha kolay olduğunu düşünmüş olacak ki durum bu hale gelmiş. Hatta bu işte o kadar başarılıymış ki düşünceleriyle evreni bile kendisine adapte etmiş, her yaratılışın merkezine kendini koymuş.

Bir gün gelmiş, bir tek ağacı kalmış gezegeninde, diğer bütün ağaçlarda yaşayan orman perileri evsiz kalınca bu ağaçta yaşamaya başlamışlar. İnsanları yaklaştırmıyorlarmış, bir zamanlar insanların katlettikleri ormanlar gibi her yaklaşan insanı katlediyor ve büyüleriyle ağaca bir zarar gelmesini engelliyorlarmış. Son yuvalarını korurlarken, aynı zamanda son yaprağın düşmesini de engelliyorlarmış.

Gel zaman git zaman periler bu ağacı yaşatmışlar ve bütün gezegen yavaşça kururken küçük bir fanusun içerisinde büyüleri sayesinde hep bolluk ve bereketle yaşamışlar. İnsanlar perilerle konuşup, beraber çalışarak gezegeni kurtarma planını sunması için bir elçi seçmişler. Elçi ağaca yaklaşmış ve yaklaştığı saniye periler etrafında onu öldürmeye hazır bir şekilde belirmişler. Elçi hemen dizlerinin üzerine çöküp Peri Kralı'nı selamlamış ve ona teklifi sunmuş.

Teklifi duyduklarında bütün periler kahkaha atmışlar. Elçi bu duruma sinirlenmiş ve eklemiş:

Bütün gezegen yok olduğunda acaba büyünüz sizi kurtaracak mı? Yardım etmezseniz hepimiz öleceğiz!"

Perilerden bir kahkaha daha yükselmiş. Fakat Peri Kralı herkesin aksine hiç gülmüyor bütün ciddiyeti ile elçiyi gözlemliyormuş. Elçi bir süre perileri ikna etmeye çalışmış fakat her seferinde periler daha da çok gülüyorlarmış. En sonunda kralın ayağa kalkmasıyla gülüşmeler kesilmiş. Yavaş adımlarla elçiye yaklaşmış ve eğilip ancak onun duyabileceği bir şekilde sormuş:

"Bütün gezegen mi yok olacak?"

"Evet, oksijen üreten makinalarımız için neredeyse hiç yakıtımız kalmadı. Su kaynaklarının da yüzde 85'i tükendi."

"Peki kalan da tükenince ne olacak?"

"Gezegendeki yaşam son bulacak ve yavaşça evrende salınan bir kaya parçasına dönüşecek."

Peri Kralı geri çekilmiş. Elçinin suratına bakmış.

"Ah küçük insan, hayır..." demiş. "Salınan kaya parçasına dönüşen bir gezegen yok burada. Ufak bir temizlik var. Sizin tanımadığınız bir temizlik. Sana mı yaratıldı sanıyorsun bu gezegen de sen suyunu ve havanı kaybedince o da senle ölsün? Hayır küçük insan ne bu evren ne bu ağaç ne bu su ne de bu havadaki küçük moleküller senin için yaratıldı. Sen sadece onların varlığının rastlantısal bir sonucusun. Biz ise hep buradaydık, hep burada olacağız. Sandın ki tanrın senin için yaptı bu nehirleri, sen de kuruttun onları. Bu kadar seviyorsun çünkü sen tanrını, onun hediyesini yok edecek kadar. Sen düşündün ki bu gezegen sana yaratıldı, tanrın sana yuva yarattı. Sandın ki evrende, senin merkezinde olduğun mükemmel bir düzen var. Oysa sen sadece bazı koşullar bazı anlarda oluştu diye var olabildin. Onlar sen var olasın diye yaratılmadı. Sen onlar var olduğu için var olabildin. Şimdi ise gelmiş benden yardım istiyorsun küçük insan. Hayır. Senin vaden doldu."

Elçi duydukları karşısında şaşırmış ve son bir defa çaresizce krala yalvarmış:

"Hiçbir şey yapmayacak mısınız?!"

"Yapacağız. Soyunu tükettiğin binlerce türün arasına katılmanı, senin türünün de tükenişini izleyeceğiz. Sonrasında ise yeni bir düzen başlayacak."