Aziz Yıldırım, 3 Temmuz ve adalete çığlık

19 Temmuz 2016 Salı  |  MG ÖZEL

Medya Günlüğü pazartesi günleri yayınladığı medya söyleşilerine güncel bir konu nedeniyle bu hafta ara veriyor. Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım, Yargıtay cezasını onayladığı için eğer erteleme talebinde bulunmazsa çok kısa bir süre sonra yeniden cezaevine girecek. Fenerbahçe taraftarları başından beri, 3 Temmuz 2011'de yapılan operasyonun aslında şike operasyonu olmadığını söylüyor, gösteriler, yürüyüşler düzenliyor. Medya Günlüğü, Fenerbahçeliler'in "direniş" adını verdiği bu hareketin "teorisyen"lerinden biriyle görüştü. "noavas blog"daki yazılarıyla geniş kitlelere ulaşan bu kişi, 3 Temmuz'la Ergenekon, Balyoz ve 17 Aralık operasyonlarının senaryosunu aynı kişinin yazdığını ileri sürüyor....

 

-Öncelikle, bilmeyenler, tanımayanlar için "noavas blog" nedir, daha doğrusu kimdir, bu ad nereden geliyor?

 

-2008'den beri bu blogu yazıyorum. O zamanlar benim için özel hayatım ya da Fenerbahçe ile ilgili aklıma geleni yazdığım, içimi döktüğüm bir yerdi. Twitter şimdiki kadar moda değildi. Daha öncesinde ise, Antu ve Fenerlist'te yazıyordum. Aslen Ankaralıyım, 5 yıldır İstanbul'da yaşıyorum. 3 Temmuz 2011 olduktan sonra hepimiz adalete bir çığlık attık. Benim açımdan bu çığlık karşılık buldu. Ben kendini ifade ettikçe mutlu olan, kendini ifade ettikçe özgürleşen bir insanım. Dediğim gibi attığım çığlık karşılık buldu, blogun ve Twitter'daki hesabımın bir kitlesi oluştu. Geçen yıl  "noavas blog"u ziyaret edenler bir milyonu geçmişti. Twitter hesabının da (@noavasblog) 22 binden fazla takipçisi var.

 

-Neden kendi isminizle yazmıyorsunuz?

 

-Maalesef Türkiye'de ne yazdığınıza değil, kimliğinize bakıyorlar. Hele böyle çetrefilli konularda yazıyorsanız sizi hemen kimliğiniz üzerinden pasifize etmeye çalışıyorlar. Hem bundan hem de ismimi değil fikirlerimi öne çıkarmak istediğim için bu yolu seçtim. Zaten dünya meselelerine meraklı birisiydim. Bir de televizyonda, gazetede gördüğümü, okuduğumu sorgulama alışkanlığım vardı. Yazma nedenim şu: Bir şey düşünüyorum, düşündüğüm şey acaba doğru mu? Doğruysa paylaşmam lazım. İddiacı ve ısrarcı değil makul ve objektif olmaya çalıştım. Kimseyi benim gibi düşünmeye zorlamadan okuyucuyla bir yerde buluşmaya çalışıyorum. "noavas"ın anlamını soranlara "Latince yeni demek" cevabını veriyorum ama esas anlamını söylemiyorum,  izninizle o bende kalsın.

 

-3 Temmuz bir şike operasyonu muydu?

 

-3 Temmuz'da daha öğleden sonra benim kafamda her şey netleşmişti. Eşime, "İnşallah şike yapmışızdır, inşallah bunu en fanatik taraftarın bile kabul edeceği, tartışma götürmeyecek bir şekilde ispat ederler. Çünkü eğer şike yapmadıysak sürünürüz, bizi ölmekten beter ederler"dedim. İyi senaryom buydu. Eğer ispat etselerdi küme düşürürlerdi, biz de ertesi sene yeniden çıkardık ve konu kapanırdı. En azından bugünkünden daha iyi bir durumda olurduk.

