Türk-Rus krizinin faturası

30 Haziran 2016 Perşembe  |  KÖŞE YAZILARI

Türkiye ile Rusya arasında 24 Kasım'da başlayan "uçak krizi" artık "resmen" noktalandığı için bir muhasebe yapıp kimin ne kazanıp ne kaybettiğine bakabiliriz.

Türkiye'den başlayalım...

Doğrusu, 7 ay 5 gün süren diplomatik krizin Türkiye'nin kazanç hanesine bir şey eklediğini iddia etmek olanaksız. Ankara hem Rusya gibi bölgenin en önemli ülkesinin "düşmanı" haline geldi hem Suriye'deki pozisyonunu kaybetti hem de-kimilerine göre 15 milyar dolar-ekonomik zarara uğradı.Önde gelen ticari ortağı Rusya'nın uyguladığı yaptırımların sonucu ihracatı darbe yedi, oradaki yatırımları zarar gördü ve milyonlarca Rus turistten oldu. Moskova'daki büyük bir Türk turizm şirketinin üst düzey yöneticisi Medya Günlüğü'ne yaptığı açıklamada, Türkiye'ye tur satışı yasağının kalkmasından hemen sonra Rus turist getirmeye başlayabileceklerini, sezonun uzaması halinde geçen yılın yüzde 25-30 oranında bir doluluk sağlayabileceklerini söyledi. İyi tarafından bakarsak bu yaz "0" beklerken yüzde 25-30'luk bir artış, kötü tarafından bakarsak yüzde 70'lik bir düşüş. Turizmden alınması gereken ders de, tek bir pazarda yoğunlaşmanın yanlış bir taktik olduğunun ortaya çıkması. Ama Türkiye'nin krizden asıl alması gereken ders, Rusya'nın nasıl bir ülke olduğu. Ankara, büyük devletlerle ilişki kurmanın ayıyla yatağa girmek demek olduğunu, atılan yanlış bir adımın bedelinin nasıl yüksek olabileceğini artık biliyor olmalı ki, Türkiye'nin kazanç hanesine tek madde olarak bunu yazmak gerekiyor.

Rusya'ya gelince...

Moskova "uçak krizi"ni içeride ve dışarıda propaganda malzemesi olarak kullandı, Suriye'deki pozisyonunu güçlendirdi ve belki de asıl önemlisi Türkiye'ye üstünlüğünü kabul ettirdi. Moskova Türkiye'yi cezalandırmak istedi ve cezalandırdı.

Ama kriz ve Türkiye'ye uyguladığı yaptırımlar Rusya'nın da kayba uğramasına yol açtı ve son 25 yılda iki ülke ekonomilerinin iç içe geçmesinin sonucu bazı alanlarda Türkiye'den ithalat kesilince kimi fabrikalar durma noktasına geldi. Türkiye nasıl doğal gazda Rusya'ya bağımlıysa, Rusya'nın da doğal gazının dış pazarlara ulaştırılmasında Türkiye faktörünü göz önünde bulundurması gerekiyordu. Bugün yaşanan yumuşamanın bir nedeni Rusya'nın gözünün hala "Türk Akımı"projesinde olması.

Bir gerçeğin altını çizmek gerekiyor: Bölgenin iki güçlü ülkesi olarak Türkiye ile Rusya'nın birbirlerini yok sayması, hesaba katmaması mümkün değil, çıkarları işbirliği yapılmasını zorunlu kılıyor.

Bu tespiti yaparken, krizin asıl nedeninin "uçak olayı" olmadığını da belirtelim. 24 Kasım'da Rus uçağının düşürülmesi aslında sadece bardaktan taşan damlaydı, iki ülkenin ilişkileri çok daha önce, tam olarak 2011 başlarında Suriye'deki iç savaşla bozulma sürecine girmişti. Türkiye'nin yumurtaları tek sepete koyan Suriye siyaseti, bunu dosta düşmana ilan etmesi ve sık sık Rusya'yı suçlayan açıklamalar yapması Moskova'yı asıl kızdıran unsurdu. Son yedi ayda yaşadıklarımızın özeti aslında Suriye yüzünden Rusların Ankara'yı cezalandırmaya karar vermesi.

Türkiye belki uçak olayında haklıydı ama sonuçlarının böyle olacağını görmeliydi. Yani ya uçağı düşürüp sonuçlarına katlanmalı ya da sonuçlarına katlanamayacaksa düşürmemeliydi. Uluslararası ilişkilerde duygulara yer olmuyor, haklı olsanız da gücünüz yetmiyorsa yutkunmanız ya da yanlış bir adım attıysanız eğer çıkarlarınız gerektiriyorsa özür dilemeniz gerekiyor. Türkiye'nin 7 ay sonra yaptığı budur ve neden daha önce yapılmadığı sorgulanmalıdır.

Önümüzdeki dönemde Türk-Rus ilişkilerinde yeniden baharın başladığına ilişkin iki taraftan da bolca açıklama duyacağız, bunlara karşı temkinli olalım. Ankara'nın Rus uçağı için hemen ilk günlerde özür dilemesiyle 7 ay sonra özür dilemesi arasında büyük fark var. İki ülkenin aylar süren inatlaşmasının kazanını Rusya'dır, bu durumun ikili ilişkilere yansımaması olanaksızdır. Yani, önümüzdeki dönemde Türkiye'ye tepeden bakan bir Rusya'ya hazır olalım.