OHAL riskleri

21 Temmuz 2016 Perşembe  |  KÖŞE YAZILARI

Olağanüstü hal ilanı kuşkusuz bir hukuki rejim. Yerinde ve amaca uygun kullanılırsa, hukuka uygun sonuçlar doğurması söz konusu. 

Olağanüstü hal gerekli mi ve hukuk içinde uygulanabilir mi sorularının yanıtı, AKP iktidarının hukukla ne derece barışık veya hukuku ne için kullandığı sorularının yanıtıyla doğrudan bağlantılı.

Yaşanan her türlü olaylara rağman bu yola ülke genelinde veya olayların yaşandığı belirli il veya bölgelerinde başvurulmamış iken, hükümete yönelik bu olayda ve de ülke genelinde bu yola başvurulması, OHAL'i kaldırmakla da övünen hükümet için, bu sürecin ister istemez hukuk içinde işleyip işlemeyeceği endişelerini yaratmaktadır.

Olağanüstü hal durumunda, bu süreçteki işlemler konusunda yürütmenin durdurulması kararı verilememektedir. 

Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu, bu süreçte hiçbir konu sınırlaması olmaksızın, her konuda "anayasadaki güvencelere de aykırı biçimde" KHK  (Kanun Gücünde Kararname) çıkarabilmektedir. Bu KHK'lar, gerek esas gerek usul yönünden Anayasa Mahkemesi denetiminden de geçmemektedir.

Ayrıca bu KHK'lar, diğer KHK'lar gibi TBMM tarafından verilen bir yetki yasası olmaksızın çıkarılmaktadır. Bu KHK'lar yönünden, KHK olarak kaldıkları sürece, yasama ve yargı denetimi söz konusu değildir. Yani fiilen bir dönem için adeta "anayasayı askıya alma" gibi bir durum da ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenle, yetkiyi kullanan iradenin amacı ve yaptıkları son derece önem taşımaktadır. 

Olağanüstü Hal Yasası'na bakılınca, kısıtlanmayacak hak ve özgürlük neredese yok gibidir. Böyle bir durumda nasıl hareket edilmesi gereği Anayasa'nın 15. ve evrensel hukuk yönünden de İHAS'nin 15. maddesinde ortaya konulmaktadır.

Bu yetkileri kullanacak iradenin, denetimsiz ve anayasal güvencelere aykırı önlemler de alabileceği gözetildiğinde, bu süreçte amaca uygun, orantılı ve hukuk içinde hareket edip etmeyeceği son derece önem taşımaktadır. AKP'nin, hukukun üstünlüğü yönünden işlemleri gözetildiğinde, süreç için haklı kaygılar ortaya çıkmaktadır. 

Sürecin Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanacak Bakanlar Kurulu yoluyla çıkarılacak KHK'larla yürütülebilecek olması, bu nedenle Bakanlar Kurulu'nun Cumhurbaşkanı başkanlığında toplanacak olma durumunun, fiilen denetimsiz bir başkanlık yarattığı da gözetildiğinde, süreç eğer hukuk gözetilerek yürütülürse, kuşkusuz kazanan demokratik hukuk devleti olacaktır. Aksi halde ise, (hele de olayın mağduru olma duygularının etkisiyle veya FETÖ dışındaki karşı seslerin de bu fırsatla susturulması düşüncesi de söz konusu olursa), adeta anayasayı askıya alma gibi işlemlere başvurulursa, demokratik hukuk devletinin kırıntıları da yok olacaktır.