 

-Peki o zaman esas amaç neydi size göre?

 

-Benim için Ergenekon, Balyoz ya da Odatv davası neyse, 3 Temmuz da, sözde şike davası ya da Fenerbahçe davası da, artık siz ne ad veriyorsanız, odur. Onlarla ikiz kardeştir. Bence bütün bunlara şöyle bakmak lazım: 2007 yılında bu ülkede ulusalcılığa karşı bir savaş başlatıldı. O yıl Bilderberg Zirvesi Türkiye'de yapıldı. Etkinlik öncesinde Sabancı Center'da ağırlanan konuklar arasında ABD eski Dışişleri Bakanı Henry Kissenger da vardı. Malum, kendisinden "dünyadaki darbelerin, katliamların sorumlusu"diye söz edilir. Kissenger orada yaptığı konuşmada, "Türkiye  artık bu ulusal meseleleri bir kenara bırakmalı, bunu da ABD'nin empoze etmesi olarak görmemeli"dedi. Bu konuşmadan 12 gün sonra Ümraniye'de silahlar ortaya çıktı! O zaman 32 yaşında olan Mehmet Baransu diye biri, kendi ifadesiyle kaynağı belli olmayan bir bavul dolusu belgeyle savcılığa başvurdu! Balyoz böyle başladı. Aziz Yıldırım'ın Ahmet Hakan'ın programında söylediği gibi, "Türkiye'de tepeler vardı, o tepeleri dümdüz ettiler". Şunu da söylemek lazım, 2007'den bugüne, 17 Aralık'a kadar Cemaat'in yönettiği iddia edilen operasyonların tümü aynı şablondaki tasfiye operasyonlarıdır.

"Amaç neydi" diye soruyorsunuz.. Bugün gidip bir kahvehaneye aynı soruyu oradaki insanlara sorsak benzer yanıtlar alırız...Birincisi Aziz Yıldırım'ın askerle arası çok iyiydi derler. İkincisi Ergenekon'la Balyoz'la onu pasifize edemediler. Yıldırım ayrıca  NATO müteahhitiydi. Başkan'ın kendisi de söyledi zaten, "Ergenekon'dan içeri alamadılar, 3 Temmuz'da aldılar"dedi. Hatırlayacaksınız o günlerde Taraf'ta "Ergenekon Fenerbahçe'de" manşetleri atmıştı. Muhtemelen bu yapının çok dahi militanları var. Yalnız bu projelerin tamamı aşırı Amerikancı, Amerika kokuyor.

 

-Neden?

 

-Çünkü Amerikalılar'ın bir taktiği vardır, bir taşla iki kuş değil 40 kuş vurmaya çalışırlar...

 

-Somut olarak ne elde ettiler?

 

-Aziz Yıldırım'la Ergenekon türü bir sorunları varsa bunu hallettiler...Fenerbahçe'ye karşı olan diğerleri büyük menfaat sağladı. Onlar ilk ateş yandıktan sonra gönülü olarak odun attı sobaya. Galatasaray belki kurum olarak değil ama kişiler bazında yer aldı, onların koalisyon masasında yer aldığına eminim. Hepsi her şeyi önceden biliyordu. Bir kitap yazıyorum Türk futbolunun son 3 yılıyla ilgili. Fenerbahçe nasıl aşağı itildi, Galatasaray nasıl yukarı çekildi ve Türk futboluna ne oldu, bunları anlatıyorum. Galatasaray maddi olarak batık vaziyetteydi, teknik iflas halindeydi, bunu ben değil kulübün Başkanı Ünal Aysal 2011'de söyledi. O dönemdeki SPK Başkanı Vedat Akgiray'ın göz yummasıyla borsada çok ciddi bir finansal operasyon yapıldı. Bakın, ne kadar ilginç bir tesadüftür ki, Galatasaray'in fiyat yüksekken hisse satması 3 Temmuz iddianamesinin kabul edildiği günle ilk tahliyelerin olduğu güne denk düştü. Bu kadar tesadüf olabilir mi? Her şeyi önceden biliyorlardı.

