Düşmana ihtiyaç yok, düşman kendimiziz!

19 Temmuz 2016 Salı  |  SERBEST KÜRSÜ

Çok eskilere gitmeden, yakın dönem film şeridi gibi geçti gözlerimin önünden. Sahnede askerler var. Önce Cumhuriyet'in yılmaz bekçisi askerlerimiz, tüm koruma önlemlerine rağmen sızabilmiş dindarları ordudan temizlediler. Sonra "dindar" iktidar, Ergenekon davalarıyla Cumhuriyetçilerden intikamını fazlasıyla aldı. Ve şimdi AKP, akıldışı bir kalkışmaya dayanarak, derin bir tırpanlamaya girişti. Biçilenlerin araları bozulan eski ortakları ve muhtemelen aklı çelinen bazı Cumhuriyetçi asker kalıntıları olduğu düşünülüyor. 

Ülkemizde halkın güvenine en fazla mazhar olduğu bilinen ordu, kısa sürelerde hallaç pamuğu gibi atıldı. 

Türkiye'de dünya görüşüne bakmaksızın, hemen herkes, dünyanın düşmanı en bol ülkesi olduğumuz konusunda hem fikirdir. Üstelik başımıza gelen her musibeti onlara bağlama konusunda da mutabıkız. 

Ama her ne hikmetse, askerimizi kıranlar, o sabah-akşam lanet okuduğumuz düşmanlar değil! Bizimkiler, bizimkilerin canına okuyor. Sonra canına okunan, canına okuyanların canına okuyor. Düşmana hacet yok!

***

Askeriyeyi, taze örnek diye verdim. Mesela hukukçuların serencamı farklı mı? Cumhuriyeti koruma gerekçesiyle, mevcut iktidara savaş açan yüksek yargının yerinde yeller esiyor. Cihat sırası, başkalarına geldi. 

Sorun, ne yalnız ordu ne de yargı...Emniyette olan bitenlere bakmak, ülkenin kadro tahterevallisi için hayli fikir verebilir. 

Ülkede her iktidar, her hükümet, hatta her bakan değişimi; tepeden başlayıp tabandan çıkan bir kadro yenileme vesilesidir. 

***

Daha geçenlerde değerli dostum İskender Öksüz yazmıştı* Bir ülkenin gerçek gücü, toplam "insan sermayesi" kadardır. İnsan sermayesini ise, her bir insanın eğitim seviyesi ile işlerindeki deneyim derecesi belirler. 

Gelin görün ki, Türkiye eğitimli insanlarını hovardaca harcamada, dünyada eline su dökülemeyecek bir ülkedir. 

Entelektüelliğin dalga geçildiği, okumuşların tehdit olarak görüldüğü, devletin en üst yönetiminin katıldığı cenaze töreninde imamın "okumuşların şerrinden bizi muhafaza eyle Ya Rabbi" diye dua edebildiği bir ülkedir. 

Bırakın kıymet bilmeyi, bakkal hesabı yapmaktan aciziz: Bir aydının eğitim ve deneyiminin memlekete neye mal olduğu kimsenin umurunda değildir. Kadro ve unvanlar, sadakati ödüllendiren birer lütuftur. 

***

Tuhaf darbe girişiminin en önemli sonucunun, gerçek darbelere rahmet okutan, Cumhuriyet tarihinin en büyük personel kıyımı olacağı anlaşılıyor. Görünen o ki, bu furyadan yalnız darbe müteşebbisleri değil, Cemaat mensubu olduğuna inanılan herkes ve belki başka muhalifler de payını alacak! Kurunun yanında yaş da yanacak. 

Ama muhalif kıyımının, mevcut hükümete has bir tutum olmadığını, gücü eline geçiren herkesin bunu yaptığını kabul etmek gerekir. 
Bu topraklarda kazanan güçlü haklıdır! Kimin dost, kimin düşman olduğunu, bir tek o bilir. Güç el değiştirdikçe dostlar düşman, düşmanlar dost; mazlumlar zalim, zalimler mazlum oluverir.

Hoşumuza gitmeyenleri yargılar ve öldürürken, bunu demokrasi adına yaptığımızı söylemek acı bir ironidir. Bu ülkede kahraman yatıp hain, mahkûm yatıp hâkim, hâkim yatıp mahkûm olabilirsiniz. 

***

Ne yazık ki, sorunun gerisinde, güçlüsü güçsüzü, yöneteni yönetileniyle, neredeyse tüm toplumu saran, kendi doğrularımızı "mutlak" doğru sayma ve farklılıklara tahammülsüzlüğümüz vardır.

Ve ne yazık ki, kendi canımız yandığında hak-hukuk talep eden, aksi halde duyarsız kalan, hatta haksızlık ve hukuksuzluğu kendimiz yaptığında hak gören çifte standarda yani ahlaksızlığa sahibiz. 

Şairin dediği gibi, "bu suç bizim suçumuz, bu günah bizim" yani hepimizin...

İnsanlığımızı tümden yitirdik. 

Bizimle aynı düşünmeyeni düşman görüyor, en küçük farklılığa bile dayanamıyor, kahrolmasını istiyoruz. 

Herkes barut fıçısı! Birbirimizi doğramaya bir kibrit alevi kadar yakınız...Son dönemde ikide bir dillendirilen iç savaş lafları boşuna değil!

***

Hepimize ve daha önemlisi çocuklarımıza yazık!

Kalkınmanın kaldıracı olan bilimin ayaklar altına alındığı, eğitim ve deneyimin olumsuzluk addedildiği, farklı düşünenlerin hukuksuzca kıyıma uğradığı, uzlaşma kültürünün olmadığı, birbirine güven duymayan insanlardan müteşekkil bir ülkenin abat olacağını beklemek ham hayaldir. Hangi dünya görüşüne ya da hangi ideolojiye sahip olduğunuz hiç fark etmez!

Bu ahvalde, dışarıdan düşmana ihtiyaç yok, düşman kendimiziz!

Birbirimize acımasızca kıyıp düşman saydıklarımızın yok oluşunu şehvetle izlerken, aslında kendi geleceğimizi kararttığımızın farkında mıyız?

Dr. Ömer Dönderici

 

* http://www.karar.com/gorusler/sosyal-sermaye-sebep-mi-sonuc-mu-181658#):