Eskiye özlemci

30 Mayıs 2016 Pazartesi  |  YOLCU

Sizi bilmem ama ben eskiye özlem duyanlardanım...

Ancak bu eskiye özlem meselesi, hemen her konuda olduğu gibi, memleket ahalisi tarafından biraz şirazesinden çıkarıldığı için oturup şöyle sakin sakin sağından solundan bir bakayım dedim. Bir de klavyemin gücü yeterse nasıl bir "eskiye özlemci" olduğumu anlatmaya çalışacağım.
...

Dediğim gibi, bu aralar bu mevzuda da genelde ikiye ayrılıyoruz. "Ne eskisi, ne nostaljisi kardeşim?  Bugünün nimetlerinden zokur zokur faydalanırken iyi ama!"cılarla "Herşey eskiden daha güzeldi. Ben 1960 başına dönmek istiyorum. Gönderin o yıllara beniii!"ciler... (Buradaki 1960, bulunulan yaşa göre 1970 veya 1980 olarak değiştirilebilir. Bir de "1980 öncesine dönmek mi istiyorsun sen?" konusu vardı ama onun konumuzla pek ilgisi yoksmiley Bu bağlamda "2002 öncesine dönmek mi senin derdin?" sorusu daha popüler son zamanlarda.)

Nostalji deyince akla belki de ilk gelen şey müzik oluyor örneğin. Endüstriyelleşmiş bugünün müzik sektörü yüz milyarlarca dolarlık pazara sahipken otuz sene ve öncesinin müzikleri ile bir başka sektör de oluştu. Memleketimiz özelinde de örneğin ismini 45 devirli eski plaklardan alan gece kulübüne girmek okulunu sınavlarını halledip öğretmen olarak atanmaktan daha zor. Akıl eden işletmeciyi kutlamak gerek. 

Bir gece öncesi Justin Timberlake, Rihanna  ve/veya "Angara'nın Bağları" ile coşmuş kitleleri sinemadan Ayla Dikmen'in "Anlamazdın" şarkısı sayesinde kırmızı ve şişmiş gözlerle çıkarmayı başaran ve özellikle de gençlere "Nasıl şarkılar bunlar abi yaa?" dedirten Çağan Irmak da bu konuda kilometre taşı olmuştu. Filmdeki diğer şarkıların da, özellikle Semiramis Pekkan'ın "Bana Yalan Söylediler"in hakkını yememek gerek...  

Müzikle amatörce uğraşan, yetmemiş gibi melodiler yaratmaya cüret eden biri olarak "eski" şarkıların tadının açık ara önde olduğunu söylemeliyim. Belki de müziğin matematiği ile ilgili bir şey bu. Sonuçta hepi topu sekiz notanın porte üzerindeki dizilişi hadisesi. Tükendi, bitti belki de. Burada asıl konu o bahsettiğim gece kulübünü dolduranların yaş ortalaması. 50 üstü olsa kısır bir eski-yeni tartışmasına malzeme olur ama çok daha düşük. Neredeyse 20'ler civarı...
....

Bir doğum günümde sosyal medyadan kutlayan dostlara "Yaşlanmıyoruz aslında, hatıralarımız çoğalıyor" diye başlayan bir teşekkür mesajı yazmıştım. Canımız ciğerimiz olan beynimizin en iyi huylarından biri iyi şeyleri hatırlamaya olan eğilimi. (Tuhaf bir cümle olduğunun farkındayım, ak veya karaciğerim "Öyle mii?! Al o zaman sana..." deyip başıma dert açmazlar umarım.)  İşte bu iyi şeyleri hatırlama durumundan ve iyi şeylerin hatıra mertebesine ulaşabilmesinden dolayı eski günler sık sık bize yazının başlığındaki sözü söyletir. Bence bu inceden bir tuzak ve düşmemek lazım. Yani eskinin, eski günlerin, nostaljinin güzel tarafları cepte, ancak "Işınlayın beni 1957'ye! Allah belasını versin 2016'nın" da biraz irrasyonel bir tepki.

Konuya bu açıdan bakınca geliyoruz zurnanın zurnacıyı mahçup ettiği yere. 

Dünya yolculuğunun 50 senenin üzerine çıkması kritik bir eşik, inanın. Yaşadım oradan biliyorum. Hatıraların çoğalması filan tamam da o eşikten sonra güzel hatıralar elemeye tabi tutuluyor ve bir tür final turu oluyor. Yani en güzeller, en iyiler daha bir öne çıkıyor. Yetmemiş gibi siz onlardan biraz daha uzaklaşmış oluyorsunuz. Sonra gelsin "Aaah o günler!" 

İşte tam bu noktada ben kendimi şu şekilde tedavi ediyorum. Şu içinde bulunduğumuz gün de bir gün birileri için "Aaah o günler"den biri olacak. 30-40 sene sonra biri, belki de kızım Melis Ege "Müziği ne güzel kulaklıkları takıp dinliyorduk eskiden. Bu ne, beyin çipine müzik kodunu düşün, istediklerin kafanın içinde çalsın. Tamam yanımda çalıyorlar ama sıkıldım ben abi yaa... Aaah o günler!" diyecek. Benim eski plaklardaki cızırtılardan, orta dalga radyo yayınlarındaki hışırtıdan hoşlanmam, kabul ediyorum sanki hastalıklı ama, özlemem gibi.  
Dün, bugün, gelecek... Hepsinde var bir şeyler...  

Konuyu yine müzikle toplamaya çalışmamın bir nedeni var. Eğer koşullarınız uygunsa, küçük bir ricam olacak. Bizim içimizi başta Selda Bağcan ve rahmetli Ferdi Özbeğen'in yorumlarıyla titrettiği "O Günler" şarkısının orijinalini dinlemenizi isterim. Bulgaristan'ın Ajda Pekkan'ı denilen (yani dediğimiz) Lili Ivanova'nın İspanyolca yorumladığı "Camino". 1969 yılında kaydedilen bu şarkıda konu biraz farklı ama bu nefis sesi dinlemeye bence değer. İspanyolca bilmeyenlerimiz, misal ben, zaten bildiğimiz sözleri mırıldanacağız. Bu arada Lili hanım şu an 70'lerini devirmekle meşgul... 

Buyrun linki; https://youtu.be/-b-r2y5qEyI
.
Şarkılar ve kahkaha hayatınızda hep olsun, kaldı ki bu sizin elinizde. Sinir bozucu şeyler isteseniz de etrafınızdan eksilmiyor çünkü...