"3 Temmuz neden yapıldı" sorusuna tek bir cevap veremem, ancak sonuçlardan öğrendiğimiz sebepler var. Örneğin, Başbakan'ın Aziz Yıldırım'ı sevmediğini ses kayıtlarından öğrendik. Başbakan'ın sevmediği kişilerle olan ilişkisinin  ve sonuçlarının ne olduğunu da 12 yıldır görüyoruz.

Evet "şu nedenden yapıldı" diyemem çünkü çok sebep var ya da tek bir sebep olsa bile çok fazla sonuç var. Ancak, Yıldırım'ın askerle ilişkisinin birincil sebep olduğunu, diğer sebebleri tetiklediğini düşünüyorum. NATO müteahhiti olması. Türkiye'deki bütün para kaynakları tasfiye edilir, yerleri başkasıyla doldurulurken büyük askeri ihalelerin hala içerideki paşalarla yürüyen onların deyimiyle "eski vesayet"in istemiyorlardı. Niye istesin ki? Paşaları içeri attı ama onların iş yaptığı adamlar aynı yerde duruyor.  "Benim askerlerim gelecek, benim adamlarımla iş yapacaklar"dediler.

 

-Peki ama herkesin merak ettiği bir soru var: Dediğiniz gibi bir operasyonsa bu, kim yaptı bu operasyonu?

 

-Tabii, "kim yaptı" önemli bir soru ama bence eksik bir soru. Asıl, senaryoyu kimin yazdığını sormamız lazım. Bunun bir senaryo tarafı var, bir uygulama tarafı var, bir de sonrası var.  Senaryoyu kim yazdı? 17 Aralık'ı yazanlar yazdı, bu kesin. Balyoz'u, Ergenekon'u yazan el yazdı.  Uygulamada siyasi taraftaki güçlerin birlikte yaptığını düşünüyorum. Başbakan uygulamada operasyonun her aşamasından haberdardı. Nasıl faydalanabileceğini hesaplamıştır mutlaka.

 

-Söylediklerinizden, bu operasyonun Aziz Yıldırım'a karşı yapıldığı sonucu çıkıyor...

 

-Bu noktada Fenerbahçe ile Aziz Yıldırım'ın kader birliği var. Yıldırım, 16 yıllık başkanlığının dışında sıkı bir Atatürkçü.  Askerle yakın ilişki içinde. Fenerbahçe Atatürk'ün takımı olarak biliniyor.

 

-Peki o zaman soruyu şöyle sorsak: Yıldırım, örneğin Galatasaray'ın başkanı olsaydı operasyon yine yapılır mıydı?

 

-Hayır yapılmazdı. Belki bireysel olarak onu uzaklaştırır, mesela Ergenekon'a bağlarlardı ama Galatasaray'ı o kazanın içine atmazlardı. Fenerbahçe, Beşiktaş, Trabzonspor halk takımları. Zenginiyle fakiriyle sıradan insanların takımları. Fenerbahçe Kurtuluş Savaşı'nda kendine biçilen rolü oynamış, Atatürk'ün kulübü olma şerefine erişmiş. Elbette "Galatasaraylılar Atatürk'ü sevmez" diyemem, hakaret olur bu. Ama Atatürk'e en çok sahip çıkan Fenerbahçe olmuş. Bir ara saymıştım, 13 kuvvet komutanından 9'u Fenerbahçe taraftarıydı.

 

-"Aziz Yıldırım cezaevinden çıktıktan sonra Fenerbahçe başkanlığını bıraksa Fenerbahçe için daha iyi olurdu"diyenler var, katılıyor musunuz?

