Diplomatik peşrev

16 Haziran 2016 Perşembe  |  KÖŞE YAZILARI

24 Kasım'da bir Rus savaş uçağının düşürülmesiyle ilişkileri kopma noktasına gelen Türkiye ile Rusya arasında son dönemde diplomatik hareketlilik yaşanıyor.

Aylarca karşılıklı gergin mesajların gidip geldiği Moskova-Ankara hattındaki hareketliliği başlatan bir kaç hafta önce Atina'da yaptığı açıklamayla Rusya Devlet Başkan Vladimir Putin oldu. Uçağın düşürülmesinden sonra Türkiye'yi "düşman" ilan eden ve "Bizi sırtımızdan vurdular" diyen Putin ilk kez tutumunu yumuşatarak ilişkilerin düzelmesini istediklerini söyledi. Ankara ise bir yandan Rusya'yı PKK'ya silah vermekle suçladı ama diğer yandan da ilişkilerin düzelmesini desteklediğini açıkladı.

Son önemli gelişme ise, Cumhurbaşkanı Recep Erdoğan'ın 12 Haziran'daki Rusya Günü nedeniyle Putin'e, Başbakan Binali Yıldırım'ın da Rus meslektaşı Dmitri Medvedev'e tebrik mesajı gönderdi. Normal şartlarda bir ülkenin başka bir ülkenin milli günü nedeniyle mesaj göndermesi sıradan bir olay sayılsa da, Türk-Rus ilişkilerinin içinde bulunduğu noktada tebriğin önemi sembolik anlamının ötesine geçiyor. Erdoğan'ın mesajının en dikkat çekici yönü ise, iki ülke ilişkilerinin hak ettiği düzeye çıkması yolundaki dileği oldu.

Ayrıca, yine son günlerde iki gelişme daha yaşandı: Moskova, "Açık Semalar Anlaşması" gereği bir Türk uçağının Rusya üzerinde gözlem uçuşu yapmasına izin verdi ki, Türkiye şubat ayında benzer izni vermekten kaçınmıştı. İkincisi, Türkiye'nin Moskova büyükelçiliğine Hüseyin Diriöz atandı ki, bunu da "ilişkilerde yeni bir sayfa açmak istemenin işareti" olarak yorumlamak mümkün. Bunlara, Moskova'daki Türk Büyükelçisi Ümit Yardım'ın çarşamba akşamı Kremlin'deki resepsiyona, Ankara'daki Rus Büyükelçisi Andrey Karlov'un da Erdoğan'ın verdiği iftara katılmasını ekleyebiliriz.

Bütün bu gelişmeleri ihtiyatlı bir şekilde değerdirmemiz ve aşırı iyimser yorumlardan kaçınmamız gerektiği bir gerçek.
Ama bir gerçek daha var: Türk-Rus ilişkilerinin düzelebileceği yolunda ilk umut işaretlerini görüyoruz.

Putin'in ve diğer Rus yetkililerin sözlerinde gözle görülür bir yumuşama var ya da en azından uçak olayının ardından sıklıkla gördüğümüz sert açıklamalar yerini ılımlı mesajlara bırakmaya başladı.

Yine de temkinli olmak gerekiyor çünkü birincisi tarafların uçak olayıyla ilgili pozisyonlarında özünde hiçbir değişiklik yok,ikincisi bunlar "diplomatik manevra" olabilir.

Rusya ilişkilerin düzelmesi için en başında üç koşul ileri sürdü: Türkiye'nin özür dilemesi, tazminat ödemesi ve Rus pilotları öldürenlerin cezalandırılması. Son haftalarda Rusların üçüncü koşulu fazla dile getirmediğini, dolayısıyla isteklerinin ikiye indiğini varsayabiliriz.
Türkiye ise şu ana kadar özür ya da tazminat konularında adım atabileceği yolunda herhangi bir sinyal vermedi.

Yani, 24 Kasım sonrası sürece damgasını vuran gergin hava yumuşamış görünse de sorunun nasıl çözüleceği konusunda en küçük bir ilerleme sağlanmış değil. Zaten, Kremlin sözcüsü Dimitri Peskov da dün yaptığı açıklamada, "Biz de ilişkilerimizin normalleşmesini ve karşılıklı yarar getiren bir işbirliği yaptığımız döneme geri dönmek isteriz. Ama bizim için, Ankara belirli eylemleri gerçekleştirmeden ilişkilerin normalleşmesi mümkün değil. Taleplerimiz basit ve anlaşılır" dedi. Yani, özü itibarıyla Rusya cephesinde yeni bir şey yok... 

Ama işte diplomasi tam da bu durumlar için var: Eğer sorununun çözümü diplomatlara bırakılırsa iki tarafı da tatmin edecek bir çıkış yolu mutlaka bulunacaktır. O çıkış yolu da, iki liderin kendilerini kamuoyu önünde zor durumda bırakmayacak bir formül bulunması olacaktır.

Türkiye ile ilişkilerin düzelmesine şimdiye kadar kapıyı kapayan Rusya neden karar değiştirmiş olabilir?

Bir olasılık Türkiye'nin yeterince "cezalandırıldığına" kanaat getirmiş olabilirler. Gerçekten de, Rus uçağı düştü ama kaybeden hem ekonomik anlamda hem de Suriye'deki manevra kabiliyetinin daralmasıyla Türkiye oldu. Türkiye'ye uygulanan ekonomik yaptırımlar aynı boyutta olmasa da Rusya'ya da zarar verdi. Ayrıca, Ruslar siyasi kriz sürdükçe Türkiye'deki yatırımların ve potansiyel yatırımların tehlikeye düştüğü kaygısına kapılmış olabilir. Ekonomik kriz içindeki Rusya mümkün olduğu kadar çok doğal gaz satmak istiyor ama rafa kalkan "Türk Akımı" dışında bir proje üretemiyor.

Genel tabloya baktığımızda, özellikle Rusların üslubundaki gözle görülür değişikliğe karşın, "Evet Türkiye ile Rusya arasında  yumuşama süreci başladı" demek zor. Şu anda iki tarafın yaptıkları daha çok iki güreşçinin güreşe ısındıkları peşrev hareketlerine benziyor. Eğer son anda güreşçilerden biri vazgeçmezse güreş (uzlaşma görüşmeleri) er ya da geç başlayacak görünüyor.