Dış politikada 'Rus ruleti'

02 Ağustos 2016 Salı  |  KÖŞE YAZILARI

Türkiye sadece iç politikada değil, dış politikada da tarihinin en  karmaşık ve en kritik süreçlerinden birinden geçiyor.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 9 Ağustos'ta Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'le St.Petersburg'da yapacağı görüşme, iki ülke arasında 24 Kasım'da patlak veren "uçak krizi"ni aşmanın çok ötesine geçmiş durumda. Türkiye'nin 15 Temmuz'daki darbe girişiminin perde arkasında ABD'nin bulunduğunu ima ettiği, Ankara'nın Avrupa ülkeleriyle de ilişkilerinin gerginleştiği bir dönemde Erdoğan Putin'le masaya oturacak.

Türk-Rus zirvesinin görünürdeki nedeni, "uçak krizi"nin ilişkilerde yol açtığı depremin hasarını gidermek ve 24 Kasım öncesi işbirliği rotasına dönmek. Ancak, Türkiye'nin dış politikasında son dönemde tanık olduğumuz değişim sinyalleri zirvenin önemini daha da artırmış durumda.

Son günlerde sıkça duymaya başladığımız bir soru var:

Türkiye yörünge mi değiştiriyor?

Daha da somut sormak gerekirse, Türkiye Batı ittifakından koparak Rusya'ya yanaşmaya, Şangay İşbirliği Örgütü'ne katılmaya mı hazırlanıyor?

Önce tarafların tutumuna bakalım...

Rusya ne istiyor?

Moskova başından beri Türkiye ile işbirliği yaparak ABD'yi bölgeden, özellikle Karadeniz'den uzak tutmanın peşinde. Rusların uzun vadedeki planı Türkiye'yi Batı ittifakından koparmak, en azından bu cephede bir delik açmak ve elbette rakibin', yani Türkiye'yi zayıflatmak. Bu anlamda Rusya'nın kesin çizgilerle belirlenmiş, üzerinde düşünülmüş bir Türkiye politikasından söz edebiliriz.

Ya Türkiye?

Dış politikasında Rusya'ya gerçekte hiçbir zaman önem vermeyen Türkiye Rusya ile ilişkileri genelde Batı'ya karşı koz olarak kullanmaya çalışıyor. Ankara'nın ne zaman Batılı ülkelerle arası açılsa Rusya'ya yönelmesi artık herkesce bilinen bir refleks.

Bu elbette diplomatik taktik açısından son derece yanlış.

Diplomaside, elinizdeki kağıtları açık tutarsanız baştan kaybederseniz.

Ruslar da Türkiye'nin içinde bulunduğu açmazın, Batı ile büyüyen gerilimin farkında.

Üstelik Rusya "uçak krizi"nin kazananı, psikolojik üstünlüğü ele geçirmiş durumda. Bu da demek oluyor ki, bu kez oyunun kurallarını Ruslar belirleyecek, Türkiye Moskova'dan gelecek taleplere artık kolayca "hayır" diyebilecek durumda değil. Örneğin,  Ankara'nın artık "Suriye'de sadece bizim istediğimiz çözümü kabul ederiz" diyebilecek durumu yok.

Açıkça söylenmese de son zamanlarda Ankara'dan pompalanan hava, Türkiye'nin gerekirse Batı'dan -ve NATO'dan- koparak Rusya-Çin eksenine yanaşabileceği yönünde.

Ama bunun için çifte bedel ödenmek zorunda.

Birinci bedel, Batı'dan kopmanın-tahmin bile etmesi zor- sonuçları.

İkinci bedel, Rus yörüngesine girmenin karşılığı olarak ödenecek bedel. Ruslar, böyle bir durumdaki Türkiye'den alabilecekleri tavizin maksimumunu almaya çalışacak.

Tam bir  40 satır mı 40 katır mı ikilemi.

Ama ortada bir gerçek var: Beğensek de beğenmesek de Türkiye Batı'nın bir parçası. Ne kadar eleştirsek de Batı demokrasinin sembolü.

Oysa Rusya kendine özgü, kendisini tüm dünyadan farklı bir yere konumlandıran, demokrasi, özgürlükler ve insan hakları öncelikler listesinde üst sıralarda yer almayan bir ülke. Rusya Türkiye'yi tarihsel olarak rakip görüyor ve rakibini karşısına alarak değil de yanında  tutarak güçsüzleştirmeye, etkisizleştirmeye, içinde bulunduğu zor durumu kullanmaya çalışıyor.

Bu tespitle çelişir görünse de, Türkiye Rusya ile işbirliği yapmalı.

Ama bu işbirliği duygusal-tepkisel olmamalı, belirli bir politika çevresinde sadece çıkarlara dayanmalı. Türkiye'nin çıkarı da Rusya ile işbirliği yapmaktan geçiyor, yörüngesine girmekten ya da Avrupa Birliği'nin yerini tutması olanaksız Şangay İşbirliği Örgütü'ne katılmaktan değil.

Türkiye ağır bedeller ödeyerek Batı ile Rusya arasında bir seçim yapmak zorunda değil, akıllı bir taktikle çıkarlarına dayalı olarak iki tarafla da bağlarını sürdürebilir. Türkiye ne Batılı ülkelerin ne de Rusya'nın emir eri olmak zorunda.

Eğer Türkiye diplomatik bir oyun oynuyor, yani aslında blöf yaparak Batı'ya karşı Rusya kozunu kullanmaya çalışıyorsa, bunun bıçak sırtında bir oyun, bir çeşit "Rus ruleti" olduğunu söylemek gerekiyor çünkü sonuçta bu oyun iki tarafı da karşısına alma, Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olma riskini taşıyor.