 

-Bilemeyiz iyi mi olurdu, kötü mü olurdu..Ama şu var: 107 yıllık bir kulüp. Bu kulübün başkanları hep kongreyle geldi. Evet, Yıldırım'ın benim de eleştirdiğim yanları var, örneğin iletişim konusunda eksiklikleri var ama bir bütün olarak değerlendirdiğimde sevapları günahlarından fazla. Onun yaptıklarını kimse yapmadı. Söyleyeceğim şeyin doğru anlaşılmasını isterim çünkü kesinlikle bir kıyaslama yapmıyorum: Yıldırım Türk sporunda yaptığı devrimlerle sporun Atatürk'üdür. Aziz Yıldırım kimsenin hayal bile edemeyeceği şeyleri yaptı.  Yaptığı tesisler ve yetiştirdiği sporcu ordusu ortada. Kulübün 2000 sporcusu var, olimpiyatta milli takıma en çok sporcu veren kulüp. Sanıyorum hepsinin tek tek adını biliyordur! Geçen hafta Fenerbahçe'nin aynı günde altı farklı branşta maçı vardı. Bir de, bu insan 1-2 gün içinde cezaevine girecek. Böyle bir durumdaki insan son anlarını ailesiyle, sevdikleriyle geçirmez mi? Oysa onu hala tribünde maç izlerken görüyoruz. Ama aslında başkanlık yaptığı 16 yılın her gününü böyle geçirdi. Benim için suyun ıslak olması kadar gerçek bir durum var: Ben hiçbir taraftarın Aziz Yıldırım kadar tüm branşlarda Fenerbahçe maçını izlediğini düşünmüyorum. Oysa böyle bir sorumluluğu yok. Ondan çok maç izleyen, ondan çok tribünde totem yapan başka kimse yok!

Gözden kaçan bir de şu var: Sen Türkiye'nin 3 kulübünden birine hizmet ettiğinde aslında Türk sporuna hizmet etmiş oluyorsun. Sen yatırım yaptıkça rekabet nedeniyle diğer kulüpler de yatırım yapıyor. Biliyorsunuz, Galatasaray  Kadın Basket Takımı geçen hafta Avrupa Şampiyonu oldu. Galatasaray'ın geçmişte şubeyi kapatmak istediğini biliyoruz. Kapatmamasının nedeni Fenerbahçe'nin yatırım yapmasıdır, rekabettir. Ben Yıldırım için "Sporun Atatürk'ü" derken bunu kastediyorum. Yoksa Atatürk'le kıyaslamaya çalışmıyorum kesinlikle. Onda takıntı derecesinde tutku bir konu, çok büyük bir aşk. Fenerbahçe'yi Türk sporunun yüzde 25'i kabul edersek, ona en çok hizmet etmiş 2-3 kişinden biri Yıldırım değilse kimdir? Elbette ben "Devrimleriyle Türk sporun Atatürk'ü" derken mübalağa ediyorum ama bu da, doğru ve haklı bir mübalağa değil midir?

 


-Fakat Aziz Yıldırım'ın gerçekten şike yaptığına inanan çok insan var. Bu insanlarla ortak bir noktada buluşmanız kesinlikle mümkün değil mi?

 

-Fenerbahçe'nin şike yaptığını düşünenlerle aynı yerde buluşmam. Yani ben "şike yapmadık" diyeceğim, bir başkası "Şike yaptınız" diyecek, burada buluşamayız.. Ama ben diğer takımların taraftarlarına şunu söylüyorum: Buluşmamız gereken iki nokta var, tamam gelin bir an için şike konusunu bir kenara koyalım. Birincisi, demin konuştuğumuz konu: "Yıldırım Türk sporuna hizmet etmemiştir" diyebilir misiniz ? Bir Galatasaraylı'ya, bir Trabzonlu'ya soruyorum. Bunu kabul etmek zorundasınız çünkü bu somut bir şey, bunun içinde gerçeklik var, akıl var, vicdan var. Burada buluşmak zorundayız, burada buluşmaya davet ediyorum herkesi. 3 Temmuz'u bir kenara koyun, Aziz Yıldırım'ın Türk sporu için yaptıklarını kabul etmeye çağırıyorum. Bu, birinci buluşma noktamız. 

