Spor medyası ve 3 Temmuz

03 Temmuz 2016 Pazar  |  MG ÖZEL

3 Temmuz'un yıldönümü nedeniyle gazeteci Ahmet Ercanlar'la 24 Haziran 2014'de yayınlanan ve Medya Günlüğü'nün en çok okunan yazılarından biri olan söyleşiye tekrar yer veriyoruz...

Medya Günlüğü'nün "Pazartesi Söyleşileri"nin bu haftaki konuğu gazeteci Ahmet Ercanlar. Hürriyet Gazetesi'nde Fenerbahçe muhabirliği yapan Ercanlar, her haberi en az iki kaynaktan doğrulatmadan yayınlamadığını söylüyor. Spor medyasında manipülasyonun yaygın olmasından yakınan Ercanlar, "Medyada hala eski kafa isimler var ve hala o tarzlarını devam ettiriyorlar ama artık çağ çok değişti. Spor medyasının kendini toparlaması lazım"diyor. 3 Temmuz sürecinin Türk sporuna zarar vermesinde medyanın da sorumluluğunu bulunduğunu belirten Ercanlar, Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım'la ilişkisinden Alex'in ayrılmasına pek çok güncel konuda Medya Günlüğü'nün sorularını şöyle yanıtladı:


-Gazeteciliğe nasıl başladınız?

-İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi'nde okurken Nurdoğan Rigel hocamız mümkünse hemen çalışmamızı öğütlemişti. Kendisi de benim çok önemsediğim, sevdiğim bir hocaydı. Osman Tanburacı'nın oğlu arkadaşımdı. 1997 yılında onun vasıtasıyla Fanatik Gazetesi'ne staja girdim. Sonra Kanal 6'da muhabirlik yaptım, ardından Cine 5'e futbol sorumlusu olarak getirildim. Genç yaşıma göre çok önemli bir görevdi. İbrahim Altınsay ve Başar Başarır gibi çok önemli isimlerle çalıştım orada. Okul gibiydi. Star Tv, CNN Türk'te de çalıştım. Bir ara spora ara verip haber merkezlerinde çalışmaya başladım, SKY Türk, Kanal 24. Bu arada Fenerbahçe Gönüllüleri Derneği'ine "Lacivert" diye bir dergi çıkardım. Zevkle yaptığım bir işti. 2010 yılında eşim İrem ile evlenmeye karar verince daha istikrarlı bir işim olsun diye düşünerek Hürriyet'e başladım, televizyonlar kaygan bir zemin çünkü...5 yıldır da Fenerbahçe muhabiri olarak Hürriyet'te devam ediyorum.

-Girer girmez Fenerbahçe muhabiri mi oldunuz?

-Aslında editör olarak girmiştim ama o sırada Fenerbahçe muhabiri Sadi Kemal Yaşar ayrılmıştı, "Sen Fenerbahçeli'sin, istersen Fenerbahçe'ye bak" dediler. "Tamam" dedim ama işin muhabirlik kısmını hiç bilmiyordum. Hatta size bir anımı anlatayım: Daha başlayalı 10 gün olmuştu. Aziz Yıldırım'ın sekreterini aradım, "Ben Hürriyet'ten Ahmet Ercanlar...Bir şey soracağım bana dönebilir mi" dedim...3 dakika sonra telefon çaldı, Aziz Yıldırım beni aradı! Telefonla konuşuyorum, bir baktım, o zaman Ercan Saatçi vardı, müdürümüz Mehmet Arslan etrafıma toplandılar, "Aziz Yıldırım kimseyi aramaz, seni neden aradı" diye sordular. Ben de, "Bilmiyorum, herhalde bir muhabir beni aramaz diyerek cahilliğime verip aramıştır!" diye espri yaptım. Konuştum, yazdım o haber manşet oldu. Böyle bir başlangıç oldu. O zaman bilmiyordum muhabirlerin Aziz Yıldırım'ı pek aramadığını. Şimdi öğrendim aramıyorum!

