Bilgi çağı eğitimi

26 Temmuz 2016 Salı  |  SERBEST KÜRSÜ

Yaşadığımız dünya, medeniyetin başlangıcından bu yana üç büyük devrim yaşamıştır. Tarım, Sanayi ve Bilişim Devrimi olarak adlandırılan bu devrimler, hayatı ve toplumu kökten değiştirmiş, var olan her şeyi muhakkak etkilemiştir. Şu anda içerisinde bulunduğumuz bilişim devrimi, diğer devrimlere kıyasla hayatımıza daha hızlı nüfuz etti, etmeye de devam ediyor. Mesela eskiden sabah başlayıp akşam sona eren işler bir bir önemini kaybediyor. Bunun yerine süreç tabanlı şirketler, bireysel girişimler önem kazanıyor. Veya eskiden ülkeler doğaya bıraktıkları karbon salınımı kadar büyür, kalkınırdı, şimdi bilim düzeyleri ve katma değer kazandırdıkları üretimleri kadar. Bu devrimde doğanlara özel bir isim bile verildi. "Dijital Vatandaş".

Peki, kimdir bu "Dijital Vatandaşl"ar?

Gelin, onları biraz daha yakından tanıyalım:

"Dijital Vatandaş"lar, Bilgi teknolojilerini iyi kullanabilen, onların işleyişini anlamlandıran, bilmediği bir dijital aleti kullanmaya çok yatkın, ihtiyaçları, atalarının ihtiyaçlarına hiç de benzemeyen bireylerdir. 

Bunu şimdiye kadar duymadıysanız sakın üzülmeyin. Zira Türkiye'de gelişen yeni dünyaya dair bu tür olguları çok az kişi bilir. Oysa Google'nin Ceo'larından Eric Schmidt, bir keresinde yaşadığımız bilgi toplumunun kalibresini vurgulamak için şöyle demişti:

"Every 2 Days We Create As Much Information As We Did Up To 2003" yani, her iki günde bir, medeniyetin başlangıcından 2003 yılına değin üretilen bilgi kadar bilgi üretiliyor. Ne çarpıcı ama...

Yaşadığımız çağa neden bilgi çağı dendiğini şimdi daha iyi anladığınıza eminim. Dünyada bilgi patlaması yaşanıyor ama biz bu olgunun çok ama çok gerisinde kalıyoruz. Bu sözüme kanıt istemeyin lütfen. Dünyada bilgi teknolojileri üreten ülkeler sıralamasına bakmanız yeterli. 

Dünya böylesine akıl almaz bir hızda değişirken, meslekler, okullar, diplomalar yeniden tanımlanırken biz ne yapıyoruz? Bizi bilgi teknolojisi üreten ülkeler arasına sokacak olan öğrencilerimize, yani dijital vatandaşlara nasıl eğitim veriyoruz? Veya onların ihtiyaçlarının ne kadar farkındayız? 

Gelecek planı yapmayan, yapamayan bir ülke, onlara şimdiye kadarkinden farklı ne verebilir ki?

Gerçek hayatta hiçbir karşılı olmayan ders müfredatları, öğrencilerimizin zekasını ve enerjisini sömürmekten başka ne işe yarıyor? Öyle ki, OECD'nin yaptığı araştırma sonuçlarında Türkiye ilk kırk ülke arasında yok. Mesela temel bilim becerilerinde ve kendi dilinde okuduğunu anlama becerisinde dünyada ilk kırk içerisinde değiliz. Oysa Türkiye, dünyanın en büyük on sekizinci ekonomisine haiz bir ülke. Sadece bu veri bile, dünya üzerinde bir yük olduğumuzu, ürettiğimizden daha yukarıda, bilimimiz ve yeteneğimizin ulaşamadığı bir konumda olduğumuzu ve dünyaya değer katan değil, ondan alan bir ülke olduğumuzu ortaya koyuyor. Bilgi teknolojileri üreten ülkeler ise ilk sıralarda. Türkiye, bilgi teknolojisi üreten ülkelerde kurulan ve globalleşen şirketler kadar ihracat bile yapamıyor! Yani koca ülke, bir tek şirket kadar satış yapamıyor. Forbes'in verilerine göre, bir elektronik şirketi olan Samsung geçen yıl 177.3 milyar dolar satış gerçekleştirmiş. Aynı yıl Türkiye'nin toplam ihracatı 143.9 milyar dolar.

Bir başka örnek: Linkedn. Bir kariyer sitesi olan Linkedn, 26.2 milyar dolar karşılığında Microsoft'a satıldı. Bu rakamın neye tekabül ettiğini, onlarca sektörde boy gösteren, binlerce çalışanı olan Koç Holding'in piyasa değeri olan 13.5 milyar dolarla karşılaştırarak anlayabilirsiniz. Veya yaklaşık sekiz tane THY ettiğini tasavvur edebilirsiniz. 

Bu şirketler, imgelemi yüksek, algılaması geniş, bilime ve sanata ilgi duyan, değer veren hayalperestler tarafından kuruldu. Eğer eğitim sistemimizi çağın gereklerine uygun donanım ve müfredatla reforme edemezsek ve çocuklara dünyada doktor, mühendis, öğretmen, avukat gibi mesleklerden daha başka meslekler olduğunu öğretemezsek, en önemlisi hayal kurmalarına, yeteneklerinin, tutkularının peşinden gitmelerine izin vermezsek, korkarım ki gelecekte çocuklarımız, atalarımızın sanayi devrimine olan kayıtsızlığının bedelini bugün dahi ödeyen bizlerin yazgısını paylaşacak. Daha düşük bir yaşam kalitesine sahip olacak, daha ucuz iş gücü ortamında çalışacak. 

Bu, bir tür yazgı olmamalı...

Mutlu Yılmaz