İkinci buluşma noktamız hukuk. Fenerbahçe adil yargılanmadı...Bu laf son zamanlarda fazla söylendiği için anlamını yitiriyor olabilir, o yüzden açalım. Türkiye'nin anayasası var, vatandaşların anayasal hakları var, ceza yasaları var...Bunlar, bir penaltı pozisyonunu yorumlamaya benzemiyor, somut gerçekler. Anayasa'da diyor ki, mahkemeler bağımsız ve yargılama adil olmalı, deliller usulüne uygun toplanmalı. 9. 36. 38.ve 40. maddeler. Eğer bunlar olmamışsa vatandaşın yeniden yargılama için başvurma hakkı vardır, yine Anayasa'ya göre.

Ama 3 Temmuz'da başlayan Fenerbahçe davasında yüzlerce, bakın onlarca demiyorum, yüzlerce hukuksuzluk var. Ben bu davanın sanıkları değil, "mağdurları"diyorum, mağdurların bütün avukatları müvekkillerinin adil yargılanmamaları konusundaki dilekçelerini birleştirseler, alt alta koysalar neden yüzlerce dediğim ortaya çıkacak. Zaten bu davanın mağdurlarının en önemli yanlışı, bir birlik, bir pakt kuramamış olmaları kendi aralarında. Şu anda sadece Aziz Yıldırım'dan bahsederek örneğin İlhan Ekşioğlu'na ve diğer mağdurlara haksızlık yapıyoruz. Ama onlar da Yıldırım'ın bu davanın sembolü olduğunu biliyor tabii.

 

-Demin Galatasaraylı ve Trabzonlu taraftarlara ortak bir noktada buluşma çağrısı yaptınız ama Ergenekon'a, Balyoz'a kuşkuyla bakan ya da hiç inanmayanlar ısrarla "Fenerbahçe şike yaptı"diyor. Siz bunu nasıl açıklıyorsunuz?

 

-İnsanları ikiye ayırmak lazım. Birinci gruptakiler olaya kesinlikle siyasi gözlükle bakmayan ve "Aman canım Fener'e gol olsun da Galatasaray'a gol olmasın"diyenler. Bu şekilde bakanlar ha Ergenekon'a, Balyoz'a inanmamış ama şike davasına inanmış ha üçünü de aynı kefeye koymuş, bu hiç önemli değil. Bunların söyleyeceği hiç bir şey beni yaralamaz.

İkinci kesim ise, akılcı, demokrat, etik, elit, tahsilli, uyanık insanlar...Evet, 3 Temmuz günü ağır bir medya bombardımanı oldu. Bu insanlar o propagandanın etkisinde kalmış, gerçekten şike yapıldığına inanmış olabilirler. Ben empati yapmaya çalışıyorum, ciğerlerime kadar empati yapmaya çalışıyorum. Fenerbahçe de empati yapmaya, diğerlerinin ne düşündüğünü anlamaya çalışmalı. Çünkü yalan manşetler atılıyor, "Emenike'nin para sayma görüntüleri var" deniliyor, davaya sembol olan yalanlar propagandayla yapılıyor. 4 Temmuz 2011 günü, yani operasyonun ertesi günü Trabzonlu bir müşterime gittim. Aslında futbolla alakası olmayan bir insan. O anda da Habertürk açık. Ben "Saçımı başımı yoldum, ne şikesi" deyince bana döndü," Ya Noavas'cığım, Emenike'nin para sayma görüntüleri varmış, sen hala bana neyi savunuyorsun!"dedi. İşte bu, yalanın, iftiranın, kara propagandanın halka inmiş, sokağa inmiş hali.

