Umutsuz feryat!

20 Temmuz 2016 Çarşamba  |  SERBEST KÜRSÜ

En başından söyleyeyim: Kim olursa olsun, yasadışı eylemde bulunan herkes, bunun hesabını -bağımsız- yargıda vermeli ve yasaların öngördüğü cezayı çekmelidir. Nokta!

Lakin suç işledikleri sabit olmamış insanları, herhangi bir fikrin sempatizanı veya herhangi bir düşüncenin mensubu gibi gerekçelerle potansiyel suçlu ilan etmenin ne hak, ne hukuk, ne de insanlıkla bağdaşmadığı kanaatindeyim. 

***

Bu ülke oldum olası, kimseye ve hiçbir şeye zarar vermemiş insanları, sırf inançları ve düşünceleri yüzünden mahkûm ve mağdur etti. 

Yargılayanlar ve yargılananlar değişti ama bu gerçek değişmedi. Ve ne yazık ki, ülkede farklı zamanlarda, bu cendereden geçmemiş neredeyse hiçbir fikir hareketi bulamazsınız. 

Bu ülke; toplumu kendinden çok düşünen, sorunların savunduğu düşüncelerle daha iyi çözülebileceğine inananları hiç affetmedi. 

Oysa ki, onlar; soru soran, cevap arayan, çoğu iyi eğitimli, idealist ve ülkeyi ileriye taşıma potansiyeli olan insanlardı. 

Her dönemde farklı güçler, onları birbirine kırdırdı. Kırılmayıp o dönem işlerine yaramayan, üstelik işlerini bozabilecek olanları da kendileri kırdı. 

Kırılanın aslında ülkenin geleceği olduğunu kimse fark etmedi.

***

Elbette methiye düzdüklerim de kusurdan ari değildi. 

Silaha sarılmak, yasaların uygun görmediği şeyleri yapmak gibi yanlışlara sapanlar oldu. 

Ama ben en büyük günahlarının, kendi fikirlerinin mutlak doğru olduğu saplantısı ve daha önemlisi farklı fikirlere tahammülsüzlük olduğunu düşünüyorum. 

Kimse kimseyi dinlemedi. Uygarca tartışamadı. Yeni sentezler yaratamadı. Asgarî müşterek arama zahmetine bile girmedi. 

Dahası, başka fikir sahiplerinin varlığını tehdit olarak görüp yok etmeye kalktı. Kendisi beceremese de, yapanları teşvik etti. 

***

Bugünlerde tahammülsüzlüğün doruklarındayız. 

Ne acıdır ki, birbirinden nefret eden, yekdiğerinin ölümünden haz duyan meş'um hastalık her geçen gün bünyemizi ele geçiriyor. 

Çatışanlardan kazanıyor görünenlerin bile kaybettiği bir oyun oynuyoruz. Tek kazananı, çatışmamızı isteyen vicdansız menfaatperestlerdir. 

Ülke, fecaat durumda: Darbe üstüne darbe yiyen en temel kolonları, yıkılma sinyalleri veriyor. Hukukun canına okundu. Ona en muhtaç olduğumuz dönemde ordumuz ölümcül yaralar aldı. Ekonominin her yerinden çatırtılar geliyor. İç barışın bu kadar tehdit altında olduğu bir dönemi hatırlamıyorum. Uluslararası kıskaç, bizim de gayretimizle daralıyor.

***

Felaket tellallığı yapmıyorum. Yazarken içim kan ağlıyor.

Farkında değil misiniz? Hep birlikte batıyoruz! Zafer ilan edenler de, batıyor! Pirus zaferinin parıltısı gerçeği görmeyi engelliyor olabilir. Ama hakikatle yüzleşmek için çok beklemek gerekmeyecek. 

Tik tak sesleri, zafer çığlıkları ve ganimet avcılarının alkışlarında boğuluyor. Değilse, geri sayım çoktan başladı. 

Sesimin de bu gürültüde boğulup gideceğini biliyorum. Ama feryadıma engel olamıyorum...

Herkesin ama herkesin kendisini sorgulama zamanı...Her geçen an yıkımın faturası büyüyor.

Dr. Ömer Dönderici