Üniversite tercih sıralamasını ben yapsaydım...

18 Temmuz 2017 Salı  |  KÖŞE YAZILARI

Bir okul üniversite tercihleri konusunda düşüncelerimi, öğrencilerle paylaşmamı rica etti. Aslında beklentileri, deneyimli bir hekim olarak, doktorlukla ilgili olumlu ve olumsuz düşüncelerimi öğrenmekti. 

Hem kendisi bu tercihleri yapmış, hem de iki çocuğunda bunu deneyimlemiş biri olarak, neler söylemem gerektiğini düşündüm. 

Düşündükçe, doktorlukla ilgili fikirlerimi paylaşmanın, tercihle ilgili konuşulması gerekenlerin yanında ikincil kaldığı kanaatine vardım. 

Öyle de yaptım. Kendimce daha önemli addettiğim birkaç mesaj vardı, önceliği onları verdim. 

Şimdi de -kimi sıra dışı sayılabilecek- mesajlarımı sizinle paylaşıyorum. 

***

Uzun yıllar önce okuduğum bir kişisel gelişim kitabında hayatta başarı için iki şeyin önemine dikkat çekiliyordu: "Bir işi doğru yapma" ve "doğru işi yapma". Yazar bunu "merdivende yukarılara hızla tırmanma" ve "merdiveni doğru yere dayama" şeklinde betimlemişti. 

Günümüzde dikkatin daha çok merdivenin tepesine hızla çıkmada olduğunu söyleyebiliriz. İnsanlar, iyi bir statü ve daha önemlisi, daha çok para kazandıracak yerlere bir an önce ulaşma arzusundalar. 

Yazar, merdiveni doğru yere dayamanın daha önemli olduğunu düşünüyor ve hatırlatıyordu: Merdiveni tırmananların çoğu, bu uğraş sonunda geldikleri yerin, gelmek istedikleri yer olmadığını fark edip düş kırıklığına uğrayabiliyor. 

Onların pek azı, merdiveni bir başka yere dayayıp yeniden tırmanmayı göze alabiliyor. Çoğu kaderine boyun eğerek ömrünü o yerde tamamlıyor. 

***

Hayatın uzun, ölümün çok uzak olduğu, gençlerin en büyük yanılgılarından biridir. Oysa hayat yalnızca bir kez deneyimlenebilecek, kısa bir armağandır.

İnsan hayatının belki de en can alıcı sorusu, bu sınırlı sürenin nasıl doldurulmak istendiğidir. 

Bir yazar, hayatın birbiri üstünde yükselen üç zaman diliminden oluştuğunu söylüyordu: Önce, en altta öğrenim, sonra iş, sonra da en üstte -zaman ve gücün kalırsa- hayallerini gerçekleştirebileceğin emeklilik. İlk ikisinde sıkıntıya katlanıp üçüncüde muradına erme yaygın bir beklentidir. 

Yazar, bu üç kolonu yani eğitim, çalışma ve eğlenmeyi, bir ömür boyu yan yana getirmeyi öneriyordu. 

Öğrencilerle tercih konusundaki fikirlerimi paylaşmam istendiğinde, birkaç yıl önce tercih yapmış biri olarak kızımın fikrini almak istedim. 

Söylediği çok hoşuma gitti, söz konusu yazarın düşüncesiyle de örtüşüyordu: "Onlara, hafta sonu tatilini veya yıllık izinlerini iple çekmeyecekleri, tam tersine zevkten bırakmak istemeyecekleri bir şeyler yapmalarını öneririm."

Haklıydı. Çoğu insan, sevip sevmediğine yeterince dikkat etmeden daha itibarlı ve daha çok para getireceğini düşündüğü meslekler için çabalıyordu. Bir bakıma meslekle "para evliliği" yapıyorlardı. Bu ne acınası bir şeydi...

***

Bizde "kızı kendi haline bırakırsan, ya davulcuya varır, ya zurnacıya!" diye bir söz vardır. Ben parası için, hayatı zehredecek itibarlı veya paralı biri yerine, davulcu, zurnacı tercihinin daha doğru olduğunu düşünüyorum. 

Çoğu ebeveyn, elbette iyi niyetle, kendi düşlerini, çocuğunun da düşü yapma hevesindedir. Oysa Halil Cibran ne güzel söylemiş:

"Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil, 

Onlar kendi yolunu izleyen Hayat'ın oğulları ve kızları. 

Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler 

Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller. 

Onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil. 

Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır. 

Bedenlerini tutabilirsiniz, ruhlarını değil. 

Çünkü ruhlar yarındadır, 

Siz ise yarını düşlerinizde bile göremezsiniz. 

