Hukuka ve demokrasiye sahip çıkalım

18 Temmuz 2016 Pazartesi  |  KÖŞE YAZILARI

Milletvekiller dokunulmazlıklarının kaldırılması konusunda, "Anayasa bir kez delinse ne çıkar" denilmişti.
Anayasa Mahkemesi üyelerinin soruşturulmasına ve yaşanan suskunluğa bakınca aslında "Anayasa delik deşik olsa ne çıkar" denilmiş...
 
Anayasa Mahkemesinin iki üyesi hakkında bile, 5271 sayılı Yasa'nın (2014'te değiştirilen) 161/8 inci maddesinden hareketle, yerel savcılıkca terör soruşturması yapılmaktadır.

Yargının ve yüksek yargının yeniden yapılandırılması hakkındaki halen Cumhurbaşkanı önünde bekleyen 6723 sayılı Yasa'nın iptali konusunda CHP tarafından açılan davada, CHP'nin talebi gibi iptal yönünde oy kullanan bu üyeler, anılan soruşturmaya muhatap olmuşlardır.

Bu üyelerdeki ortak payda, iktidarın beklentisi aleyhine oy kullanmaları olmuştur.

Teorik olarak, bir terör eylemi, yapılan görev nedeniyle olabileceği gibi, görevle ilgili olmayan konu nedeniyle de söz konusu olabilir.

Burada, görevle ilgili işlemlerin terörle ilişkilendirildiği görülmektedir.

Anayasa Mahkemesinin Kuruluş ve Görevleri Hakkındaki Yasa uyarınca, Anayasa Mahkemesi üyelerinin, kişisel veya görev suçları nedeniyle soruşturulmalarını yapmak konusunda görevli merci, Anayasa Mahkemesidir.

Bu durum görmezden gelinmektedir.

Aksinin kabulü durumunda, Cumhurbaşkanı, Başbakan veya bakanlar hakkında bile, Anayasa'nın 100, 105, 148/6, TBMM İçtüzüğünün 107/1, 114 üncü maddeleri görmezden gelinip, 5271 sayılı Yasa'nın 161/8 inci maddesi uyarınca yerel savcılıkların terör soruşturmasından doğrudan işlem yapması söylenebilecektir.

Böyle bir iddia ileri sürülemeyeceğine göre, Anayasa Mahkemesi üyeleri için de biçimsel ve dar bir yorumla, yerel savcılıklarca soruşturma yapılması hukuka aykırıdır. O nitelikte soruşturma yapılması, Anayasa Mahkemesi'nin sistem içindeki konumuyla bile bağdaşmamaktadır.

Anayasa Mahkemesi üyeleri hakkında ortaya çıkan bu soruşturmanın varlığı, 5271 sayılı Ceza Yargılama Yasası'nın 161/8 inci maddesi uyarınca terör suçlarından bile yalnızca MİT mensuplarına savcılıklarca doğrudan soruşturma yapılamayacağı gibi bir sonuç ve onlara böyle bir koruma yaratmaktadır.

Hiçbir kamu görevlisi veya yüksek yargıç için söz konusu olmayan bu korumanın, sadece ve sadece herhangi bir görevdeki MİT mensubuna sağlanması, yaşananın veya amaçlananın hukukun üstünlüğü olmadığını göstermektedir. Buradaki düşünce, hukuku etkin kılmak değil, yasaları silah gibi kullanmaktadır. Bir hukuk devletini yasalar yoluyla ortadan kaldırıp, bir ajan devleti, bir polis devleti yaratmaktır.

CHP'nin başvurusu yönünde oy kullanan bu üyeler hakkında ve yine yargıya yönelik bu süreçte yaşanan hukuksuzlara, CHP yönetiminden bile hiç bir ses çıkmaması dikkat çekicidir.

Ayrıca Anayasa Mahkemesi üyeleri, tüm yargıçlar ve yüksek yargıçlar için soruşturmaya dayanak yapılan 2014 yılında 5271 sayılı Yasa'ya eklenen 161/8 inci maddenin iptali için CHP tarafından Anayasa Mahkemesine iptal davası açılmamış olması ise yine ayrıca dikkat çekicidir.

Kuşkusuz, yaşanan son olayda da ortaya çıkan AKP'nin hukuk ve demokrasi ile çatışan iradesine, hukuk ve demokrasi ile çatışan herhangi bir iradeye değil, hukuk ve demokrasiye sahiplenilmelidir.