Bakın, insanoğlunun bir konuda, herhangi bir konuda bir kanaati oluşur ve o kanaat kolay kolay değişmez. İnsanlar bencildir, hata yaptığını kolay kolay kabul etmez, belki en fazla "yanılmışım"diyebilir. Bu söyleşiyi okuyan kaç kişi "Ben yanılmışım"diyebilecek? 

Yine de son 3 yıl içinde fikir değiştirenler oldu. Anıtkabir'de 358 bin kişi vardı. Bağdat Caddesi'ndeki yürüyüşte 500 bine yakın kişi olduğu söyleniyor. İkisinde de sayısız Galatasaray ve Beşiktaş formalı insan vardı. Formasını giyip yanımıza gelme cesareti gösterenler varsa, eminim evlerinde de bizi alkışlayanlar vardır. O Galatasaraylıları, o Beşiktaşlıları sırtımda taşırım. Bir imkan olsa da, Anıtkabir'de ya da Cadde'deki yürüyüşe formalarıyla katılan Galatasaraylılara, Beşiktaşlılarla 4 Temmuz'a, 14 Temmuz'a gidebilsek ve sorsak "Fenerbahçe şike yaptı mı" diye. Eminim hepsi o zaman "Evet yaptı"derdi. Kabul edelim ki, o propaganda bombardımanı içinde bu normaldi. Zaten algı operasyonları bunun için yapılıyor. O zamanki durumu anlıyorum ama 17 Aralık sonrası her şey gün gibi ortada. Galatasaraylı taraftarlardan bu beklentimi de artık dost meclislerinde paylaşıyorum.

 

-Şike yapıldığına inanan kesimin bir diğer argümanı da, "Cemaat neden Fenerbahçe'yi ele geçirsin ki"ydi. Bu kesimler şimdi "Aziz Yıldırım cezaevine girince Fenerbahçe ele geçirilmiş mi olacak" diye soruyor. Siz ne düşünüyorsunuz, Cemaat gerçekten kulübü ele geçirmek istedi mi?

 

-"Cemaat Fenerbahçe'yi ele geçirmeye çalışıyor" önermesi yanlış bir önerme. Bu bile aslında yürütülen propagandanın mihenk taşlarından biri. O soruyu direkt olarak Aziz Yıldırım sormadı. Yıldırım cezaevindeyken "Fenerbahçe'yi ele geçirmeye çalışıyorlar"dedi.Operasyonun sorumlusu Cemaat görüldüğü için de bu "Cemaat Fenerbahçe'yi ele geçirmeye çalışıyor"a döndü. Cemaat Fenerbahçe'yi neden ele geçirmek istesin ki? Cemaat'in öyle bir etkisi, amacı yok ki. Ele geçirse ne yapacak zaten? Belki de Fenerbahçe'nin ele geçirilmesi diye bir şey yok ortada. Başbakan'ın Yıldırım'dan hoşlanmadığını biliyoruz. Bir televizyon programında da "Fenerbahçe'den soğudum"dedi. Hatırlarsanız 3 Temmuz sonrasında da "Kişilerle kurumlar ayrılsın" demişti. Ne demek bu? Yıldırım'ı nallayın, Fenerbahçe'ye dokunmayın! Fenerbahçe küme düşürülmedi ama süründü. Amaç da buydu zaten, Fenerbahçe sistemde kalsın, herkes ondan beslensin. Aykut Kocaman'ın dediği gibi, "Fenerbahçe'ye bir ceza verilmiş, biz bu cezayı çekiyoruz". 

 

-Son olarak, "noavas blog"un önderlik ettiği bir kampanya var, o konuda biraz bilgi verebilir misiniz?

