İzmir'de Hıdırellez ve huzurlu bir mekan

04 Haziran 2016 Cumartesi  |  KÖŞE YAZILARI

Uzun bir aradan sonra yine memleketim İzmir'deydim. Elimde biri 3.5 yaşında diğeri 3 aylık iki kız çocuk ile uçaktan İzmir'e indiğimde burnuma ilk gelen koku yanık anız kokusu oldu. "Ohh miss..." diyerek içime çekerken havayı, kızım ise tanımadığı bu kokuyu hiç sevmemişti. Oysa ki ben ne anılara hangi yıllara gidivermiştim birden. Yeniden memlekette olmak güzeldi. Daha uçaktan iner inmez yüzüme kan gelmişti mutluluktan. İzmir ve çevresinde gezilip görülecek yerler blogunu başka bir yazıya bırakarak bu blogda sadece biraz memleket özleminden biraz da İzmir'in incisi Urla Çeşmealtı'ndaki huzurlu mekan Urla Pier Hotel'den bahsedeceğim...

Havalimanından direkt Narlıdere'de mandalina bahçelerinin arasındaki baba evine geçtik. Mandalinaların büyük kısmını kesip yerine betondan kocaman bir okul dikmiş olmalarına, ne acıdır ki apartman dikmemiş oldukları için sevinir hale gelmiştik. Yine de kalan bir kısım mandalina ağacının bahçeye saldığı o ferah koku sayesinde burada olmakla ne kadar iyi bir şey yaptığımı bir kez daha anladım.

Evimin duvarları arasında anılarımla geçirdiğim birkaç gün sonrası önceden hesaplanmamış bir şekilde Hıdırellez'i de burada karşılıyor olmak paha biçilemezdi. Zira İstanbul'da bir gül ağacı bile bulamazken burada kapının önüne çıkmam yetiyordu. O kadar biriktirmişim ki, koca bir kağıda tam 14 maddelik dileklerimi sıraladım; kendim, annem, teyzem, arkadaşlarım, kardeşlerim için dileyebileceğim herşeyi o kağıda döktüm. Döktüm dökmesine ama uykuya yenik düşüp yıllarca özlemini çektiğim ateş üzerinden atlama ritüelini gerçekleştirememenin pişmanlığını yaşarken birkaç saat sonra tesadüfen gittiğimiz Mavibahçe AVM nin ortasındaki yeşillik alanda kurulmuş festival standında kendimizi dans ederken bulacağımız aklıma gelmezdi.

Öncelikle belirtmem lazım ki İzmir'in "Forum" sonrası bu kalitede bir AVM'ye ihtiyacı vardı. Çünkü Forum açıkhava olmasına rağmen dükkanların çok bitişik olması, yeşillik alanın çok az olması ve labirent şeklinde dizayn edilmiş olmasının verdiği dezavantajın yanı sıra Mavibahçe, ortasındaki geniş, göz alabildiğine uzanan festival alanı ile tamamıyla fark yaratıyor ve insanı deniz kenarında bir yerlerde hissettiriyordu. İşte o festival alanına kurulan muazzam konser standı ve kaliteli ekibi ile bize tam bir Hıdırellez şenliği yaşatan AVM yönetimi, aynı zamanda kurdukları bir başka stantta bizlere şıngırdayan bel kemerleri, rengarenk tefler ve ziller dağıttılar. Onları da alıp roman havaları eşliğinde kendimizi çimler üzerinde oynayıp festivalin tadını çıkartırken bulduk. Emekleri için buradan da kendilerine teşekkür etmek isterim. İstanbul'dan sonra ilk defa provokasyon olmadan kutlanan/kutlanabilen bir hıdırellezin tadı tamamen başka. Festival videomuza da youtube kanalım kırmızı başlıklı mino üzerinden ulaşabilirsiniz.