 

GALATASARAY'A DA BAKARDIM

 

-Fenerbahçe taraftarısınız, zaten bunu gizlemiyorsunuz. Gerçi Hürriyet'te Fenerbahçe muhabirliğiniz biraz tesadüf olmuş, peki, Galatasaray'a bakmanızı isteseler kabul eder miydiniz?

-Profesyonel olarak bu işi yaptığım için kabul ederdim tabii. Demin Osman Tanburacı'dan söz etmiştim. Fanatik'e ilk başladığımda aslında Galatasaray'a bakıyordum ama ne yaptım ettim Fenerbahçe masasına geçtim! Fenerbahçe'yi çocukluğumdan beri çok seviyorum. Galatasaray olsa onu da yaparım. Fenerbahçe muhabirliği yapmaya çalışırken duygularımı bir kenara bırakmaya, gazetecilik yapmaya çalışıyorum. Her şeyi araştırıp soruyorum. Yeni bir şey başlatığımı düşünüyorum spor medyasında. Yaptığım her haberi muhatabına mutlaka soruyorum. Spor meydasında "Şuradan duydum, buradan duydum" çok vardır, ben bunu kesinlikle yapmıyorum. Eğer Aziz Yıldırım'a ulaşmazsam kurmaylarından birine soruyorum. Ulaşamadığım için kaynağıma, vermediğim çok haber olmuştur, haber atlamayı göze almışımdır. Bir tarz oluşturmaya çalıştım, başarılı olduğuma inanıyorum.

 

İÇİM ACIYOR

 

-Bir taraftan Fenerbahçe taraftarlığı, duygular diğer taraftan gazetecilik çatışma olmuyor mu?

 

-Şöyle söyleyeyim: Ben basın tribünde otururken Fenerbahçeli olduğumu unutuyorum. Maçın sonucu ne olursa olsun bugüne kadar elimi bile kaldırmadım. Ama eve döndüğümde Fenerbahçe yenilmişse içimde bir acı oluyor tabii, üzülüyorum. O anda işinizi yaptığınız için unutuyorsunuz...Hatta Trabzon'da bir olay yaşamış, bayağı da tepki almıştım. Basın tribündeydim, birileri işte, "Cristian'ın elini ayağını kırın!"diye bağırıyor. Ben bunu haber yaptım. Trabzon taraftarlarından çok büyük tepki aldım. Trabzonlu gazetecilerden de tepki aldım. Aslında aynı şeyi Şükrü Saraçoğlu Stadı'nda da yaptım. Basın tribünde bence meslek onuruna aykırı eden kişileri hem kulübe hem Türkiye Spor Yazarları Derneği'ne şikayet ettim. Fenerbahçe dergisinde yazan birinin basın tribünü ve toplantılarındaki davranışları nedeniyle dergide yazmasını ve akreditasyonunu engelledim. Basın tribünü başka bir yer, orası bizim meslek alanımız. Herkes duygularını dışarıda gösterebilir ama orada göstermemesi lazım. Belki gazetecilik okuduğum için, o ilkelere kafayı biraz fazla taktığım için o konuda çok hassasım. Ama bunu yaptıkça tepki alıyorum. Hala Trabzonlular'dan ciddi manada küfür yiyorum. Beni de maalesef nefret listesine koydular.

 

DUYGULARI UNUTMAK

 

-Anladığım kadarıyla sizin gösterdiğiniz bu tepkiyi, hassasiyeti diğer meslektaşlarınızın gösterdiğini düşünmüyorsunuz...

