Zararın neresinden dönülürse kârdır

28 Haziran 2016 Salı  |  KÖŞE YAZILARI

Türkiye ile Rusya arasında bir Rus uçağının düşürülmesiyle 24 Kasım'da başlayan diplomatik kriz çözülme sürecine girmiş görünüyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın pazartesi günü Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'e gönderdiği mektup büyük olasılıkla Moskova tarafından olumlu karşılanacak ve kopma noktasına gelen ilişkilerin onarılması çalışmaları başlayacak. Rus basına yansıya haberlere göre, Kremlin mektubu "yeterli" buldu, ancak bu konuda henüz resmi bir açıklama yapılmadı. Erdoğan mektubunda Rus uçağının "kasıtlı" olarak düşürülmediğini belirterek bu olaydan "üzüntü duyduklarını" belirtmiş, ölen Rus pilot için ise, "özür dilemişti".

Uçağının Suriye hava sahasında düşürüldüğünü iddia eden Rusya krizin çözülmesi için başından beri üç koşul ileri sürüyordu: Özür dilenmesi, tazminat ödenmesi ve Rus pilotu öldürenlerin cezalandırılması. Uçağın düşürülmesi için "Türkiye bizi sırtımızdan vurdu"diyen Putin hemen Ankara'ya karşı bir dizi ekonomik yaptırım uygulamaya başlamıştı ve her türlü diyaloğa kapıyı kapamıştı.

Lafı dolandırmadan söylemek gerekirse, tam yedi ay üç gün süren krizin kazananı Rusya oldu. Türkiye hem ekonomik zarar gördü hem Suriye'deki hareket alanı daraldı hem de bölgedeki en önemli ortağını karşısına aldığı için yalnızlaştı. Krizin Türkiye cephesine baktığımızda artılar hanesine yazılabilecek hiçbir şey bulamıyoruz. Türkiye Rus uçağı hava sahasını ihlal ettiği için teorik olarak belki haklıydı ama kararının karşılığında ağır bedel ödedi ve hiç kuşku yok ki yaptığına pişman oldu. Bu da bize uluslararası ilişkilerde haklı olmanın tek başına yetmediğini, ulusal çıkarlar düşünülmeden atılan adımların kendi ayağına kurşun sıkmak anlamına gelebileceğini gösteriyor. Elbette dün atılan adımın neden yedi ay önce atılmadığını da sorgulamamız gerekiyor.

Gerçi, aslında Türkiye tam olarak Rusya'nın koşullarını yerine getirmedi, yani Rus uçağınının düşürülmesi için özür dilemedi. Ancak, Putin'e gönderilen mektupta "özür" ifadesinin yer alması Moskova'nın kendisini "muzaffer" ilan etmesi için yeterli. Moskova'daki havaya ve özellikle medyada bugün çıkan yazılara baktığımızda, "Erdoğan dayanamadı pes etti" havası hakim. Böylece, uçağının düşürülmesini iç politika malzemesi olarak kullanan Rusya krizin noktalanmasını da diplomatik zafere çevirmiş durumda. Bu hava içinde Rus sözcülerin "Erdoğan gitmeden ilişkiler düzelmez" açıklamaları da doğal olarak unutulmuş durumda. Belli ki, mektup metni üzerinde taraflar önceden anlaştı; öyle bir formül bulundu ki, hem Putin "Bakın özür dilettik" hem de Erdoğan "Kusura bakmayın diyerek sorunu çözdük" diyebilecek. (Herkesin kendine göre yorumlayabilmesi için Kremlin'e biri Türkçe, diğeri Rusça iki mektup gönderildiği söyleniyor)

Evet, kriz noktalanma sürecine girmiş görünüyor ama Türkiye ile Rusya arasında artık "eşit ilişki"den söz etmek zor. Ankara'yı köşeye sıkıştırmayı başaran Moskova şimdi her konuda kendi istediğini yaptırmaya çalışacak. Bu konudaki açıklamalar şimdiden gelmeye, örneğin "Türkiye radikal İslamcı örgütlerle bağlarını tümüyle kesmeli" sözleri duyulmaya başlandı.

Türkiye'nin dolaylı da olsa Rusya'nın koşullarını neden sonunda kabul ettiğini biliyoruz: Batı ile ilişkileri kötüleşen, kriz nedeniyle ağır ekonomik bedel ödeyen Ankara'nın başka şansı kalmamıştı.

Peki, Rusya Türkiye ile ilişkileri yeniden düzeltmeye neden sıcak bakmaya başladı?

Çünkü Moskova istediğini elde etti, yani düşürülen uçağı için Türkiye'yi "cezalandırdı",  canını yaktı. Belli ki Ruslar yedi ay üç gün süren cezalandırmanın yettiğini, gerginliği daha fazla sürdürmenin anlamsız olduğunu düşünmeye başladı. Rusya uçak olayını Suriye'de daha fazla güç kazanmak ve Türkiye'nin Suriye'de önünü kesmek için kullandı. 24 Kasım'dan bu yana Türk savaş uçaklarının Suriye sınırında devriye gezemediğini de biliyoruz. Ancak Ruslar, Suriye'nin yanı başındaki Türkiye ile er ya da geç ilişkileri düzeltmeleri gerektiğinin de farkında. Ekonomisi zor günler yaşayan Rusya, sık sık yaptığı gibi "milliyetçilik silahı"na başvurarak Rus kamuoyunu aylarca "Düşman Türkiye" algısıyla oyaladı. Kremlin hem içeri hem de dışarı "Tek bir uçağımıza dokunanı pişman ederiz" mesajı verdi. Kriz Türkiye kadar olmasa da Rusya'ya da zarar verdi, üstelik krizin uzaması Akkuyu'daki nükleer santralin geleceğinin tehlikeye düşmesi olasılığı vardı. Kriz içindeki Rusya daha fazla doğal gaz satmak istiyor ama bunu bir türlü başaramıyor, bu nedenle kendisinin gündeme getirdiği "Türk Akımı" projesini hayata geçirmek zorunda olduğunu düşünüyor.

Bundan sonra ne olacak?

Kimse ilişkilerin kısa sürede gül bahçesine dönmesini beklenmesin, kaldı ki Türk-Rus ilişkileri aslında uçağın düşürülmesinden çok önce, Suriye'de farklı pozisyonlar alındığında bozulmaya başlamıştı. Moskova'da şu andaki havaya baktığımızda, işlerin hemen yoluna gireceğini söylemek güç. Özellikle turizmde bu sezon için bir gelişme beklenmemesi gerektiğini söyleyenler çoğunlukta, yani yumuşamanın hemen yarın Rus turist akınını başlatması zor görüyor.

İsmet İnönü'ye atfedilen bir sözü Medya Günlüğü'nde Rusya ile ilgili yazılarda sıkça kullanıyoruz: Büyük devletlerle ilişki kurmak ayıyla yatağa girmeye benzer.

24 Kasım olayı Türkiye'nin bu gerçeği unuttuğunu ya da önemsemediğini gösterdi. 

Ne diyelim, zararın neresinden dönülse kârdır.