Mecbur bırakılan yalnızlık

14 Haziran 2016 Salı  |  KÖŞE YAZILARI

"Sözün bittiği yer" demekten, şaşırmaktan öte afallayıp, hayretlere düşmekten, inanamamaktan, anlamlandırıp, isimlendirememekten, hiçbir şeye benzetememekten, herhangi bir şeyle bağ kuramamaktan, akıl/mantık dışı bulmaktan ve şok olmaktan bitap düşmüş vaziyetteyim.

Mustaribim.

İçime çekildim.

İçimden başka beni anlayan artık yokmuş gibi geldiği için.

Dışarısı pek fena.

Göz gözü görmüyor, çünkü bakmıyor, söz sözü duymuyor, çünkü dinlemiyor.

Sanki küçük bir gezegendeki bazı kara parçalarında yaşayan bazı canlılar arasında değil de evrendeki tüm galaksiler arasında bir bağırış, çağırış, itişme, kakışma var gibi gürültülü, kakofonik, boğucu, bunaltıcı geliyor gördüğüm, duyduğum her şey. Gidebilsem oralarda da buralardakilerin benzeriyle karşılaşacağım sanki.

Bu nedenler beni makro evrenden, kendi mikro evrenime geçiriyor, en azından kontrol edebildiğim bir alan orası.
Kimin gerçekten kimin derdine derman olabileceğini bilemiyorum.

Bizi "onlar" yalnızlaştırdı.
Yani, kendi derdinden başka derdi dert etmeyenler.
Kendi küçük, anlamsız, önemsiz, uçucu-geçici, ağırlığı olmayan, dişin kovuğuna dolmayan dertler onlarınki.

Dert mi yarıştıralım?

Vallahi biraz yarıştıralım. Yarıştıralım ki görelim hangimiz tarifsiz kederler, ümitsizlikler içindeyiz.

Hangimiz can, hangimiz canan derdindeymiş bakalım.

Hangimiz bağırsak da, bir taraflarımızı yırtsak da, çığlıklar atsak da duyulmuyormuş acaba?

Öyle bir hal ki, çaresi var, çözümü biliniyor, her şey mümkün, en azından bir "iyilik" mümkün ama olmuyor, yapmıyorlar, yaptırmıyorlar. Kale bile almıyorlar aslında. Umurlarında bile değil. 

Öyle bir dünya değil onlarınki. 

Daha beter olsun, diye uğraşıyorlar adeta. Yaşasın kötülük! Daha çok acı çek, sürün, hatta mümkünse yok ol!

Sanki yok olanlar yok olduğunda, yok olmayanlar hiç yok olmayacak!
İnsanın içi de kafası da kaldırmıyor. 
Bakıyorsun etrafına, sorunların çözümü ile yetkilendirilmiş/kendini yetkilendirmiş kimseler başta, hakiki sorunların, kalıcı çözümlerini sağlamak dışında her şeyle meşguller, çok meşguller!
Fakat hep yanlış yerde meşguller işte!

Yanlış yere bakıyor, yanlış yere gidiyor, yanlış konuşup, yanlış düşünüyor, yanlış davranıp, yanlış sorunlara yanlış çözümler öneriyorlar.
"Dünyayı da ben kurtaracak değilim herhalde" deyip, kendi işine bakanlar da bir süre sonra kendi işlerine bakamaz olacaklar, farkında değiller.
Benim gibi çaresizce üzülenler de kozalarına çekiliyorlar. Çok yakında "KÇK: Kozalarına Çekilenler Kantonu" kurabilecek sayıya ulaşacağımızı tahmin ediyorum. Hep birlikte meditasyon filan yapar, bizi hiç takmayan evrene pozitif mesajlar yollarız artık.

Biz (KÇK'lılar) da ne kısmetsiz, ne kadersizmişiz hani, kendi gezegenimizde kale alınmıyoruz, evrende hiç görülmüyoruz bile! 

Zaten şunun şuracığında 73-75 sene ortalama ömrümüz var, hiç mi gülmeyeceğiz, hiç mi mutlu olmayacağız? (Cümle Sn. Bahçeli'ye aittir, çok katılıyorum ben de.)

Bakın artık ciddi sorunlara, ciddi ciddi yaklaşamıyorum bile, o kadar beterim, ıstırap içindeyim.

Kendi içim diyordum, evet, yalnızlığım diyordum.

Bu mecbur bırakılan yalnızlık, tercih edilen yalnızlık gibi değil. Daha hüzünlü, daha ümitsiz, daha yoğun, daha sert.

Ama daha öğretici, daha dönüştürücü, daha kışkırtıcı aynı zamanda.

Dolayısıyla buna rahatlıkla "Nitelikli yalnızlık" diyebiliriz.

Bu yalnızlığa götürülenler de daha nitelikli zaten. 

Ya da nitelikli olanları yalnızlaştırıyorlar da diyebiliriz. 

Nitelikli ıstırap çekenler! 

Niteliksiz niye ıstırap çeksin ki zaten? Para çeker, kopya çeker, hareket çeker, dikkat çeker, başka bir şey çeker. Öyle ya!

Şaka bir yana, sevdiğin, inandığın, fikirlerini benimsediğin, kendisini örnek alacak kadar önemsediğin isimler bile şimdilerde insanı yazısıyla, sözüyle, davranışıyla o kadar hayal kırıklığına uğratıyor ki, bu yanılgının acısı da insanı küstürüp yalnızlaştırıyor bazen.

İnsanı içine kapatan bu umutsuzluk, şiirde, romanda, sinemada, müzikte, tiyatroda yani sanatta bir arayışa götürürse insanı, bu yalnızlığın, bu kozalanmışlığın içinden kelebek olarak çıkmak da vardır belki. Buna inanmak istiyorum.

Sevgiyle...