Almanya 'Acı Vatan', ya Türkiye?..

09 Haziran 2016 Perşembe  |  KÖŞE YAZILARI

Bir kaç gün önce 1915'de ülkemizin bir bölgesinde yaşanan isyan sonrası gelişmeleri sözde soykırım diye değerlendiren Almanya Parlamentosunun kararını yazmayı planlıyordum. Özellikle kısa süre önce AİHM'in aldığı ve tarihe "Perinçek davası" olarak geçen, eldeki bilgi ve belgelere dayanarak yaşananları soykırım olarak değerlendirmek mümkün değildir kararından sonra Almanya Parlementosu bu kararı neden aldı, karar alınırken dayandıkları tarihsel süreç ki AİHM bu süreçte yaşananların, eldeki bilgi ve belgelerin incelenmesi sonucunda soy kırım denmesi mümkün değildir kararına varmışken. AKP iktidarı ile uygulanan dış politikayı Ermenistan bağlamında yaşananları gözler önüne serecektim. 

1950'li yıllarda Almanya'yı ekmek kapısı olarak gören Anadolu insanının o yıllarda çektikleri hasrete verdikleri genel ad "Almanya Acı Vatan" ı başlık olarak kullanmayı planlarken, İstanbul'daki patlamayla sarsıldım. Evet hasret çekenler için, sevdiğini, çocuğunu, annesini, babasını ülkesinde bırakıp, çalışmaya giden, ekmek kavgası veren, yaşam mücadelesini sürdüren ama tüm anılarından geçmişinden uzak olanlar için Almanya acı vatandı, arabesk müziğin hüzünlü nameleri ile bu özlem dillendirilir şarkılara, filmlere, kitaplara konu olurdu. O dönemi hasret çekerek yaşayanlar ve yakınları için Almanya "Acı Vatan'dı...

Artık ülkemiz de acı vatan...

Öyle günler yaşıyoruz ki, yaşanan acıları, yaşayanların hislerini, iç isyanlarını, öfkelerini, kızgınlıklarını, haykırışlarını yazıya dökmek, nedenlerini sonuçlarını kaleme almak, kağıda dökmek kolay değil. Ne mutluluğun resmini yapmak kolay, ne acıyı yazmak kolay.

Ne oldu da, gözümüz gibi sevdiğimiz, uğruna canımızı vermeyi göze aldığımız, yaşamlarının bir bölümüne tanıklık ettiğimiz gazi dedelerimizin, Kurtuluş Savaşında yaralanmış vücudundaki şarapnel izlerini, yüz binlerle ifade edilebilecek şehitlerimizi, bir çok cephede verdiğimiz bağımsızlık savaşında oluk oluk akan kanları unuttuk, Ülkemizi acı vatan noktasına getirdik...Neden, niçin, nasıl...

Ülkeyi yönetenleri sorgulamadığımız sürece yaptıklarının doğru olduğunu düşünürler. Demokratik ülkelerde yönetimleri sorgulayacak bütün kanallar açıktır ve çok kolaydır, vatandaşlık hakkıdır. Ama ülkemizde ne yazık ki en temel insan haklarına bile yönetimin tavrı oldukça sert ve polisiye tedbirlerle baskılama ezme eğilimi hakim. Şarkılar, özlü sözler boşuna ortaya çıkmıyor, böyle baskıcı yönetimlere karşı haykırıyoruz "Eşkiya dünyaya hakim olmaz". 

AKP'nin iktidar olduğu 2002 yılından bu güne şöyle bir baktığımızda ülkemizin bu hale gelmesinin ip uçları adım adım döşendi, döşeyenler meyvesini alıyor. Amaçları ülkemizi yaşanamaz hale getirmek, bölmek, çıkarlarına uygun yeni bölgesel yapılanmalar oluşturmak. Bu amaçla her şeyi yapan, uygun kişiliklerden yerli iş birlikçileri bile edinen ve bunları kendi projelerinin adamı olmakla övünen noktaya getirmelerine şahit olduk. Somut örnek BOP eş başkanlığı ile övünen yöneticiler gördük, üstelik şimdi milli değerlerden bahsediyor...

