Ege'de tehlike çanları

02 Haziran 2016 Perşembe  |  KÖŞE YAZILARI

Türkiye'nin güzel, hatta eşsiz bir ülke olmasıyla, tarihi eserleriyle, doğasıyla hep övünürüz ama bunları acımasızca yok etmek için de elimizden geleni yaparız!..

Kamuoyu belki farkında değil ama uzun süredir tehlike çanları Ege için çalıyor. Tehlikeyi gören çevre gönüllüleri, Aliağa'dan başlayarak tüm Ege bölgesinde yaşamı tehdit edecek boyutta bir felaket yaşanmasını engellemek için kampanya yürütüyor.

Aliağa Çevre Koruma Platformu üyesi Kadri Sungur, "Fosil yakıtlardan kurtul" sloganıyla başlatılan kampanyanın son yıllarda tam bir sanayi üssüne dönüşen bölgede üç termik santral kurulmasına karşı yürütüldüğünü söylüyor. Kömürle çalışacak termik santraller sadece insan sağlığını değil, tarihi de tehdit ediyor. Socar'ın yapmayı plandığı iki termik santralle 17 rüzgar tribünü, dünyanın bilinen en eski limanlarından birinin bulunduğu bölgede, 1. derecede arkeolojik sit alanının bir kaç metre yanında inşa edilecek.

 

Ege Çevre  Platformu (EGEÇEP) avukatlarından Arif Cangı, iklimadaleti.org sitesinde yer alan açıklamasında, ''Socar'ın yatırımında hiçbir hukuk kuralı dikkate alınmıyor. Petrokok yakıtlı termik santralın yaratacağı çevresel risklerin önüne geçmeye çalışırken şimdi de bölgedeki 1. derece arkeolojik sit alanına yasadışı müdahale ile karşı karşıyayız. İzmir 2 Numaralı Kültür ve Tabiat Varlıkları Koruma Bölge Kurulu, İzmir Valiliği ve Aliağa Kaymakamlığı bu yasadışı müdahaleyi derhal durdurmalıdır'' diyor. Enka da bölgede bir termik santral kurmayı planlıyor.
Termik santrallerin bölgede kanser vakalarına da yol açacağı uyarısında bulunan çevre gönüllüleri tehlikenin Aliağa ile sınırlı olmadığını, tüm Ege bölgesinin tehdit altında kalacağını söylüyor. Halk, tehlikeye karşı tepkisi göstermek amacıyla 15 Mayıs'ta Aliağa'da yürüyüş düzenlemişti.

Aliağa'da şu anda bir petrol rafinerisi, petrokimya tesisi, LPG  dolum depo tesisleri, gübre fabrikaları, ithal kömür depoları, hurda depoları, demir çelik  ve gemi söküm tesisleri bulunuyor. 

Konuyla ilgili yaşanan son önemli gelişme, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından verilen 'Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) olumlu' kararının iptali için süren yargılamada, bilirkişinin hazırladığı raporda olası kirliliğe dikkat çekilmesi oldu.

 
Çevrecileri sevindiren rapordan bir bölüm şöyle:
 
"...Termik santral gibi önemli tesislerin kurulacağı alanlara ilişkin çevresel etki değerlendirmesi sadece tesisin kurulacağı alanlara ilişkin sınırlı kalmış, çevresinde mevcut Kozbeyli ve Yeni Foça kentsel sit alanlarının ve bölgenin turizm potansiyeli, bölgede imar plan kararları dikkate alınmamıştır. Termik santralin kül ve cüruf depolama alanı konusunda yeterli açıklama bulunmamaktadır. Tesisin yakın çevresindeki yerleşim alanları üzerinde yaratacağı etkiler analiz edilmemiştir. Bu bağlamda, çevredeki dikili ve ekili tarım alanları üzerinde yaratacağı etkileri bilimsel bir çerçevede, kapsamlı olarak değerlendirmemiş, göz ardı etmiş olduğu anlaşılmaktadır. Yukarıda sıralanmakta olan tespitler doğrultusunda dava konusu 'ÇED Raporunun', doğal ve yapılı çevre üzerindeki etkileri ile arkeolojik- tarihsel değerler ve tarımsal potansiyeli olan etkilerinin bilimsel bir yaklaşımla değerlendirmesi açısından yeterli olmadığı kanaatine varılmıştır." 
Bu rapor çevrecilerin itirazının boşuna olmadığını da kanıtlamış vaziyette.

 


Paris Antlaşması
 
Termik santralleri konusunun bir diğer önemli boyutu ise, Türkiye'nin imza koyduğu Paris Antlaşması'na aykırı hareket etmesi. Geçen ay imzaladığı anlaşmayla Türkiye sera gazı salınımını azaltmaya yönelik adımlar atacağı sözü vermişti. 195 ülkenin imza koyduğu Paris Antlaşması, hukuki bağlayıcılığı bulunan ilk uluslararası  çevre anlaşması olma özelliğini taşıyor. Oysa anlaşmayı imzalayan Türkiye'de 80 civarında yeni termik santral yapılması planlanıyor. Uzmanlar, 2014 yılında Türkiye'nin sera gazı salınımının 1990 yılına oranla yüzde 125 arttığını ve bu alanda dünyada ilk yirmi ülke arasında yer aldığını söylüyor.  80 termik santralin tamamlanması halinde Türkiye, yeni kömür yatırımları yapan ülkeler arasında Çin, Hindistan ve Rusya'dan sonra 4. sıraya yükselecek.
 
 

Kimin için enerji?
 
Bazı uzmanlar da, Türkiye'nin enerji açığı bulunduğu yolundaki görüşün gerçeği yansıtmadığını savunuyor. Örneğin, Yusuf Gürsucu  doğader.org sitesinde yer alan makalesinde  şunları yazıyor:

 "Türkiye'nin 2010 sonu itibari ile 49524 MW kurulu gücü var. Talep edilen güç ise 33392 MW.  2015 yılında talep gücün 45112 MW olacağı öngörülüyor. Bu hesap Türkiye ekonomisinin her yıl %7,5 oranında büyüyeceği ön görülerek yapıldığı açıklanıyor. Peki, bu mümkün mü? Yani büyüme oranı gerçekçi mi? Tabiî ki olamaz fakat bunun hiçbir önemi yok. Yukarıda dikkat çekmeye çalıştığımız gelişmeler ve olup bitenlere baktığımızda enerjinin Türkiye halkı için değil tekelci şirketler ve AB için gerekli olduğunu açıkça görebiliyoruz. Avrupa'nın enerji güvenliğini sağlamaya soyunan ve bunu açıkça ifade eden AKP Hükümeti bunu sağlamak adına ülkenin talan edilmesine hizmet ediyor. AB'nin yeşil kitap adı verilen yaklaşımında enerji ihtiyacını karşılamak adına Türkiye'nin bir enerji koridoru olmasının ön görüldüğünü de atlamamız gerekiyor. "