Birileri sifonu çekmeden...

04 Ağustos 2016 Perşembe  |  SERBEST KÜRSÜ

Ne yazık ki artık hep beraber bir bok çukurundayız. Güçlüsü, güçsüzü; iktidarı muhalifi; suçlusu, suçsuzu; zalimi mazlumuyla...

Ordu ve yargının durumu ortada! Bürokrasinin huzurlu olmadığı tahmin edilebilir. Ekonomideki sıkıntıların artması sürpriz olmayacak. Dış politikadaki sorunlara her geçen gün yenilerini ekliyoruz. 

Şu anda kimin daha az, kimin daha çok suçlu olduğunu tartışacak zaman değil! Geçmiş defterleri didik didik ederek hesap çıkarmanın da fazla bir anlamı yok. 

Şu anda yapılması gereken, el ele vererek, birileri sifonu çekmeden, hızla bu çukurdan kurtulmaktır. 

*** 
Bu anlamda herkese görev düşüyor. Gemideki herkese...

Gemiden veya gemi yönetiminden hoşnut olup olmamak an itibariyle fark etmiyor...

En çok görev de iktidara, yani Erdoğan'a ve AKP'ye düşüyor. Çünkü herkesin sorumluluğu, gücü ve yetkisi kadardır. 

***

Bir doktor olarak, her geçen anın geri dönüşü olmayan felaketle sonuçlanabileceği olaylara sıkça maruz kalmış biriyim. Böylesi zamanlarda en büyük açmazın, telaş etmeden acele etmek olduğunu bilirim. Soğukkanlılığını yitirmenin ters teptiğini de...

Müdahale adına art arda bir şeyler yapmak doktoru ve hasta yakınlarını rahatlatır. Ama duygularınız aklınızı bastırdıysa, yanlış ve/veya gereksiz eylemlerle, durumu daha da zora sokar, hastaya faydadan çok zarar verirsiniz. 

***

Kriz dönemleri, pozisyonların en kolay değiştiği dönemlerdir. Bazı "fırsatçılar", böylesi zamanları, kâra tahvil etmede çok mahirdir. 

Galip belli olduğunda, en öndekiler, ikbal peşinde koşanlardır. Ne kimlerin mağdur olduğu umurlarındadır, ne de çiğneyip geçtikleri idealistlere aldırırlar. 

***

En büyük tehlike de, çözümün, o soruna yol açan düzlemde aranmasıdır. 

Ülkemizde en bildik çözüm, "öteki kötü" çocukları, "bizim iyi" çocuklarla savuşturmaktır. 

Bunun işe yaramadığı defalarca görüldüğü halde kimse bildiğinden şaşmaz. Herkes, "aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlar bekleme" aptallığını tekrarlar durur. Daha fazlasının işe yarayacağı sanılır. 

Pek çok sorunumuzun kökeninde, haksızlık ve hukuksuzluğun yattığı, özde değil sözde demokrasiyle yönetilmemize bağlı olduğu açık seçik ortadayken, ne zaman başımız sıkışsa, tersine sarılırız. 

Korkum, yepyeni mağduriyetlerle, yepyeni intikam tohumlarının ekilmesidir. 

Gün, eski mağduriyetlere son verme, hakkın ve hukukun üstünlüğünü tesis etme günüdür.  

Gün barış ve kardeşlik için el ele verme; bu ülke için herkesin eteğindeki taşı dökme günüdür. 

***

Olur mu? 

Biraz zor... 

Ben de "aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlar bekleme" aptallığını tekrarladığımın farkındayım. Dileklerim, zaten bana benzer düşünen birkaç vefakâr okuyucumun takdiri dışında, internet deryasında kaybolup gidecek. Bizimkisi Hoca'nın "ya tutarsa!" 'sı kabilinden...

Umut ederek bekleyelim...

Dr. Ömer Dönderici