Ne yaptı AKP; içerde bütün kurumlarla kavga etti, dış siyasette deneyimli tecrübeli elçilere "monşerler" diyerek adeta devre dışı bıraktı. Devletin tecrübesini yok saydı, fırsat buldukça aşağıladı, değersizleştirdi. Oysa akıllı yöneticilerin yapması gereken bu değildi. Akıllı insanlar geçmiş yaşananlardan ders almayı bilmeli, bilmezse elini ateş yaktığında etkisini anlar ve yanığın acısıyla kıvranır. Şu an bunu yaşıyoruz. Ülkeyi yönetenlerin akılsızlığı sonucunda bütün ülke acı ile kıvranıyoruz...

Son bir yılda 600'e yakın şehit, neden? Güneydoğu'da son 3-4 yıldır kazılan hendekleri, depolanan silahları, yol kesenleri, bölgesel idari yapılanmaları görmeyen, operasyon yapmayın diyenler, bölgede görev yapan devlet görevlilerini görev yapamaz hale getiren siyasetçiler, kısacası ülkeyi yöneten siyasi kadro birinci derece sorumludur.

Ülkemizin çeşitli şehirlerinde patlayan canlı bombalar sonrası, genç yaşlı, kadın erkek, masum sivil insanlarımızın hunharca katledilişi ve bu gün İstanbul da meydana gelen terör olayı sonrasında 12 vatandaşımızın ölümünden, 35 vatandaşımızın yaralanmasından bu ülkeyi yöneten siyasiler sorumludur.

Peki bu ülkeyi yönetenler neyle uğraşıyor!..

-Anayasayı değiştirmek ve başkanlık peşinde koşuyorlar...

Farz edelim ki başkanlık yasallaştı. Ne olacak...
Mars'tan yeni güvenlik güçleri getirip canlı bombaları önleyecek!..

Mevcut istihbarat sistemine sihirli değnek misali dokunup her şey bir anda önceden haber alınacak, öylemi? Tabi ki bunların hiç biri olmayacak, tek amaç sistemi kişiye uydurmak.

"Anneliği reddeden kadın istediği kadar iş dünyasında başarılı olsun, özgünlüğünü kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyadır, eksiktir, yarımdır" diyor...

"Her fırsatta en az 3 çocuk tavsiyesi yapıyorum. Bunu ben de yapmıyorum, Rabbim emrediyor, Peygamberimiz söylüyor bunu" diyor...

İlahiyatçı Profesör İhsan Eliaçık cevap vermiş; "Ya öyle bir ayet yok, sallamış." 

"Kuran'ı Kerim'de öyle bir ayet yok. Kuranı Kerim'de doğum kontrolüyle ilgili herhangi bir ayet yok, üç çocuk beş çocuk diye bir şey söz konusu değil..." 

Hz. Muhammedi'in bile insanların kaç çocuk yapacağına karışmadığını dile getiren Eliaçık, "Allah da insanların kaç çocuk yapacağına karışmaz" dedi. Eliaçık, "Bu karar çocukların anne babalarına aittir" diye ekledi:

Ve esas amaç şu cümlede vücut buluyor "Devlet başkanı olarak bunlara müdahale etmek, totaliter bir devlet anlayışının ürünüdür ve çok yanlıştır..." 

Ülkeyi yönetenler başka neyle uğraşıyor?

Yakın zamanda görkemli bir törenle Fatih'in İstanbul'u fethi kutlandı, kutlansın Fatih de bizim. Ama Cumhuriyet dönemi özel günlerine karşı bir alerji var, Atatürk ve silah arkadaşlarının kurduğu Cumhuriyet rejimine karşı büyük bir kin görüyoruz. O dönemde din adına çıkarılan isyanlar bastırılmış olsa da kine kaynaklık eden ruh hali sürüyor. Cumhuriyetin kuruluş döneminde yaşanan gerginlik sönmemiş, 1950'de değişen rüzgarla devam eden sağ yönetimler ve AKP'nin (siyasal İslamın) iktidar olmasıyla birlikte öç alma aşamasına geçmiştir.

AKP iktidarı güzel ülkemizi "Acı Vatan" a dönüştürdü, bu gidiş devam ettiği sürece acımız artarak sürecek...