Otomatik Bayrak Sallama Makinesi!

07 Temmuz 2016 Perşembe  |  KÖŞE YAZILARI

Türkiye'nin Rusya Federasyonu ile ilişkilerde; uçak krizinden itibaren, neredeyse 7 aydır yürüttüğü politikanın daha fazla sürdürülebilir olmadığını nihayet tam anlamıyla kabul etmesiyle birlikte, şimdiden taraflar arasında bir milat kabul edilen özür mektubunun gönderildiğine şahit olduk geçtiğimiz hafta.

Türk tarafının, Rus uçağının düşürülmesi ile birlikte aldığı pozisyondan 180 derece çark etmesi ve bütünüyle Rusya'nın baştan beri beklediği ve arzu ettiği çizgiye gelmesi neticesinde adeta tükürdüğünü yalıyor pozisyona geçmek durumunda kalması tartışmaları bir tarafa, iktidarın her şeye karşın bu denli keskin bir dönüşü bu kadar çabuk kotarabilmesi elbette "dünya umurunda olmayan" "tabanı" sayesindeydi bir yerde. Konunun çok da üzerine gidilmeyen bu tarafına basında kimi kalemlerce az çok vurgu yapıldı ancak; gerçekten de dış politikadaki gizli "değersiz yalnızlık" konseptinin Rusya ayağının Türk tarafına çoktandır on milyar doların üzerinde zarara mal olmasının siyasi faturasını sormaya, bunu irdeleyip, sorgulamaya dönük iktidar partisinin, ülkenin seçmenlerinin yaklaşık yarısını oluşturan meşhur "tabanından" en ufak bir ses seda çıkmaması, değişik yönleriyle fazlasıyla üzerinde durulması gereken bir noktayı teşkil ediyor. Dahası söz konusu "taban"ın diplomasideki bu yeni zoraki geri adımları dahi, hiçbir şey olmamış edasıyla zafer sarhoşu haleti ruhiyesiyle karşılıyor oluşu da dikkate şayandır.   

"Taban"ın umurunda değil 

Dünyada belki de hiçbir ülke ve hiçbir toplum yoktur ki, onu oluşturan tebaanın kayda değer bir kesimi olan ve sayıları milyonlarla ölçülen güruhların nezdinde, yönetenlerce diplomaside birbirlerine tamamıyla zıt politikalar güdülmesi olumlu veya olumsuz anlamda aynı tepkisellikte karşılansın, hemen eşit derecede duyarlılık ya da duyarsızlıkla algılansın. Gene yeryüzünde hiçbir toprak parçası yoktur ki, ona egemen güçler; ülkede milyonlarca insanın işini, aşını, evini, ailesini ve geleceğini birinci dereceden ilgilendiren bir konuda altına imza attıkları diplomatik skandalları, gerçekleştirdikleri ve, maddi-manevi faturası halihazırda ölçülemeyecek denli kabarık bir raddeye ulaşmış bulunan dış politika alanındaki sayısız U-dönüşleri; tebaasına aynı ölçüde, aynı nesnellikte, ve hatta eşit olumlulukta ve eşdeğer siyasi başarı ölçeğinde yansıtmaya /yutturmaya muvaffak olabilsin. Tüm bunların altında yatan tayin edici başat etken kuşkusuz ki; kaldırım-üst geçit-kavşak, vs. açılışlarında histerik çığlıklar eşliğinde kendilerinden geçen yüz binlerce Otomatik Bayrak Sallama Makinesi'nin (OBSM) diplomasinin-miplomasinin ne durumda olduğunun, değişim istikametinin; komşularla politikada doğrunun-yanlışın nerede ve ne şekilde yapılmış olduğunun neredeyse zerre kadar umurunda olmadığı gerçeğidir. Kısacası onlar için Rusya ile 7 ay öncesinde ne ise bugün de o.