Izmir'de ve çevresinde gezilecek diğer yerleri 19 Mayıs tatilimizin konusu olarak bir başka yazıya bırakarak Urla'nın yolunu tuttuk. Hem bahçe içerisinde, temiz havada çocuklar keyifli bir tatil geçirsin istedik hem de biraz huzur bulup kafa dinlemek için burada saklanalım dedik. Urla...Şehre bu kadar yakın, tam bir cennet...Şehir merkezine otobandan mesafesi, normal bir hızla gittiğinizde neredeyse yarım saat...Düşünün, yeri geliyor, biz bu kadar sürede, İstanbul'da neredeyse evimizin kapısından TEM'e veya E5'e bağlanamıyoruz. Ama Urla öyle mi...Denizin kenarında bir uçtan diğerine uzanan bembeyaz bir gerdan gibi parlak, naif, sessiz, yumuşak...Hele ki haftaiçi oradaysanız sessizliği dinlemek vücut bulur denize sıfır çayhanelerinde. Sokakları o kadar sessizdir ki kimi zaman sesiniz size geri döner karşı ki minik adalardan. Yazın sokaklardan taşan o vıcık vıcık insan seli bir kenara, Urla esas bu mevsimde güzeldir. Havadaki o anız kokusu ile karşınızda tabak gibi uzanan denizi, bu mevsim dışında, bu şekilde yan yana göremezsiniz. Çeşmealtı'nda denizde narin narin salınan tekneler, inci bir kolye gibi süsler sahili. Fotoğraf tutkunları için gün batımının binbir rengi ve hali onları bekler. Denizin ortasına uzanan tahta iskelelere oturup karşınızda yavaş yavaş sönen güneşi izlemenin ve İstanbul'un o tozunu, pasını, kirini, gürültüsünü, stresini unutmanın tadını size ne kadar çabalasam da anlatamam. Güneşin adaların arkasında kaybolurken yerini hafiften serin bir rüzgara bırakmasını ve en nihayetinde bir iki saat sonra o rüzgarın da dinip havayı tertemiz bir kokunun kaplamasını ve o kokunun teninizde bıraktığı yumuşaklığı ancak Urla İskele'de yaşarsınız.

Bir de tesadüfen önünüze bir hayır lokmacısı denk gelirse, bir de İzmirli iseniz, çocukluğunuza dönüverirsiniz. İstanbullular hayır lokmasını pek bilmez. Bizim buralarda hayır için lokma döktürülür sokaklarda. Girersiniz kuyruğa, deli gibi bekler, bir fatiha okur, amin der, alırsınız lokmanızı. Böyle sulu sulu, şerbetli olur. Sonra çocuk aklı işte, dönersiniz kuyruğun sonuna, yine beklersiniz ki sıra size gelsin. İzdiham, birbirini itip kakan, sıraya ikinci kez giren haşarı çocuklara kızan insanlar göremezsiniz o kuyrukta. İzmir'deyseniz eğer, sokakların birinde muhakkak karşınıza çıkarlar. Tadını tarif edemem, sormayın. Sadece lokma tadı değildir çünkü damağınızda kalan; anılarınızdan kokular, tatlar da gelir beraberinde ağzınıza. Bir gün yolunuz İzmir'e düşerse, sokaklarında dolanarak biraz vakit geçirin; elbet bir sokak köşesinde rast geleceksiniz bu muhteşem tada. Ben de işte İskele'de, bir elimde büyük kızım, koynumda küçük kızım, öylesine aylak aylak dolanırken karşıma çıkıverdi lokmacı amcalar. Büyük kızımı kaptığım gibi kuyruğa girdik. İstedim ki hayatı boyunca nadiren yaşayabileceği bu deneyimi görsün, bilsin, yaşasın. Kızım tabii böyle bir şeye daha önceden hiç tanık olmadığından, niye sırada beklediğimizi, neden amin dediğimizi, ve dahası neden para ödemediğimizi anlayamadı. Ama o minik parmakları ile o lokmaların tadına bir kez varınca, istemsiz bir şekilde yeniden kuyruğa girme dürtüsünün etkisinde kaldı. Ellerimden paçamdan çekiştire çekiştire yeniden soktu beni kuyruğa. Bu sefer tecrübeliydi. Tüm ritüelleri yerine getirip ikinci lokmasını da kapınca yüzündeki aydınlığı görmeliydiniz.

