Türk-Rus 'mantık evliliği'

10 Ağustos 2016 Çarşamba  |  KÖŞE YAZILARI

Türkiye'nin 24 Kasım'da Suriye sınırında bir Rus savaş uçağını düşürmesiyle başlayan kriz yaklaşık dokuz ay sonra dün St.Petersburg'da resmen noktalandı.

SU-24'ün Türk hava sahasını 17 saniye süreyle ihlal ettiği için düşürülmesinin yol açtığı kriz aslında tahmin edildiğinden daha çabuk son buldu. Uçağının düşürülmesinin ardından Türkiye'yi "düşman"ilan eden Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ülkesindeki ekonomik kriz, uluslararası alanda değişen dengeler ve Ankara'nın Batı ile arasının açılmasının da etkisiyle belki bir süre daha sürdürmeyi planladığı uzlaşmaz tutumunu terkederek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'la el sıkıştı.

Erdoğan'ın 27 Haziran'da Putin'e yazdığı mektunun ardından krizin son bulacağı anlaşılmıştı. Ancak, 15 Temmuz'da yaşanan darbe girişiminin Türkiye'nin ABD ve Avrupa Birliği ile ilişkilerinde gerginlik yaratması St.Petersburg zirvesinin öneminini bir kat daha artırdı. İki lider, "Türkiye yörünge mi değiştiriyor" sorusunun sorulmaya başlandığı bir ortamda buluştu.

Rus uçağının düşürülmesi neredeyse hiç gündeme gelmese de görüşmelerdeki gölgesini hissetmek, hatta Putin'in yüzünde görmek mümkündü. Ancak, yaşanan süreç ve karşılıklı ağır suçlamalar düşünüldüğünde bunu normal karşılamak gerekiyor.

Görüşmelerin şu ana kadar belli olan sonuçlarına bakarak iki tarafın da istediğini elde ettiğini söylemek mümkün. Rusya, Türk Akımı doğal gaz projesini mutlaka gerçekleştirmek istiyordu, Erdoğan bu konuda yeşil ışık yaktı. Kriz döneminde iptal edilmeyen, ancak kaderi askıda kalan Akkuyu Nükleer Santrali'nın geleceği de Moskova'nın istediği gibi şekillendi.

Daha çok ekonomik beklenti içinde olan Türkiye, charter uçuşlarına getirilen yasağın kaldırılması, sebze-meyve ithalatının başlaması, Türk işadamlarına getirilen kısıtlamaların kaldırılması ve vize uygulamasına son verilmesini istiyordu. Kesin tarih vermemekle birlikte Putin de bu konularda Erdoğan'ın beklediği yeşil ışığı yaktı. Şu ana kadar kesinleşmeyen tek konu Suriye konusunda tarafların kapalı kapılar ardında ne konuştuğu. Ancak, Erdoğan'ın ziyaret öncesi yaptığı açıklamada, "Suriye'deki barış sürecinde en önemli aktör" demesi önemli ipuçları veriyor. Önümüzdeki dönemde Türkiye'nin Suriye politikasının Rusya'ya yakınlaşması sürpriz sayılmamalı.

520 yıl önce diplomatik ilişki kuran ve o zamandan beri bölgenin liderliği için rekabet eden iki ülkenin çıkarları bir kez daha işbirliği yapmayı zorunlu kılmış görünüyor. Putin'in bugün söylediği, "Bizim ilişkilerimizde çok farklı dönemler var. Trajik dönemler var ama strateji ve mantık öne çıkıyor"sözlerinin altını çizmek gerekiyor. Bunun anlamı, önümüzdeki dönemde iki ülkenin duyguları bir kenara bırakarak mantıkla hareket edeceği.

Türkiye'nin 24 Kasım'dan çıkarması gereken en önemli ders, İsmet İnönü'ye atfedilen ünlü sözdeki gibi, "büyük devletlerle ilişki kurmanın ayıyla yatağa girmeye benzediğini" kavramak olmalı. Türkiye bundan sonra, karşısında nasıl bir ülke bulunduğunu, neler yapabileceğini bilerek hareket etmeli. Ankara'nın Suriye politikasındaki en önemli hatalardan biri, Rusya'nın gücünü küçümsemek oldu. Türkiye artık kesin çizgilere sahip bir Rusya politikası belirlemek, Moskova'yı sadece Batı ile ilişkileri bozulduğunda hatırlayarak, "Beni kızdırmayın, Rusya'ya yanaşırım!" tavrından vazgeçmek zorunda.

Evet, kriz geride kaldı ve koşullar iki ülkeyi yeniden işbirliğine itti ama yeni süreçte kuralları, eli daha güçlü olan Rusya'nın belirleyeceğini görmek gerekiyor...