 

-"Adalete Fener Yak" kampanyası çerçevesinde başlattığımız bir şey. Neredeyse bütün dillere,Rusça'ya, Sırpça'ya kadar çevrildi. Adil yargılanma hakkının nasıl ihlal edildiğini örneklerle anlatıyoruz. Dinlemelerde şüphe uyandıran iki laf var: "Tarlanın sürülmesi" ve "işçiler". Peki ama ya bunlar sıradan rumuzsa? Sanıklar söyleyemez ama benim kimseyle bağlantım olmadığı için ben söyleyebilirim, ya bu çapkınlık rumuzuysa? Kim bilebilir?

Ama bu rumuzlarda kuşkuyla bakan, "şike" diyen mahkemeler, Federasyon,UEFA, medya ve o medyadan zehirlenenler başka rumuzlara, meselaTrabzon'un "demir", "profil", " dua" ve "balık rumuzlarına "şike değil" dedi. Davanın özü de bu zaten. Birinde "tarla sürmek" kelimesini şike delili kabul ediyorsun, diğerinde "Biz demir, balık derken şaka yapıyorduk" açıklamasını kabul ediyorsun. Bu davanın başında 8 takım vardı, hepsine eşit muamele yapılsa, örneğin hepsi küme düşürülse hukuksuzluğa yine isyan ederdik ama hiç olmazsa adil bir karar olurdu. Şimdi ne hukuk var ne de adalet.

Bu sorduğunuz kampanyada da yapılan usulsüzlükleri anlatıyoruz. Her aşamasında, soruşturmadan karara gelinceye kadar hukuk şikesi var. Dinlemeler yasal değil. Sanıkların lehine olacak tanıklar çağrılmadı. Menajerlik sınavı sorularının çalınması da bu davayla birleştirildi. Tıpkı 17 Aralık gibi, Fatih Belediyesi ve Halkbank davaları birleştirildi. Birleştiriyorlar, sanıkları çoğaltıyorlar, büyük bir toz bulutu yaratılıyor ve onun altında kalan herkes suçlu gibi gösteriliyor.

Benim söylemeye çalıştığım, davanın her aşamasında hukuka aykırı şeyler var. Tüm sanıklar yeniden yargılanmalı.

Ceza Muhakemesi Kanunu'nda (CMK)diyor ki, bir davanın soruşturma, delillerinin toplanması, mahkeme  ve karar aşamalarında aynı hakimin imzası olamaz. Bizde bütün kararlarda Mehmet Ekinci var. Dinleme kararında, gözaltında, mahkemede ve en son kararlarının altında hep onun imzası var. Yazdı, çizdi, oynadı. Eee, CMK'ya aykırı! Tek başına bu bile yeniden yargılama için yeterli.

 17 Aralık'tan sonra 3 Temmuz operasyonunun polis şefi,  büyük savcısı, küçük savcısı ve en son mahkeme başkanı, tamamı "paralel yapı"ya hizmet ettikleri gerekçesiyle rütbeleri düşürülerek başka yerlere sürüldüler. Ayrıca özel yetkili mahkemeler kapatıldı. Yargıtay'ın "tek başına dinlemeler delil olamaz" diye içtihadı da var. Yazan, çizen, oynayan gitti, mahkeme kapatıldı, zaten illegal yoldan yapılan dinlemeler delil olmaktan çıktı ama biz şimdi Aziz Yıldırım'ı askere uğurlar gibi mapusa uğurluyoruz. Bırakın Fenerbahçe'yi, Galatasaray'ı... Benim için önce Allah'a inanç, sonra Atatürk sevgisi, sonra Fenerbahçe gelir. Fenerbahçe bu saydıklarımın önünde değil ki, benim Türkiye sevdamın önüne değil ki! Biraz  devletini, milletini seven, Allah'a inanan, biraz aklı, vicdanı olan insanların artık söylediklerimize kulak vermesi gerekiyor. Şike mike değil işte, anlayın artık. Aklını yitirmemiş azınlığa sesleniyorum...

 

-"noavas blog" ne kadar devam edecek?

 

-3 Temmuz cenderesi bitinceye kadar!

 

 

21.4.2014