2.Dünya Savaşı'nı Naziler kazansaydı neler olurdu?

15 Haziran 2016 Çarşamba  |  SERBEST KÜRSÜ

Tarihe ilgi duyanların en çok merak ettiği konulardan biri de, geçmişte yaşanan çok önemli olayların, savaşların tam tersi olsaydı acaba dünyanın ve insanlığın geleceği bu durumdan nasıl etkilenirdi. Sözgelimi Kanuni'nin yerine II.Selim değil de boğdurduğu oğlu Şehzade Mustafa geçseydi neler olurdu? Ya da Fatih biraz daha uzun yaşasaydı ve İtalya ele geçirilseydi Osmanlı ve Avrupa için neler değişirdi?

Yabancı dizi sevenler için bunlara benzer bir soru ile ortaya çıkmış ve heyecanla izlenecek farklı bir dizi."The Man in the High Castle"...
Evet, diyelim ki 2.Dünya Savaşı'nı müttefikler değil de Almanya ve Japonya kazansaydı dünyadaki gelişmeler nasıl olurdu diye hiç düşündünüz mü? Düşünün ABD savaşı kaybediyor, topraklarının yarısı Nazilerin, yarısı da Japonların işgali altında. Kendi ülkelerinde 2.sınıf vatandaş durumuna düşen Amerikalılar ise gizli direniş örgütleri kurarak ülkelerini kurtarmaya çalışıyorlar.

Dizi Philip K. Dick'in 1961 yılında yayımlanmış, alternatif tarih  türüne dahil bir bilim kurgu romanından esinlenmiş.
Diziye konu olan kitabın konusu kısaca şöyle; Nazi Almanyası ve Japon İmparatorluğu 2. Dünya Savaşı'nı kazanmışlardır. Dünyanın çeşitli yerlerine kukla hükümetler kurarlar. ABD'nin bir kısmını Japonya işgal etmiştir. İtalya tüm Akdeniz'i ele geçirmiştir. SSCB dağıtılarak yok edilmiştir. Dünyada Almanya ve Japonya arasında soğuk savaş başlar.

2015 yapımı dizinin ilk sezonu 10 bölümden oluşuyor  ve dizinin her bölümü yaklaşık 55-60 dakika sürüyor.
Baştan söyleyeyim, eğer bu tür dizilere ve tarihe çok meraklı değilseniz bu dizi size sıkıcı gelebilir. Ancak ilgi duyanlar için son derece sürükleyici ve ilginç ayrıntılar var.  Örneğin işgal altındaki ABD topraklarında para birimi olarak Yen ve Mark kullanılıyor. O görkemli Amerikan rüyası yerine ikinci sınıf işlerde çalışan ezik bir Amerikan halkı ve onları aşağılayan işgal güçleri var. Olaylar 1960 yılı başlarında geçiyor.

Direnişçiler en acımasız işkencelerden geçiriliyor ve toplu kıyımlara uğruyor. Alman ve Japon polisleri Amerikalıların attığı her adımı izliyor, tüm şüpheliler sürekli dinleniyor. Almanya ve Japonya arasında da sürekli bir gerilim ve gizli gizli yürütülen bir soğuk savaş var. Ayrıca Hitler'i devirmek isteyen bir grup Alman subayın da, Hitler yanlıları ile mücadelesi konu edilmiş.

Dizinin kahramanlarından Juliana Crain ve Yahudi asıllı sevgilisi Frank Frink son derece mütevazı bir hayat sürerken, Juliana direniş için çalışan kız kardeşinin öldürülmesiyle onun başladığı işi bitirmek ister ve kendisini bir anda direnişin içinde bulur. Kız kardeşinin anısına savaşmak zorundadır.
Nazi ajanı yakışıklı Joe Blake ise bir yandan kendini direnişçi gibi göstererek Juliana ile yakınlaşır, öte yandan Hitler'e  sadık general John Smith'e direnişçiler ile ilgili bilgi sızdırır.

Özellikle son derece ilginç final bölümü için izlemeye değer bir dizi diye düşünüyorum. Görüntülere gelince parlak ve ışıltılı Amerikan şehirleri filan hayal etmeyin. Son derece ilkel ve  karanlık mekanlar ile sıradan insanlar sizi şaşırtmasın. Dizide Japon kültürü ile ilgili konulara da fazlaca yer verilmiş. Bir de beklentilerinizi çok yüksek tutmayın. 

Diziye getirebileceğim eleştiri ise ana karakterler  çok sınırlı tutulmuş. Bütün dizi 3-5 karakter etrafında dönüyor. Özellikle direnişçiler koskoca ülkede bir avuç insan gibi gösterilmiş.
Sonuç olarak ne söylersek söyleyelim bazıları bu diziyi çok beğenirken, bazıları da  çok sıkıcı bulacaktır. Ayrıca 2.sezon onayını aldığını da belirteyim. Bence izlemeye değer bir dizi.

İlhan İlmenöz