M. Ali bu topraklarda yaşasaydı yine sever miydik?

06 Haziran 2016 Pazartesi  |  SERBEST KÜRSÜ

Bu dünyadan bir Muhammed Ali geçti. Türk halkının siyah beyaz ekranla tanıştığı 70"li yıllarda gece yarısı çoluk çocuk tüm aileyi ekran başına oturtan efsane boksör Muhammed Ali ya da Müslüman olmadan önceki ismi ile Cassius Marcellus Clay Jr. yaşamını yitirdi.

Gerek sportif başarıları, gerek renkli kişiliği, ilginç söylemleri ve  haksızlığa karşı duruşu ile her anlamda efsane olan bir boksördür Muhammed Ali...
Ölümünün ardından özellikle sosyal medyada her kesimden gelen övgüler, dökülen gözyaşları, O"nun erdemlerini, sözlerini ve  başarılarını paylaşma yarışı başladı. En çok da Müslüman olması ve Vietnam Savaşına gönderilmek istenince "benim onlarla sorunum yok" diyerek savaşa gitmek istememesi vurgulandı.

Peki Muhammed Ali bu topraklarda doğup yaşasaydı ve yine askere gitmem deseydi O"nu gerçekten çok sever miydik? İşte size bir samimiyet testi... Herkes bu soruya tüm içtenliği ve dürüstlüğü ile yanıt versin.
Biraz daha açalım. Diyelim ki Muhammed Ali bu topraklarda doğan/büyüyen burada yaşayan bir sporcu olsaydı, hatta sporcu değil bir sanatçı, bir akademisyen, bir siyasetçi, bir yazar ya da herhangi bir ünlü kişi olsaydı ve yine aynı sözleri söyleseydi yine takdir eder alkışlar mıydık? 

Varsayalım ki Türkiye, Irak-Suriye ya da başka bir ülkeye asker yolluyor ve Muhammed Ali de asker olarak o ülkeye gönderilmek isteniyor. İşte orada vicdani bir retçi olarak ; "Iraklılar-Suriyeliler benim düşmanım değildir, benim düşmanım sizlersiniz" deseydi neler yapardık, neler söylerdik? 

Bence Ahmet Kaya'dan bir farkı olmazdı... Anında linç eder, vatan haini, bölücü damgasını yapıştırırdık. Maalesef acı ama gerçek, toplum olarak hep işimize geleni severiz, bizim gibi olmayanı/düşünmeyeni dışlarız, düşman ilan ederiz... Bu iki yüzlülüğümüz, bu hep kendimizi haklı çıkarma duygusu ve çabası ne yazık ki her geçen gün artıyor ve toplumu oluşturan bireyler giderek birbirinden uzaklaşıyor.

Muhammed Ali"nin ölümün ardından üzülenler, sosyal medyatik gözyaşları dökenler gerçekten samimi iseler önce kendi iç dünyalarında art niyetsiz bir samimiyet testi yapmalı. İnsan herkesi kandırabilir ama kendisini asla.
Yaşayan ya da  ölen tüm insanları kendi inanç ve ideolojilerimize göre değerlendirip sınıflandırma yapmak yerine,  sadece insan olarak görebilmek ve evrensel insani değerlere göre yargılamak  daha doğru olmaz mı?

Diline, dinine, milliyetine, etnik kökenine, ideolojisine göre değil de insanı insan olduğu için yaptıkları ile değerlendirip ayrımsız sevmek ya da eleştirmek çok mu zor?

Sadece "yaratılanı severiz Yaradan"dan  ötürü"  felsefesini gerçekten uygulayabilsek... Ama demeden, koşulsuz, hiç bir ayrım yapmadan...

İlhan İLMENÖZ