 

-Spor medyasında maalesef bu konu fazla tartışılmıyor. Ben tartışılması gerektiğini düşünüyorum. Bunu siyaset muhabirliği gibi düşünmeyin. Herkes istediği partiye oy verebilir. Ama taraftarlık bambaşka bir şey.  Oraya geldiğiniz zaman taraftar olduklarını unutmak zorundalar. Benzer şekilde AKP'yi ya da CHP'yi desteklebilirsiniz ama iş yaparken bunu unutmak zorundasınız. Biz de basın tribünde duygularımızı bir kenara bırakmak zorundayız. Beni Fenerbahçe'ye yakın olduğum gerekçesiyle eleştiriyorlar. Tabii ki yakın olacağım. Ben Fenerbahçe ile ilgili haberler yapıyorum. Fenerbahçe camiası ile görüşüyorum, haberleri de onlardan alıyorum, Galatasaray camiasından almıyorum ki! Onlar bende farklı bir tarz gördüler. Her şeyi onlara doğrulatmaya çalıştım, hep doğru haberler vermeye çalıştım. Bir karşılıklı güven oluştu. O yakınlığın da normal olduğunu, olması gerektği kadar yakınlık kurduğumuzu düşünüyorum. 

 

HERKES KAYNAK

 

-Peki, bir spor muhabirinin, bir kulübe bakan muhabirin kaynakları nelerdir?

 

-Herkes. Mesela bir manav bile sizin kaynağınız olabilir. Kulübe yakın bir yerdedir, telefonunu verirsin, rica edersin, "Falanca kişi geçtiğinde beni ara" dersin. İstisnasız söylüyorum, Fenerbahçe Kulübü içinde hemen hemen herkes benim kaynağımdır. Sağolsunlar, seviyorlar, arıyorlar. Ama ben o haberleri bile doğrulatmadan vermiyorum, bilgiyi veren Yönetim Kurulu üyesi olsa bile. Mutlaka haberin muhatabını bulmaya çalışırım. Muhatap kulüp dışı olabilir, mesela Futbol Federasyonu olabilir. Haberi ikinci bir kaynaktan doğrulatmadan haberi vermem. Tek kaynaktan haber verilmez. Özellikle spor medyasında çok manipülasyon olduğunu düşünüyorum. Çok kullanılmaya uygun bir sektör. Spor yöneticileri de kullanmaya müsait insanlar. O yüzden bizim biraz dikkatli olmamız lazım.

 

KULÜP DEĞİŞTİ

 

-Geçen 5 yılda kulüple iletişiminizde ya da genel olarak kulübün kurumsal iletişiminde bir değişiklik oldu mu?

 

-İlk yıl Fenerbahçe Kulübü ile çok büyük zorluklar yaşadım. Haberlerimi inanılmaz bir dille, çok kötü bir dille yalanladılar. Çünkü gazetemle bir sorun yaşıyorlardı. Ben de çok üzülüyordum. Doğru haber yapmama rağmen, hem de  ağır bir dille haberlerimi yalanlıyorlardı. Beni inanılmaz yaralıyordu bu durum. Uyuyamıyordum, işe gitmek istemiyordum, işi bırakmak istiyordum. Çok üzülüyordum. Ama zaman içinde, özellikle 3 Temmuz süreciyle kulüpte çok ciddi bir değişim başladı. Kulüp iyiyle kötüyü ayırt etmeye başladı. Bunun üzerinde ben sıkıntılarımı aşmaya başladım. Zaman içinde kulübün iletişim departmanı hakikaten çok çok iyi bir noktaya geldi. Diğer takımların muhabirleriyle de konuşuyoruz, onlar da Fenerbahçe'nin iletişim departmanını örnek gösteriyor ki,  Fenerbahçe "iletişim özürlü" bir kulüp olarak bilinirdi. Şimdi yöneticiler konuşmuyor, Başkan Aziz Yıldırım izin vermiyor ama bunlar ayrı şeyler. İletişim açısından Türkiye'nin çok ilerisinde, başarılı buluyorum.

 

BU BİR KUMPAS

 

-3 Temmuz süreci başladığınızda herhalde garip bir duruma düştünüz. Bir yanda taraftar olarak duygularınız, diğer yanda kulübe yönelik çok ciddi suçlamalar...

