Boyumuz büyümüyor çünkü ölüyoruz

29 Haziran 2016 Çarşamba  |  SERBEST KÜRSÜ

Yine İstanbul, yine patlama...Son bir yılda buna benzer en az 10 önemli patlama oldu. Geçen yaz Suruç"ta başlayan Ankara, İstanbul, Gaziantep, Bursa gibi illerde yaşanan canlı bomba tarzı eylemler ve patlamalar, en son İstanbul Atatürk Hava limanını vurdı. 

Bu patlama son olur mu? Hiç sanmıyorum. İşin üzücü yanı yabancı devletler ve istihbaratlar bu tip eylemleri önceden saptayıp haber verdiği halde, bizim yetkililerden bir ses çıkmaması ve olayları küçümsemesi ayrı bir konu. 

Bir zamanlar Afganistan"da, Ortadoğu"da, Irak"ta, Bağdat"ta  patlamalar duyar, ölenlere üzülürdük. Birileri bize Türkiye"nin en kalabalık ve en önemli kentinde ya da başkentte arka arkaya benzer patlamalar ve ölümler yaşayacağımızı söyleseydi asla inanmazdık. 

Dünyanın en zengin petrol ve doğal gaz kaynaklarına sahip olan Ortadoğu, son yıllarda tam bir cehenneme dönüştü. Dünyanın süper güçleri bu bölgede adeta satranç oynar gibi egemenlik ve bölgeyi ele geçirme mücadelesi verirken, ne yazık ki bizim gibi ülkelere  ancak  piyon rolü kalıyor.

Biz de hızla bu cehennemin tam ortasına doğru gidiyoruz. Her patlama sonrası "bu son olsun" diyoruz ama olmuyor. Daha da kötüsü her geçen gün patlamalara da, ölümlere de daha çabuk alışıyor, daha çabuk unutuyoruz.

Her büyük felaket sonrası hep aynı şeyler... Resmi yetkililerden yapılan klasik açıklamaların yanısıra, sosyal medyada duyar kasarak terörü lanetliyor, ölenlere rahmet, yakınlarına baş sağlığı diliyoruz. Herkes birilerini veya bir şeyleri kınıyor. Ya da "abartmayın bu işleri, bu tip haberleri yapmak size zevk mi veriyor, boyunuzu mu büyütüyor" diyen kendini bilmezler ortaya çıkıyor. Ama ölen hep masum insanlar oluyor.

Bir de bu tür patlamalar sonrası eylemi yapanlar üzerinden bir yerlere saldıranlar veya vicdanlarını rahatlatanlar var. Masum insanların topluca canına kıyma girişiminde bulunan PKK olsa ne olur, IŞİD olsa ne değişir? Bakın açık açık bir kez daha yazayım. Hiçbir şeyden habersiz masum insanları, yaşlı-genç, çoluk çocuk, Müslüman Hıristiyan, Türk-Alman-İngiliz demeden katleden her örgüt, terör örgütüdür, her eylemci katildir. 
Ama kafalarının içi örümceklenmiş, beyinleri dumura uğramış bazı kendini bilmezler; "yok efendim neymiş bu eylemi PKK yapmışmış" ya da başka bir eylemde "işte gördünüz mü eylemciler IŞİD"liymiş"  diyerek suçu kendi inanç ve ideolojisine ters olan gruplara yükleyerek adeta ölümlerde bile bir algı yaratmak istemektedir.

Burada asıl önemli olan büyük fotoğrafı görebilmektir. Biz bu duruma nasıl geldik? Hangi politikalar bizi buralara getirdi? Bütün bunların sorumluları kim? Ülkeyi yangın yerine çevirenler nerede?  Sen komşunun evindeki yangına, elinde benzinle söndürmeye gidersen ateş sana da sıçrar.
Kimse bizim sabrımızı sınamasın, terörün belini kıracağız, bu tür eylemler  bizi yıldıramaz vs.türü açıklamalara artık hiç kimse inanmıyor. Her patlama sonrası Twitter, Facebook gibi sosyal medya araçlarının engellenmesi ve patlama haberlerine yayın yasakları  ile sorunlar çözülmüş olmuyor, sadece  halının altına süpürülüyor.

Televizyonda haber kanalları uzmanlık alanı olan olmayan kimi yakalarsa ekranlara çıkarıp terör ve Ortadoğu analizleri yaptırıyor. Olaylar olduktan, masum insanlar öldükten  sonra ülkeye ve bölgeye dair yorumlar yapmak ve  suçlu aramak ne yazık ki hiç bir şeyi değiştirmiyor.
Magazin ve eğlence kanallarının bir çoğu ise timsah gözyaşları dökerek programlarına olduğu gibi devam ediyor. 

Ne Survivor"dan kusur kalıyoruz ne dizilerden ne  maçlardan ne de spor programlarından. Neymiş hayat devam ediyormuş! Tamam hayat devam ediyor da biraz empati, biraz anlayış desek çok mu şey istemiş oluruz acaba?

Aslında hayat devam ediyor ama durmadan biz ölüyoruz. Hem de pisi pisine...Nerede, ne zaman başımıza ne gelecek bilmeden yaşıyoruz. Ölüm, acı, endişe, korku ve bilinemezlik adeta yaşam biçimimiz haline geliyor. Neredeyse akşam  evlerine sağ salim dönenler kendilerini şanslı görüyor, haline şükrediyor. Ama yarına dair endişeler hiç bitmiyor. Yaşamlarımız pamuk ipliğine bağlı gibi, başımıza nerede, ne geleceği belli değil.

Koskoca ülkede bir kaç kişi dışında artık kimsenin can güvenliği kalmadı. Kalabalık yerlere gitmeyin, meydanlardan, duraklardan, alışveriş merkezlerinden  uzak durun, çarşıda pazarda fazla kalmayın. İyi de  ne zamana kadar? Yarın bizim bulunduğumuz bir yerde  bomba patlamayacağının garantisi var mı? İşte belki sizin 1 saat önce bulunduğunuz bir hava limanında, 1 saat sonra canlı bombalar dehşet saçıyor.

Asıl mesele siz o ateş düşen evlerdeki yangını nasıl söndüreceksiniz, yakınlarını kaybeden insanların içindeki tarif edilemez acıları nasıl dindireceksiniz? Sabah evden işe, okula gönderdikleri eşlerini, çocuklarını bir hiç uğruna yitiren insanlara ne diyeceksiniz? Ondan haber verin bize...

Böyle günlerde ne söylesek , ne yazsak boş... Tam da sözün bittiği yerdeyiz. 

Yokuş aşağı  freni patlamış bir  kamyon gibi bir bilinemezlere doğru sürüklenip gidiyoruz, hem de son sürat...

İlhan İlmenöz