Siz onlar gibi olmaya çalışabilirsiniz ama sakın onları 

Kendiniz gibi olmaya zorlamayın. 

Çünkü hayat geriye dönmez, dünle de bir alışverişi yoktur. 

Siz yaysınız, çocuklarınız ise sizden çok ilerilere atılmış oklar"

***

Maslow'un "ihtiyaçlar hiyerarşisi" beni hep cezbetmiştir. Bir insanın nihaî hedefi, "kendini gerçekleştirmek" olmalıdır. Kendini gerçekleştirme ifadesinin cılızlığı, kültürümüzün önemli bir eksiğidir. 

Gençlerin ne içinde yaşadıkları toplumları, ne de ebeveynlerini; öncelikle kendilerini gerçekleştirmeleri gerektiğini düşünüyorum. Dışarıdan gelen gürültüye kulaklarını kapatıp, kendi ruh derinliklerinden kopup gelen yüreklerinin sesini dinlemeliler. 

Belki abartılı gelebilir ama meramımı daha iyi anlatabilirim: Ben herkesin farklı hayvanlara benzediğini düşünüyorum. Kimimiz aslan, kimimiz kartal, kimimiz yunus gibi. 

Bir yunus çok daha iyi bir yunus olabilir ama uçamaz. Kartalsa belki daha iyi uçabilir ama yüzemez. 

Bazen farkına varmadan, böyle garabetler peşinde koşarız ya da koşmamız beklenir. Bünyemize uymayan bu beklentilerin sonunun hüsran olması kaçınılmazdır.  

***

Nelere yeteneğimizin olduğunu veya olmadığını saptamanın pratikte o kadar da kolay olmadığını biliyorum. 

Aslında, daha erken çocuklukta, hangi yeteneklerimizin ne durumda olduğunun açığa çıkarılması; sonra da daha yetenekli olduğumuz alanlara yönlendirilmemiz gerekiyor. 

Bu ebeveyn ve eğitim sistemlerinin el ele vererek başarmaları gereken bir şey. 

Ama hem yetenek yelpazesi değerlendirmesine yönelik bir gayret yok hem de herkese "tek tip" eğitim garabetimiz var. 

Belki, her şeye rağmen, kendini tanıma çabaları, bedene ve kalbe sorulanlara alınan yanıtlar işe yarayabilir.

***

Bu yazıyı okuyanların daha çok "hangi meslek?" sorusuna yanıt aradığını sanıyorum. Bunu yanıtlamadan önce söylemek istediğim birkaç şey var:

Bunlardan ilki, değerlendirmemizi geçmişin verileriyle yapıp geleceğe yürümenin çelişkisidir. Halimizi, arabamızın dikiz aynasına bakarak ileri gitmeye benzetebiliriz. Burada sorun, geleceğin sisli ve pusluyken, geçmişin berraklığıdır. 

İhtiyacımız olan, dikiz aynasına bakmaktan çok, sisli önümüzü aydınlatabilecek farlara sahip olmaktır. 

Söyleyeceklerimin ikincisi, geçmiş deneyimlerin öneminin özellikle günümüzde giderek azaldığı ve bize yeterince rehberlik etmeyebileceğidir. 

Bilginin yarı ömrü, diye bir kavram var. İnsanlık çok yüzbinlerce yıl avcı-toplayıcı, birkaç bin yıl tarım, birkaç yüz yıl endüstri toplumunu yaşadı.

On yıllardır da bilişim toplumundayız. 

Aslında bu peryotların gerisinde yatan şey, bilginin yenilenme hızıydı. Peryot uzunluklarından da görüldüğü gibi, inanılmaz bir biçimde ivmelenerek hızlandı. Şimdi artık bilginin birkaç yılda bir ciddi ölçüde değiştiği bir dönemdeyiz. 

Bu hızlı değişim hemen her şey gibi mesleklere de yansıdı. Her geçen gün artan hızla bazı meslekler yok olurken, daha önce hayal bile edemeyeceğimiz yepyeni meslekler ortaya çıkıyor. 

Bugün cazip görünen bir mesleğin on yıl sonra ortadan kalkmayacağının veya ciddi dönüşüm geçirmeyeceğinin bir garantisi yok. 

Tersine yeni mesleklerin bize getirebileceği fırsatların neler olabileceğini öngörmek çok zor. 

Eskiden bir okulun diploması, o meslek için ehliyet ifade eder ve ömrünüzü ilk edindiğiniz meslekî bilgilerle tamamlayabilirdiniz. Artık böyle bir imkân kalmadı! O meslekte kalsanız bile, yenilenmez iseniz ayakta kalmanız çok zor. Muhtemeldir ki, bu eğilim önümüzdeki yıllarda daha da artacak. 