 

-3 Temmuz sabahı erkenden gazeteye gitmiştim. Kısa süre sonra elimize tapeler geldi. Baştan sona okudum. Okumam bitince çevremdekilere, "Ne var bunlarda, bana şikeyi gösterin" dedim. Aynı gün Twitter'da, "Bu bir Aziz Yıldırım operasyonudur. Kesinlikle şike operasyonu değildir" diye yazdım. Bu benim gerçek düşüncelerimdi, vicdanıma göre hareket ettim. Geldiğimiz nokta da benim o gün haklı olduğumu gösterdi. Şimdi savcı mütealaa verdi, "Bu bir kumpastır"dedi. O gün medyaki insanlar biraz daha vicdanlı olabilseler, duygularıyla değil gerçek gazetecilik hisleriyle hareket edebilseler bence 3 Temmuz süreci Türk futboluna bu kadar zarar vermezdi. Bu işten nemalanmaya çalışanlar yüzünden şimdilerde sponsorlar spordan yavaş yavaş kaçıyor.  Bu nedenle spor medyasını eleştiriyorum. Önlerine ne gelirse haber yaptılar. Mesela,  "Bilyoner" haberi. "Fenerbahçe bahis şikesi yapıyor"dediler, manşet yaptılar. Bilyoner gece kulübü çıktı. Önlerine gelen haberleri hiç sorgulamadılar. Oysa insanların yaşamları, itibarları, çocukların ise hayalleri söz konusuydu. Bunun vebalini hepimiz ödedik ve ödeyeceğiz.

 

MEDYA TOPARLANMALI

 

-Bunu neden yaptılar sizce? Kötü gazeteci oldukları için mi yoksa Fenerbahçe'ye karşı önyargılı oldukları için mi?

 

-Kimisinin Aziz Yıldırım düşmanlığı vardı, kimisinin Fenerbahçe'ye karşı önyargısı vardır. Rüzgar esiyordu, kimisi de o rüzgara kapılıp gitti. Vicdanlı olmanın takımı olmaz. Fenerbahçeli olanlardan dahi hiç okumadan, araştırmadan "Yapmışlardır" diyenler oldu. Ben hiçbir zaman kabul etmedim çünkü okudum araştırdım, bütün duruşmalara gittim, tek bir duruşma bile kaçırmadım. Maalesef televizyonlara bakıyorum, hiçbir duruşmaya gelmeyen, hiçbir dosyayı okumayan insanlar ahkam kesiyorlar. 3 yıl oldu hala ahkam kesiyorlar. Aziz Yıldırım'ın 500-600 sayfalık bir savunması var, gelin bir okuyun onu. Mahkemelere gelseydiniz, savunmaları dinleseydiniz, hakimin savcının tavırlarını görseydiniz, ondan sonra da "Fenerbahçe şike yapıyor" deseydiniz ben size yine saygı duyardım. Bunları yapmadan, ezbere, önyargıyla Fenerbahçe'nin 3 yılını mahvettiler, Fenerbahçeliler'i 3 yıl mutsuz ettiler. Kimsenin buna yapmaya hakkı yok. İnsanlar artık gazete okumaz, televizyon seyretmez hale geldi. Ben 3 Temmuz'dan sonra insanlara yeniden gazete okumak hissiyatını vermek istedim. Özellikle Fenerbahçeliler'e. Daha güzel haberler yapmaya çalıştım çünkü insanların ne gazetelere güveni kaldı ne de okuma istekleri. Çocukken her gün 7-8 gazete alırdım ve satır satır okurdum. Gazeteci olduktan sonra artık zorunluluktan bakıyorum. Gazeteleri bir şekilde bitirdiler bana göre. Medyada yeni bir şeylerin başlaması lazım. Özellikle spor medyasının kendisini toparlaması lazım.

 

ÇAĞ DEĞİŞTİ

 

-Nasıl olacak bu toparlama?

