Yüzleşme zamanı

26 Haziran 2016 Pazar  |  KÖŞE YAZILARI

Dünya çalkalanıyor.

İhtiyacın yerini arzunun aldığı dönemin sonu gözyaşıyla, acıyla, ayrılıkla, kanla, ölümle geldi.

Belki de böyle olmalıydı her şey.

Her şey olması gerektiği gibi belki de.

Sınırlı ömre, sınırsız egoya sahip insanoğlu dibe vurmak zorundaydı bir yeniden doğuş için.

Belki de kozmik bir uyarıdır bu dünyanın sakin olmayan sakinlerine.

Ama şimdi özeleştiri zamanı.

Kurtuluşun yolu önce; hırslarımız, öfkelerimiz, kinlerimiz, lüzumsuz arzularımız, tutkularımız, hoş göremeyişimiz, katılığımız, çıkarcılığımız, bencilliğimiz, küçük hesapçılıklarımız, affedemezliğimiz, vurdumduymazlıklarımız, kalp kırmalarımız, kendini beğenmişliklerimiz, üstten bakmalarımız gibi düzeltilmesi daha kolay kusurlarımızla yüzleşmek.

Arkamızdan kovalamadığında, aynamızdan bize bakan kusurlarımız...

Kabul edilmesi çok daha güç ve ağır olan suçlarımız var sonra ve ne kadar kaçsak da peşimizden geliyor, gelecek.
Kibrimiz, kendimizi yenilmez, yeri doldurulamaz, her şeye muktedir, her şeyi bilen zannetmemizden kaynaklanan, iftiraya, kara çalmaya, onur kırmaya, hak yemeye, hukuk tanımamaya, nefrete ve can almaya kadar götüren suçlarımız...

Kabul edip hesabını (önce kendimize) vermedikçe, onlar değil bizi yok olacağız.

Zaman; başları ellerin arasına alıp, içsel bir envanter çıkarma zamanı.

Zaman; içinden birlikte geçtiğimiz, birlikte yaşarken, birlikte yazdığımız tarihin hesap verme zamanı.

Zaman; her birimizin, 7.3 milyar insanın her birinin, yaşadıklarımızda küçük/büyük sorumluluğu olduğunu anlayıp kabul etme ve eyleme geçme zamanı.

Bir yeniden yapılanma zamanı. Her anlamda! Zihinsel, siyasal, ekonomik...

Yine görmeyenler, yine uykusundan uyanmayanlar, yine anlamayanlar, yine uyanıp, anlayıp, görüp de anlamamazlıktan, görmemezlikten gelenler, kabullenemeyeneler, inkâra düşenler olacak.

Dünyanın dibe vuruşundan asıl sorumlu olan sorumsuzlar!

Oysa sorumluluk alıp, hesap veren, ders alır, huzur bulur.

Vermeyen o kamburla, o ağır yükü taşımaya mahkûm olur.

Geçip giderken maddi manevi çöp içinde bıraktığımız dünyanın ve birbirimize zehir ettiğimiz hayatlarımızın sorumluluğunu, kendi seçtiğimiz ya da ses çıkarmadığımız çapsız liderlere yüklemekle geldiğimiz yer ortada. Bedeli en çok hep sessiz çoğunluk ödüyor. 

Şimdi o sessiz çoğunluk kendisiyle konuşmalı işte.

Gidişi görebilen, kendinden sonrakiler için de endişelenebilen, karanlık yerine aydınlığı seçen insanlar, bizi bekleyen yok oluşa, tükenişe "dur" deme cesaretini gösterebilecek mi? 

Sorumluluğumuzu kabul edersek olacaktır. 

Bu zaten "ben varım" demektir. Ben varım ve insan olmanın onuru adına, iyiliğe, adalete, özgürlüğe, barışa, kardeşliğe, erdeme, hakkaniyete sahip çıkıyorum demektir.

Sevgiyle...