OBSM'nin bellek durumu      

Hükümetin ve devletin politik yönlendirmesinin yedeğindeki OBSM kod adlı tebaa, Rus uçağının düşürülmesi olayını bir takım sözde milliyetçi çıkarlar, öncelikler, "hassas çizgiler" propagandası altında olumlamış ve sanki kendinin yüzde yüz çıkarına bir şeymişçesine algılamış, diğer bir deyişle zaman içerisinde kendisinin de içinde bulunduğu milyonlarca kişiden oluşan geniş nüfus kitlelerinin yaşamsal çıkarlarına birebir aykırı olduğunu kavramaktan uzak olmuştur. Peki adı geçen güruhlar; sarayın ve iktidar partisinin bu şekilde bir politik yönelişini ve revizyonunu hangi bilinç ve hafıza ile aynı coşku, tepki ve takdirle karşılamışlardır?!.. Az çok fikri, vicdanı ve "cüzdanı" hür modern ve bilinçli halk katmanlarından kişiler, gündelik politikayı olduğu kadar dış politikayı da Türkiye'de hemen hemen herkesin, her bireyin neredeyse benzer düzenlilikte, bilinç seviyesinde ve bellek gücü eşliğinde takip ettiği sezi ve varsayımı ile bu çelişik ve trajikomik durumu yorumlamaktadırlar. Hâlbuki ortada ne hayretlere düşecek bir durum ne de görüntüye antagonistik bir çatışma hali kabilinden yorum getirmeyi gerektirecek bir hadise vardır. Çünkü en başta, Türkiye'nin adı konmamış en büyük cemaati olan OBSM'nin, karşı cephenin onları yorumladığı gibi bir bilinç, bellek ve duyarlılık konumu mevzu bahis değildir. 

Medyadan bihaber kesim

OBSM'nin çok önemli bir kesimi, doğrudan Rusya ile bozulan ilişkilerden kaynaklı olarak evine ekmek götüremez duruma düşmüş olsa dahi, bu basit birinci derece denklemi kuracak mecalden, bilinç ve hafıza yapısından yoksundur. Çünkü OBSM, ucundan bucağından ne olup bittiğine, hangi oyunun oynanmakta olduğuna, kimin yanlış-doğru ve de kimlerin haklı-haksız olduğuna dair muhakeme edebilmesi, muhasebe yapabilmesi için sahip olması zaruri bilgiyi edinmek amacıyla gerekli yazınsal, görsel ve işitsel medya organlarını takip etmez. Âlemde OBSM olarak nam salan Türkiye'nin en büyük sokak hareketinin hatırı sayılır bir oranı doğru dürüst gazete takip etmez. TV kanallarındaki günlük ve ciddi haber bültenlerini, tartışma-münazara ve açık oturum programlarını seyretmez, üstüne üstlük işitsel kitle iletişim aygıtlarını bu maksatla kullanmak ile de arası hiç iyi değildir. Meselenin özü Rusya ve bu ülke ile ilişkiler olunca; OBSM'nin mühim bir kesiti değil Rusya'nın coğrafi koordinatlarını, onun en temel sosyal, iktisadi, politik bilgilerini; bu ülke ile alakalı hemen hiçbir şey bilmemekte, dahası merak dahi etmemektedir. Sarayın, devletin ve hükümetin, diplomasideki serbest atış ve "slalom" politikasında kendine bu denli güvenmesinin arka planında işte bu cahillik, merak etmezlik ve umursamazlık hali bulunmaktadır. 

Tebaadaki faydacılık anlayışı

OBSM'nin belirli bir oranı Rus dünyası ile daha çok pragmatist temelde ve kof-kaba çıkarlar düzleminde bir bireysel ilişki kurmuştur. Ya meyve sebze üreticisidir, ya Antalya'nın falanca otelinde, filanca tatil köyünde çalışandır, ya trikotaj atölyesinde işçidir, ya Laleli'de tekstil ürünleri satıcısı, Kapalıçarşı'da dükkân sahibi, turizm acentesinde görevli veyahut da, İstanbul Antalya havalimanında bekçi-güvenlik elemanı, vs'dir. Öte yandan, Türkiye'deki tebaanın bu kesimi iktidar ve saray ile patronaj temelinde ve klientalist bir etkileşim türü, bir göbekten bağımlılık ilişkisi kurmuştur. Durum böyleyken; devletin başının, iktidarın başındakilerin neyi yanlış yapıp yapmadıkları değil de; zırt pırt yön ve strateji değiştiren genel siyasetin ve dış politikanın OBSM tarafından kafa-el-kol ve tabii ki bayrak sallayarak onaylanmak suretiyle; sarayın, yönetimin neyi işaret edip etmediği, güruhu hangi yöne doğru meraya salıp salmadığı ehemmiyet arz eder hale gelmektedir. O bakımdan Rusya olsun, İsrail veya başka bir ülke ya da bölgeyle ilişkiler meselesi olsun; ister savaş çıksın ister barış çubukları içilsin hatta ve hatta can ciğer kuzu sarması olunsun; ister NATO'da kalınsın isterse de Şanghay İşbirliği Örgütü'ne dâhil olunsun, OBSM için yukarıdan ve damardan verilen siyasi talimatlar; kutsal fermanlar ve dini vahiyler biçiminde idrak edilmeyi sürdürüyor