 

-Öncelikle spor servislerinde ya da herhangi bir serviste yeni başlayacak muhabir iletişim fakülteli olmalı. Nasıl mühendisler dışında kimse mühendislik yapamıyorsa gazeteciliği de okulundan mezun olanlar yapsın. Çok yetenekli bir adamdır, başka bir okuldan mezun olmuştur, tamam o yapsın. Ama bu oran medyada şu anda yüzde 10. Yani iletişim mezunlarının oranı bu. Onlar yüzde 90  olsun, diğerleri yüzde 10 olsun. Bu çocuklar okuyorlar, mezun oluyorlar ve iş bulamıyorlar. Bu duruma çok üzülüyorum. Spor medyası artık tamamen çehre değiştirmeli, yeni nesle önem vermeli ve öne çıkarmalı. Çok yetenekli arkadaşlar var, okuyorum blogları. "Yarı saha" diye bir site var mesela, okuyorum müthiş işler yapıyorlar. Belki gazeteci değil bu çocuklar ama yeni nesil çok araştırıyor. Sen artık bu insanları kandıramazsın. Senin yaptığın  haber bir saat geçmeden yalanlanıyor, internetten hemen doğrusunu bulunuyor. Eski kafayla yürümez bu işler! Medyanın o manipülasyon yapan eski gazeteci tarzını bırakıp yeni nesle biraz daha şans vermeleri lazım meydayı yöneten insanların. Ama maalesef bunu yapamıyoruz, medyada hala eski kafa isimler var ve hala o tarzlarını devam ettiriyorlar ama artık çağ çok değişti. Artık sosyal medya var. Bir yalanın ömrü bir saat bile değil, 10 dakika ve sen rezil oluyorsun. O yüzden bu yeni trendi spor medyasının da yakalaması lazım diye düşünüyorum.

 

24 SAAT HABER

 

-Hürriyet'te başlattığınız "24 Fenerbahçe" ya da "24 saat Galatasaray" uygulaması nedir?

 

-Bizim muhabirler olarak elimize çok haber geçiyor. Belki inanmayacaksınız ama ben günde 50'ye yakın insanla konuşuyorum, herkesten bir şeyler almaya çalışıyorum, bunu "database"e kaydediyorum. 4 ay sonra bir şey oluyor, o konuşmalar işime yaramaya başlıyor. Ama bazen de o biriktirdiklerimi hiç kullanamıyorum. İşte ben bu " 24 saat" uygulamasında o biriktirdiklerimi, gazetelerde yazma şansı bulamadıklarımı orada yazmaya başlıyorum.  Eskiden insanlar  gazetelerde okuyamadıkları bir sürü şeyi soruyordu, ben de sosyal medya aracılığıyla yanıtlamaya çalışıyordum. İnsanları üzmemek için elimden geldiğince herkesi yanıtlamaya çalışıyordum. Çünkü cevap yazmadığınız zaman insanlar haklı olarak üzülüyor. Bu işi yaparken insanlara dokunmasını da bilmelisiniz. İşte şimdi yeni uygulamayla bütün bildiklerimizi yayınlama olanağımız olacak. Gün içinde sürekli güncelleme imkanı var.

 

-Günde kaç kere güncelliyorsunuz?

 

-Mesela dün 4 kere güncelledim. Bunları da sosyal medyadan gelen sorular doğrultusunda yapıyorum. Bir örnek vermek gerekirse, Fenerbahçe'den kiralık gidecek gençler haberi. Normalde bunu gazeteye koyamazsın ama insanlar merak da ediyor. Bunu "24 saat"e koyduk. Recep Niyaz gidecek mi, kalacak mı öğreniyorlar. Hürriyet biliyorsunuz internetin önemi ilk kavrayan gazete oldu. Birşeyler deniyorlar. Olur olmaz bilemem ama denemeleri gelecek açısından çok önemli. 

 

NEDEN GİTTİM?

