Bu bir seferberlik çağrısıdır...

23 Haziran 2016 Perşembe  |  SERBEST KÜRSÜ

Herkesin gerekçesinin farklı olması sonucu değiştirmiyor. Ülkede artık neredeyse kimse kimseye katlanamaz hale geldi. İnsanların nefret ettiklerinin sayısının, sevdiklerinden fazla olduğunu sanıyorum. 

Her bir partili, desteklediği dışındakilere gönül verenlere düşman gözüyle bakıyor. Her bir dinî inanç sahibi, kendisininkinden olmayanlar kahrolsun istiyor. Kendisini bir etnisiteden hissedenler, diğerlerine zerrece saygı duymuyor. Bir ideolojinin peşinden koşanlar, en makbul fikrin kendisininki olduğundan eminler. Belli bir tarzda yaşayanın, kendisininki gibi yaşamak istemeyene tahammülü yok!

Dile getirdiğim ve getirmediğim her bir topluluğun içindeki hizipleri, fraksiyonları saymıyorum bile. Partidaşlar birbirlerinin altını oyma, fikirdaşlar yoldaşlarının sesini kısma uğraşındalar. Bırakın mezhep çekişmesini, mezhepdaşlar birbirini boğmaya çalışıyor. 

***

Bu hengâmede, herkes öteki-berikiyle didişirken, bir adam kararlılıkla ve koşar adım kendi yolunda ilerliyor. 

O, bu didişmelerin yolunu açtığını biliyor. Çatışmaların ateşi düşer gibi olduğunda zevkle harlıyor. 

Curcuna işine geliyor. Savaş tamtamları ve çatışanların feryatları; düzen çatırtılarını bastırıyor. Hak, hukuk, demokrasi ve özgürlüklerin katlini kimse fark etmiyor; fark etse de aldırmıyor!

"Başkan yaptırmayacağız!" sloganıyla bağrışanlar, düzenin hızla değiştiğinin farkında değiller. 

***

Bir şeyler için savaştığını sanan dostum! 

Fikrinin ne olduğu önemli değil. Kemalist, Liberal, Türkçü, Kürtçü, dindar, dinsiz, Fetullahçı, Süleymancı, Marksisit, Sosyalist, heteroseksüel, homoseksüel, çevreci, nükleerci her ne olursan ol, sanırım hissedemedin: Zemin kayıyor. Yakında, ne sen, ne de düşman bellediklerinin oynayacak, pardon savaşacak yerinin kalmadığını göreceksin. 

Halimiz, evi yanarken yangını söndüreceğine, birbiriyle kavgaya tutuşan ev halkınınkine benziyor. 

Ve sen şirketini, makamını kaybetmemek; dalaşıp hapse girmemek için kulaklarını tıkayan, gözlerini kapatan, dilini yutan "korkak" dostum! 

Belki duymazdan ve görmezden geldiklerinin çığlığı, sana zaman kazandırmış olabilir. Boyun eğerek kendi sonunu hazırladın. Artık senin de yangından nasibini almana ramak kaldı. Seni koruyan duvarlar birer birer yıkılıp yok oluyor. 

***

Kusursuz olmasa da, az çok işleyegelen demokratik hukuk düzeni can çekişiyor. 

Yakın bir gelecekte neyi savunduğunun, hangi inancın veya fikrin peşinden gittiğinin hiçbir önemi kalmayacak. 

Mevcut yasalar çiğneniyor, yok sayılıyor, üstelik yok saymaya teşvik ediliyor. 

Salvo halinde, evrensel hukukla, insan haklarıyla, adaletle, özgürlükle bağdaşmayan yasalar çıkarılıp uygulanıyor.

Hukuk ve hukukçular pas pas ediliyor.

Ama çıt çıkmıyor. Tecavüze uğrayan hukukçular dahi susuyor. Yüksek yargı, akademisyen hukukçular, Barolar Birliği ölüm sessizliğindeler. 

Mücadele ettiğini sananlar, bir başka gladyatörün canını almanın derdindeler. 

Halk dizi, futbol ve survivor izliyor. 

Ve adım adım uçuruma yaklaşıyoruz. 

***

Hak-hukuk, demokrasi ve özgürlüklerin katline "dur!" deme zamanıdır!

Farklı görüş ve düşünceleri -vaz geçmeden bir kenara koyup-, demokratik hukuk düzeni için herkesin ama herkesin el ele verme zamanıdır!

Bu bir seferberlik çağrısıdır. Bu ilk çağrı değil ama sonunculardan biri olabilir.  

Bir süre önce Rıza Türmen, ardından Tarhan Erdem; belirli bir yapının egemenliği olmaksızın, varlığı bu misyonla sınırlı, "demokratik güçler kurultayı" çağrısı yapmıştı. 

Daha sonra Ahmet Altan; Sami Selçuk ve Ergun Özbudun öncülüğünde, hukuksuzlukları sergileyecek bir yapı oluşturulmasını önerdi. 

Ne yazık ki, bu teklifler her hangi bir karşılık bulmadı.

***

Dileğim, bu ve benzeri çağrıların dalga dalga yayılması, platformlar oluşturulması, sivil toplum örgütlerinin harekete geçmesidir. 

Hem de hemen, iş işten geçmeden...

Ancak hep birlikte el ele verirsek başarabiliriz. 

Bu yazıyı paylaşabilir, bir başkasıyla çağrıya katılabilir; bulakların bentleri yıkacak bir sele dönüşmesine katkı sağlayabilirsin. 

Dr. Ömer Dönderici