Wikileaks belgeleri ve Bülent Arınç

24 Temmuz 2016 Pazar  |  KÖŞE YAZILARI

Bülent Arınç'ın Wikileaks yorumlarını kendi sesinden dinlerken 'her toplum layık olduğu şekilde yönetilir' sözünün ne kadar doğru olduğunu bir kez daha anladım. Arınç, Amerikalı diplomatların yazdıkları üzerinden Amerikan dış politikasına eleştiride bulunuyor. Daha da ileri giderek, Amerikalı diplomatlara hakaret ediyor. Bunu bir devlet adamına yakışmayacak bir üslupla yapıyor. Diğer bir ifade ile eleştirdiği yaklaşımı kendisi sergiliyor.

Amerikalı diplomatların kullandıkları ifadeler, kapasiteleri ve algıları doğrultusunda Türkiye'yi kendi merkezlerine en doğru şekilde yansıtmaya çalışmaktan ibarettir. Bu ifadeler, yalan, yanlış, kasıtlı ve çelişkili olabilir. Esas itibarıyla 'gizli' olan belgelerin kamuoyuna yansımayacağı düşünülerek, kullanılan ifadelere özen gösterilmemiştir. Sergilenen yaklaşımlarda hayal gücü cömertçe kullanıldığı gibi, duyulan her şeyi yazmakta sakınca da görülmemiştir. Bu bizi ilgilendirmez. Bu belgeler açıklandığı için, bu konuları tartışıyoruz. Hatta, tartışmaktan öte, diplomatları yargılamayı düşünecek kadar işi ileriye de götürüyoruz. Diploması dehası zannedilen bakan Davutoğlu aynı zamanda bir bilim insanı. Acaba, diplomatik dokunulmazlığın ne olup olmadığını çevresindekilere anlatmakta yetersiz mi kalıyor? Yoksa, kendisinin geliştirdiği ve sadece kendisine has diplomasi kültüründe 'dokunulmazlık' kavramı yer almıyor mu?

Kamudaki iş hayatının bir bölümünü ülkemizin yurt dışı misyonlarında geçirmiş birisi olarak elde ettiğim deneyimler ışığında,  eğer ABD'nin Ankara'daki Büyükelçisi olsaydım, AKP'de etkili bir politikacı olan Arınç hakkında aynen şunları yazardım.

"Arınç'ın mevcudiyeti Türkiyedeki politik hayata büyük renk katıyor. Kendisinin, ülkemizin (ABD) en önemli stand up'çılarını dahi gölgede bırakacak düzeydeki performansı dinleyenleri ve izleyenleri etkiliyor. Türkiye'de halk konuşmacının ne söylediğinden ziyade nasıl söylediğine dikkat ettiği için, Arınç'ın nefes almadan, kesintisiz konuşması büyük etki yaratıyor. Arınç, cümlesinin sonuna nokta koyduğunda, dinleyenlerin zihninde söylediklerinden ziyade hal ve hareketleri ile ön plana çıkarttığı birkaç cümle kalıyor. Konuşurken rahatlıkla ağlayabilmesi, O'nu halkına daha da yaklaştırıyor. Bu ülkede ağlama kültürü, tıbbi bir yaklaşımla değerlendirilmekten ziyade, samimiyet ve içtenlik anlamı taşıdığı için Arınç büyük prim yapıyor. Konuşmasının içeriğine dikkat edemediği için ağzından küfür dahi çıkabiliyor. Hakaret ve küfür içeren konuşmalarının taraftarları arasında sempatiyle karşılandığını çok iyi biliyor. Bu nedenle, siyasi rakiplerini 'boyunun ölçüsü' üzerinden aşağılayabilecek kadar kontrolsüz tavırlar da sergileyebiliyor. Müslüman olan asistanım XXX , bana insanların boyu üzerinden bu şekilde aşağılanmasının dini açıdan büyük günah olduğunu söyledi. Çünkü, Allah'ın yarattığı canlıların tümünün, sırf bu nedenle, yani yaradandan ötürü sevilmesi gerektiği emrediliyormuş.

Halkın, beyninden ziyade dilini kullanan politikacılara büyük prim verdiği bu ülkede, ABD'nin yüksek çıkarlarının korunması ve ülkemizin bölgedeki etkisinin sürdürülebilmesi açısından sofistike politikalar geliştirilmesine gerek olmadığını düşünüyorum. Zira, bu ülke o kadar enteresan bir ülkedir ki, anlaşılması, sınıflandırılması ve tanımlanması son derece güçtür. Burada, ülkemizin diplomat yetiştiren seçkin okullarında örnek olay olarak anlatılabilecek çok sayıda gelişmeye şahit olunmaktadır. Bunlardan en çarpıcı olan bir tanesini Türkiye'yi daha iyi tanımak açısından dikkatinize sunuyorum. Arınç, yıllar önce türbanı kutsallaştıran çok sayıda beyanat vermişti. Arınç'ın türban çıkışlarının AKP'ye büyük oy sağladığı biliniyor.

Bugünün Türkiye'sinde türban kullanımının çok farklı alanlarda ön plana çıktığına da şahit oluyor ve şaşırıyoruz. Örneğin, aşırı alkol aldığı halde araba kullanmak zorunda olan bayan sürücülerin türban takarak trafik kontrollerine takılmadığı ifade ediliyor. XXX'e göre, İstanbul'daki bazı barlarda belli bir seviyenin üzerindeki alkollü bayanlara türban promosyonu yapılıyormuş. Yine, XXX'in ifadelerine göre, telekızlar da halka açık yerlerdeki pazarlama faaliyetlerinde türban kullanıyorlarmış.

İşte burası böyle bir ülkedir. Kutsal sayıldığı iddia edilen türbanı bile dejenere edebilen son derece kabiliyetli bir toplumla karşı karşıya olduğumuzdan ötürü, kişisel kapasitem ile bu ülkede görev yaparak, yüksek çıkarlarımıza katkı sağlayamayacağımı düşünüyorum. Kediye, kedi bile denilmeyen bu ülkedeki görevimden affımı istirham ediyorum."

Not: Bu yazım 2010 yılında haber3.com sitesinde yayınlanmıştır.