 

-Sizinle ilgili güncel bir konuya geçelim. Aziz Yıldırım'ın geçen haftaki basın toplantısında gazetecilere tavırları ve sizin çağırdığında yanına gitmeniz çok eleştirildi. Hatta, Hürriyet'in okur temsilcisi de bir eleştiri yayınladı sizin hakkınızda. Eleştirileri haklı buluyor musunuz?

 

-Biz haberciyiz. Aziz Yıldırım ise Fenerbahçe Kulübü'nün başkanı. Yoldan geçen bir adam değil. O anda basketbol muhabirlerinin olup olmadığını sordu.  Maalesef hiçbir basketbol muhabiri yoktu. Oysa basketbol ile ilgili bir toplantıydı. 3-4 kez tekrarladılar. Ses çıkmayınca "Biri gelsin belgeyi göstereyim" dedi. Yine kimseden ses çıkmadı. Oysa orada bir belge vardı.  İşin açıkçası çok fazla ön plana çıkmak istemediğim için kalkmak istemedim ama en uçta oturuyordum. Tüm gözler bana çevrilince kalkmak zorunda kaldım. Aziz Yıldırım'ın niyetinin kötü olduğunu düşünmüyorum.  

 

MOBBİNG VAR MI?

 

-Yöneticilerin spor muhabirlerine mobbing uyguladığı söylentileri çıkar zaman zaman. Doğru mu bunlar?


-Ben tam 5 yıldır Fenerbahçe muhabiriyim. Hiç mobbing ile karşılaşmadım. Yöneticilerle çok sert tartışmalar yaşadığım oldu. Ama hiçbir zaman geri adım atmadım. Mesela geçtiğimiz ay yaptığım bir haber sonrası yönetici beni aradı, "Haberin doğru ama kaynağını söylemezsen bundan sonra haber için beni arama" dedi. Ben de ona "Hay hay" dedim. Bir gazeteci kaynağını söyler mi hiç? Haber doğru olmazsa o zaman bir nebze anlarım kaynak sormayı. Haber doğru ise neden kaynak sorulur? Bizim meslekte yanıltılabilirsiniz. Bunun için tedbirlerinizi de almalısınız. Ama doğru bir haber için bana kimse gelmesin.  Fenerbahçe Kulübü kamuoyuna yansıtılan imajının aksine bana hiçbir zaman baskı uygulamadı. En büyük baskı şu olur: Haberleriniz ya da gazetenizin politikası nedeniyle size röportaj vermezlerKi ben 2010-13 yılları arasında toplam 1 röportaj yapabilmiştim.

 

-Muhabirler yeterince değer görüyor mu sizce?

 

-Gazeteleri özel yapan muhabirlerinin kalitesidir. Özel haberleri muhabirler yapar. Ancak Türkiye'de muhabirler çok değer görmüyor. Medyadaki en yalnız adamlar bana göre muhabirler. Biz kulüp muhabirleri gazete yöneticileri ile kulüp yöneticileri arasında zaman zaman tost gibi eziliyoruz. Araf'ta duruyoruz. Hele ki iki taraf arasındaki ilişki iyi değilse işler çok daha zorlaşıyor. Benim teşhisim şu: Ne olursa olsun ben hep haksızım. Bir yönetici şikayet eder, bir taraftar şikayet eder, bir başka kulüp şikayet eder, bir federasyon üyesi şikayet ederBu döngü devam eder. Sonuç hep aynıdır. Muhabir hep hatalıdır. Çünkü en güçsüz ve en zayıf halka olarak görülür. Bu döngüyü yıkamazsam spor medyasında çok durmam.

 

MUHABİRLER ARAŞTIRMALI


-İyi bir spor muhabirinin sahip olması gereken nitelikler nelerdir?