***

Belki aşırı iddialı gelebilir ama artık bir meslek elde etmekten çok, donanım kazanmanın, belli yetenekleri geliştirmenin daha önemli olacağı günlerdeyiz diye düşünüyorum. 

Sony şirketinin kurucusu Akio Morita'ya ait, yıllar önce söylenmiş "Biz kalıp tuğlalar yerine, duruma göre yeniden yontup gerekli yerlere yerleştirebileceğimiz sağlam taşları tercih ederiz" ifadesi günümüzde çok daha büyük anlam kazanmıştır. 

***

İnsanlık, kendisini diğer hayvanlardan ayıran büyük sıçramasını, bilgi transferine borçludur. Bu anlamda önce konuşma, sonra da yazı iki büyük kavşağı oluşturdu. 

Bir zamanlar okur-yazar olmak bir meziyetti. Yakın zamana kadar bazı bilgileri ezberleyip akılda tutabilme, böylelikle de gerek görüldüğünde o bilgiyi kullanabilme becerisi çok önemliydi. Aslında, ne yazık ki diyeceğim, hala ezberleme becerisine gereğinden fazla önem veriyoruz.

Sınavlarda en büyük başarıyı iyi bellekler göstermeye devam ediyor. 

Oysa artık bilgiyi akılda tutmanın eski önemi kalmadı. Şimdi artık, tek bir tıkla, saniyeler içinde, her bilgiye erişim şansımız var. 

Artık akılda tutmadan başka meziyetlerin öne çıktığı bir dönemdeyiz. 

Şimdi enformasyon ve kaynak bolluğu içinde, daha doğru kaynağa, olabildiğince hızlı bir biçimde erişim ve ulaşılan bilginin doğruluğunu tartma feraseti gerekiyor. 

Ama daha da önemlisi, geleceği erişilen bilgilerden yeni bilgi üretimi, bunun ürün veya hizmete yansıtılması yani inovasyon ve bir alandaki uygulamanın bir başka alana uydurulması yani bençmarking gibi yetenekleri güçlü kişiler yaratacak. Ve elbette bu yetileri öne çıkanlar rağbet görecekler. 

***

Bilginin yarılanma hızının inanılmaz bir hızla artışının, en somut yansımalarından birinin artık bir mesleği, bir ömür boyu aynı şekilde yapma imkânının ortadan kalkacak oluşudur. 

Bu yüzden aynı meslekte kalsanız, mesleğin adı değişse bile, birkaç yılda bir önemli değişikliklere uğraması kaçınılmazdır. 

Ama bir başka ihtimal, artık insanların hayat boyu, birden fazla meslek dalında yeteneklerini sergilemeleridir. 

Asıl söylemek istediğim, doğru donanımlar edindiyseniz, yanlış meslek seçtiğiniz kanaati veya hoşlanmama halinin, artık dünyanın sonu olmadığıdır. Büyük ihtimal, zevkle yapabileceğiniz, yepyeni alanların önünüze açılacak olmasıdır.

***

Meslek seçimi konusunda somut şeyler söyleyip beklentilerinizi karşılayamadığımın farkındayım. 

Belki okul tercihi konusunda söyleyeceklerimle bunu telafi ederim. 

En başından, okul tercihinin, meslek tercihinden daha önemli olduğunu düşündüğümü söylemeliyim. Zaten yukarıda paylaştıklarımın, ister istemez bu yargıya getireceğini sanıyorum.

***

Nasıl bir okul? 

Bulabilir misiniz bilmiyorum ama "kopya çekmenin serbest olduğu" bir okul diye başlardım. Yani sizden bellettikleri şeyi tekrarlamanızı istemeyecek, sınav sırasında bilgiye erişiminizi kısıtlamayacak bir okul...

Tek doğrusu, sorumlu öğretim üyesinin söyledikleri olmayan, icabında birbirine zıt farklı düşünceleri de paylaşan, yorum yapan ve yaptıran bir okul...

Otorite tanımayan, her türlü dogmaya karşı çıkan, soru sormayı ve bu sorulara farklı cevaplar almayı teşvik eden bir okul...

Farklı ülkelerden, farklı görüşlerden, farklı kültürleri bünyesinde barındıran bir okul...

Yalnız Türkiye'ye değil, dünyaya da hazırlayan, evrensel ölçekte rekabet gücü veren bir okul...

Alan dağılımında dersliklerin oranının toplam alana göre küçük kaldığı; spor, sinema, sosyal aktiviteler gibi faaliyetlerinde yoğun yaşandığı bir okul...

***

Her şeyin gönlünüzce olması dileğiyle...

Not: Bu yazı Medya Günlüğü'nde daha önce yayınlanmıştır.