 

Lokmalarımızı da afiyetle midemize indirdikten sonra sıra akşam yemeğine gelmişti. Akşam yemeği için nicedir yolumu düşürüp ziyaret etmek, lezzetleri yemeklerinin tadına mekanında bakmak istediğim, annemin eski iş arkadaşının yeri olan Urla Pier Otel'in restaurantında, deniz kenarından bir masa rezerve ettik. Güneş hafiften karşı adaların ardında inmeye başladığında biz de masamıza oturmuş, rakılarımızı söylemiş, mezelerimizi bekliyorduk. Öncelikle, bulundukları binanın eski ve taş mimarisini bozmadan içerisini olabildiğince modern ve temiz dekore ettikleri için kendilerini buradan bir kez daha kutlamak isterim. Onun yanında söylediğimiz mezelerin tazeliği ve kıvamı tam anlamıyla yerindeydi. Kalamar, birçok yerde rastlayacağınız gibi sert ve kayış gibi değildi. Belli ki birkaç evvel tutulmuştu. İstanbul'daki buzhane kalamarları ile kıyas bile götürmezdi. Deniz börülcesini çok fazla öldürmemiş olmaları ve zeytinyağının içerisinde hafif diri kalmalarını başarmış olmaları da onlara benden ekstra bir puan daha getirdi. Yoğurtlu mezelerin içerisinde kullandıkları has zeytinyağının tadı ve kokusu size kendinizi gerçekten bir Ege kasabasında hissettiren yegane şey olabilir. Seçmiş olduğumuz balıkların da mevsim ve olta balığı olması et kaliteleri konusunda onları bir adım öne taşıyor. Ancak tatlılar konusunda kendilerini geliştirmeleri gerektiğini düşünüyorum. Ortaya söylediğimiz fırında helva masaya geldiğinde çok sulu bir görüntüsü ve tadı vardı. Aslında sadece bu mekanın değil, bu çevredeki hemen hemen tüm mekanların fırında helva konusunda birkaç kez İstanbul'a gelip, buradaki mekanlardan püf noktalarını öğrenmeleri gerektiğini düşünüyorum. Mekanda hizmet eden garsonların seviyesi, hızı, kalitesi ve ilgileri konusunda kesinlikle bu mekana tam not verebilirim. Özellikle, değiştirilmesi gereken tabakların veya doldurulması gereken bardakların anında, biz söylemeden, değişiyor ve yenileniyor olması kayda değer. Bu malesef birçok mekanda aslında göremediğimiz bir nokta. Bazıları mekanın doluluğundan, bazıları yetersiz garson sayısı ile çalışmalarından, bir kısmı da hizmetin bu aşamasını pek önemsemediklerinden, çoğunlukla kendinizi garsonların peşinde koşturur bir halde bulursunuz. Rahatsızlık verici bu durum, genelde benim mekandan soğumama ve neredeyse yemeği tamamlayamamama sebep olur. Mekan aynı zamanda üst katlarında yapılan zevkli dekorasyon sonrası butik otel olarak da bizlere temiz bir konaklama imkanı sunuyor. Tüm bunlar ışığında mekana vereceğim not 10 üzerinden 8.

Bir gün yolunuz düşerse Urla'yı gezmeden, sahillerinde dolaşmadan, gün batarken yemek yiyip kadeh tokuşturmadan dönmeyin derim.

Urla Pier
Adres: İskele Mahallesi 2126 Sokak No:17 Urla / İzmir
Tel: 0232 752 20 30