 

-Her şeyden önce dürüst  bir insan olmalı. Türkiye manipülasyona çok açık bir ülke. Haber kaynağıyla mesafesini çok iyi ayarlamalı. Aştığınız zaman kullanılmaya müsait hale geliyorsunuz, bu çok önemli bir konu. Üçüncüsü spor muhabiri çok iyi araştırma yapabilmeli. Bir örnek vermek isterim. İlk başladığımda sık sık haberler çıkardı, "Arda'ya çok faul yapılıyor"diye. Araştırdım, istatistikleri buldum ve ilginç bir şekilde Arda Türkiye'de en çok tekme yiyen 20 futbolcu arasında yoktu. En çok tekme yiyen Emre Belezoğlu'ydu. Bunu haberleştirdim. Bu yorum değil, tartışmasız bir haberdi. Böylece bir araştırma yaparak bir algıyı yıkmış oldum. Meslektaşlarım da, arkadaşlarım da araştırmaya önem versinler, daha çok insanla konuşsunlar...Çünkü spor dünyası sırlar dünyası. Çok basit bir şey için 5-6 kişiyi aramam gerekiyor bazen, bir "evet " ya da "hayır" duymak için... Spor dünyasının böyle bir yapısı var. O yüzden üzerlerine gitmelerini öneriyorum, inatçı olmalarını, haber kaynağını tırmalamalarını, onları zorlamalarını öneriyorum. Zorlamazlarsa haberi alamazlar. Bazen bir adamı 8-9 kere arıyorum, artık açmak zorunda kalıyor. Başka türlü olmuyor.

 

ALEX KONUSU


-Son olarak, Fenerbahçe taraftarıyla iletişiminiz nasıl sosyal medyada? Twitter'da çok aktifsiniz...

 

-Çok iyi bir iletişimim var. Ne istediklerini anlıyorum. Fenerbahçe taraftarı gazete alır, okur, sever. Diğer takımların taraftarları daha çok başarıda alıyor. Fenerbahçe taraftarı başarıya endeksli değil. Mutlu olmak isterler ama kötü günde de alırlar. Bir umut ararlar. Bu anlamda onları anladığımı düşünüyorum. Çok sevenim var ama sevmeyenler de var tabii. Mesela Alex'i benim gönderdiğimi düşünenler bile var!

 

-Öyle mi? Nasıl?

 

- Demin biriktirdiğim "background" bilgiden söz etmiştim. Alex konusunu da çok önceden çözmüştüm. Konuşmalardan, Alex'in basın toplantılarından...Alex'le Fenerbahçe arasında bir sorun olduğunu aylar öncesinden hissettim. Yavaş yavaş yazmaya, daha doğrusu bir "background" oluşturmaya başladım. Bu olay patlak vermeden önce ilk haberi ben yaptım.

 

-Neydi o haber!

 

-Benim meşhur bir "koşu mesafesi" haberim vardır...Çok eleştiri almıştı o dönemde. Alex'in koşu mesafesi gelmişti, Aykut Kocaman da örnek olarak veriyordu. Çok düşük bir rakam, 80 metre civarı bir şeydi. Hani bu "faydalı koşu" dedikleri kavram, topa doğru koşuyorsun. Bir maç 80 metre. Yanlışlık olmasın toplam mesafeden söz etmiyorum. Bir futbolcu maçta yürüse bile 6 kilometre yapıyor 90 dakikada. Önemli olan deparlar, koşular. Bu konuda haber yaptım ve Alex'in rakamlarının çok düşük olduğunu yazdım. Öncesinde de Fenerbahçe'nin forma lansmanında Alex Aykut Kocaman ve Ali Yıldırım'ın yanına uğramamıştı, sahneye de çıkmamıştı, dikkatimi çekmişti takım kaptanının orada olmaması. Bunları biriktirdim biriktirdim haberleri ben yapmış oldum. Bunu bir gazetecilik önsezisi olarak görüyorum. Müdürüm Alex haberleri konusunda beni kutlamıştı. Dediğim gibi, ilk anda haber yapsam belki çok değeri olmayacaktı ama elimdeki bilgileri biriktirip haber yapınca yerli yerine oturmuş oldu. Maalesef Alex'i gönderen adam gibi görünsem de, gerçekte olayın iki tarafını da yazan adam oldum. Mesela koşu mesafesini yazdığım gün sayfanın yarısı Alex'ti aslında. Alex'in neden öyle yaptığını da yazdım ama insanlar onu görmedi, koşu mesafesine takıldı.

