Yağlı kazık ve Mümtazer Türköne

01 Ağustos 2016 Pazartesi  |  KÖŞE YAZILARI

"Yağlı Kazık", düşmanlıkta gözü dönmüş olanların kullandığı bir cezalandırma yöntemi. Ağız alışkanlığı olarak bunu kullananlar vardır elbette. Ama "Bunlara idam az gelir, ben olsam yağlı kazığa oturturum!" sözleri tam bir intikam ve acımasızlığı yansıtıyor.

Bu sözleri söyleyenlerden biri de; Prof. Dr. Mümtazer Türköne.

Türköne bu sözleri, Kumpas davaları hakkında konuşurken söylemiş.

Uydurma belgelerle Feto örgütü tarafından içeri tıkılan ve çoğu idam cezası ile yargılanan yurtsever subaylar için, idam cezasını az gördüğü için yağlı kazığı önermişti...

O subayların, Feto'cu örgüt tarafından nasıl TSK dışı bırakıldığını...

İnsanlık dışı bir organizasyonla, yıllarca cezaevlerinde tutsak edildiklerini...

Hem sağlıklarını ve hem de kariyerlerini yitirdiklerini...

Ve o subaylar tutuklanınca, Feto örgütü tarafından kimlerin hak etmedikleri makamlara getirildiğini açık olarak gördük!

Mümtazer Türköne'nin yağlı kazığa oturtmak istediği subayların yerine atanan Feto subayları, eğer darbeyi başarsalardı, herhalde Türköne'yi yargının en başına getirir ve Kazıklı Voyvoda ilan ederlerdi.

Mümtazer Türköne bu fırsatı kaçırdı. Darbe başarısız oldu...

Ama sanıyorum, kumpas davalarla yargılananlardan hiçbiri, Türköne için 'yağlı kazık' isteğinde bulunmayacaktır! 

YAĞLI KAZIK

Yağlı kazık, korkunç bir ortaçağ uygulaması. Hem Osmanlı'da var, hem de o günün Avrupa'sında...

Kazığa oturtulacak kişinin boyundan uzun bir kazık bulunur. Ucu küntleştirilerek yağlanır. Sonra da aşağıdan yukarı doğru, organları parçalamadan omurga boyunca sokulur. Kazık üzerindeki adamla yere dikilir. Organlar parçalanmadığı için ölüm geç olur. Maksat acı çektirmek ve çevreye gözdağı vermektir. Eğer kişi hemen ölürse cellat beceriksizlikle suçlanıp aynı cezaya çarptırılır. 

Kazıklı Voyvoda ya da Kont Drakula(III. Vlad), 20 000 Osmanlı askerini, Eflak'ın başkenti Targovişte'ye giden 5 kilometre boyunca kazığa geçirmiş. Eflak'ı ele geçirmeye giden Osmanlı askerleri, yol boyunca kazığa dikilenleri görünce aşırı derecede korkmuş. Ama aynı zamanda başlarına gelebilecek bu durum nedeniyle de kazanmalarının şart olduğunu anlamış ve kazanmışlar. Bu olay, Bram Stoker'in 'Dracula' romanına konu olmuş...

"DRİNA KÖPRÜSÜ"NDE KAZIĞA OTURTMA

İvo Andriç'in, kendisine Nobel Edebiyat Ödülü kazandıran Drina Köprüsü adlı ünlü romanında korkunç bir kazığa oturtma sahnesi vardır.
Osmanlı Sadrazamı Sokollu Mehmet Paşa, doğduğu yer olan Sokoloviç köyü yakınındaki Drina ırmağı üzerine bir köprü inşa ettirmek ister. Çalışmalar sürerken Radislav adında bir köylü köprü inşaatını sabote etmeye kalkar ama başaramadan yakalanır. Bunun intikamı da kazığa oturtularak alınır.

Görüldüğü gibi, 'yağlı kazığa oturtma' denen acımasızlık, en kara intikam duygusunun olduğu yerde uygulanmış.

"Asmak yetmez, lime lime edeceksin!"

"Ne idamı, önce gözlerini çıkaracaksın! Burnunu kulaklarını keserek canını yavaş yavaş yavaş alacaksın!" diyebilen katil ruhluların isteyebileceği bir cezalandırma yöntemi.

Yirminci yüzyılı geri bıraktığımız bir dönemde, profesör ünvanı taşıyan bir kişinin bu cezalandırma yöntemini istemesi, anlaşılır gibi değil.

ABDULLAH GÜL ONU YÜKSELTTİ

Mümtazer Türköne, zamanın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından "Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurulu Üyeliğine atanmıştı. Büyük tepkiler alınca da o görevinden istifa etmek zorunda kalmıştı.

Feto darbe girişiminden önce, Antalya Kumluca Belediyesi tarafından düzenlenen bir söyleşide; "Bunlara idam cezası yetmez, yağlı kazık" demişti Mümtazer Türköne.

Şimdi Feto darbe girişimi nedeniyle tutuklanmış bulunuyor.

Herhalde bu duruma en üzülenlerden biri de Sayın Abdullah Gül'dür...

Darbe gecesi, televizyonlarda avazı çıktığı kadar 'Darbe yapmayın!' diye bağırırken, herhalde bunun sonuçlarının Mümtazer Türköne gibilere dokunacağını anlamış olmalı...