 

-13. Ceza Mahkemesi'nin dün aldığı "yeniden yargılama" kararını bekliyor muydunuz? Nasıl değerlendiriyorsunuz?

 

-Kararı bekliyordum. Hatta bir gün önce sosyal medyada kararın Pazartesi çıkabileceğini yazmıştım. Yasal olarak bakıldığında böyle bir karar olmak zorundaydı. Mart ayında biliyorsunuzdur yeni bir yasa çıktı. Bu yasaya göre tapeler tek başına delil olamıyor. Fenerbahçe davasında da tüm yargılama bana göre yasalara aykırı olarak tapelerle yapılmıştı. Yeniden yargılama kararı Türk sporu adına çok önemli. ÖYM'lerden çıkan kararlara kimse inanmıyordu. Sadece Fenerbahçe davasında değil diğer davalarda da kararları bozuluyor. Bu mahkemeler Ortaçağ'ın engizisyonları gibiydi. O dönem gibi ÖYM dönemi de ileride utançla anılacak. Bu arada Fenerbahçe gibi büyük bir kulübün de yenilen hakları, 3 yıldır yaşatılanlar ortada. Düşünün soruşturmayı yapan polisler açığa alınmış, savcı düz savcı yapılmış, diğer savcı HSYK tarafından davada yaptıkları nedeniyle sürülmüş, hakim sürülmüşBu davanın bu şekilde devam etmesi ve Aziz Yıldırım'ın cezaevine girmesi vicdanları yaralayacaktı. Fenerbahçe davası bana göre aynı zamanda Balyoz, Ergenekon gibi davalara da gözlerin çevrilmesine neden oldu. Dursun Çiçek'in çıktıktan sonra ilk sözü "Adalete Fener Yak" oldu. Onlar da Fenerbahçe'nin mücadelesinin kendileri için çok önemli bir etki yarattığını düşünüyorlar. 

 

- Peki, sizce bu karar Fenerbahçe'nin yeni sezonda Şampiyonlar Ligi'ne katılma olasılığıni güçlendirdi mi?

 

-Evet güçlendirdi. Fenerbahçe hiç zaman kaybetmeden İsviçre Federal mahkemesine giderek bu kararı yazılı olarak bildirdi. Mahkemede bugün (24 Haziran) vereceği kararı manidar bir tarih olan 3 Temmuz'a erteledi. 3 Temmuz'da Fenerbahçe'nin Avrupa'daki kaderi belli olacak. Bana göre Avrupa'ya gitme olasılığı arttı. Fenerbahçe için kara günler artık bitiyor. Aydınlık günlere göre yol alıyorlar. Bana göre bu kadar negatifliğin yaşandığı son 3 yılda alınan 2 Türkiye Kupası, 2 Lig ikinciliği ve 1 Lig şampiyonluğu çok büyük başarıydı. Bir de bunun yanına Aykut Kocaman ile elde edilen Avrupa Ligi yarı finali var.  Bu kulübün olaylarla ilgisi olmayan menajeri Hasan Çetinkaya maçlara giriş yasağı verilerek maç günleri karakola giderek imza veriyordu. Düşünün  bu durumda alınan bu başarılar çok kolay değil. Fenerbahçe'ye karşı oluşan bu nefretin de bu kadar olumsuzluklara ragmen hala bu kadar başarılı olmalarından kaynaklandığını düşünüyorum.  Eğer gelecek sezon Fenerbahçe Şampiyonlar Ligi'ne giderse hem ekonomik anlamda hem de camianın psikolojisi anlamında çok büyük bir zafer elde etmiş olacak.