Nefret ve şiddetin dili, sevgi ve hoşgörüyü yeniyor

10 Ağustos 2016 Çarşamba  |  KÖŞE YAZILARI

İnsanlık tarihine geçmişten günümüze doğru bakacak olursanız barış ve huzur dolu yılların çok az olduğunu görürsünüz. İnsanoğlu kavga etmek için, savaşmak için hep bir neden bulmuştur. Bazen dinsel ve etnik ayrılıklar, bazen ekonomik çıkar çatışmaları bu savaşların temel nedeni olurken tarihin daha çok savaş, kan, acı ve gözyaşları ile yazıldığını söylemek herhalde  yanlış olmaz.

Günümüzde de nefret ve şiddetin dili, hem dünyada, hem de ülkemizde giderek tırmanıyor. Farklı olanlara tahammülsüzlük ve onları yok etme isteği her geçen gün artıyor. Barış, huzur, hoşgörü ve sevgi beklentisi içinde olanlar belki sayıca daha çok ama güçleri yok. Ne yazık ki nefret, şiddet ve savaş yanlıları çok daha güçlü.

Dünyanın en medeni kıtası dediğimiz Avrupa"dan  Ortadoğu"ya kadar bir çok yerde nefret söylemleri, sevgisizlik ve şiddet egemen. Dünya patlamaya hazır bir barut fıçısı gibi. Ülkemizde yaşananlar da zaten ortada. Masum insanlara silah sıkanlar, kendi meclisine bomba yağdıranlar insan olamazlar.

İşin belki de bana en garip gelen kısmı gelmiş geçmiş bütün dinlerin ve bir çok ideolojinin, insanı yücelten, insanlığın mutluluğu ve refahı ile ilgili söylemleri savunmaları. Hangi dine bakarsanız bakın hepsi öldürmeyi, zulmü, hırsızlığı, zinayı ve tüm kötülükleri yasaklar ve reddeder, günah sayar. Aynı şekilde bir çok siyasi, felsefi ve sosyolojik sistem  insanın refahı ve mutluluğunu savunur, insanı ön plana çıkarır. 

İyi de o zaman insanlık neden bu halde? Neden her geçen gün birbirimizi daha çok öldürüyor, linç ediyor veya aşağılıyoruz? Evrendeki tüm canlılar içinde  kendi türünden  olana bu kadar çok zulmeden, zarar veren başka bir canlı aklınıza geliyor mu? Hani bazen "bunu hayvan bile yapmaz" dediğimiz şeylerin tümünü insanoğlu, kendi türünden  olanlara yapıyor.

İnsanların köle gibi alınıp satıldığı, hatta koyun gibi  boğazlandığı, en ağır hakaret ve aşağılanmaların  gözümüzün önünde olduğu bir çağda yaşıyor ve yapılan her şeyi canlı canlı izleyebiliyoruz. Bunlar ne yazık ki Ortaçağ'da değil, içinde bulunduğumuz 21.yüzyılda oluyor.

Farklı dinlere inanmak, farklı renklerde olmak, farklı dillerde konuşmak, farklı ideolojileri savunmak veya her türlü farklı olmak bu acımasızlığın nedenleri olmamalı... Bizim gibi düşünmeyen, bizim gibi olmayanlara yani kısaca tüm ötekilere, anlayış göstermek neden bu kadar zor? Üstelik her insan, yaşamının bir gün sonlanacağını bildiği halde, tüm yaşamı boyunca bitip tükenmek bilmeyen hırslarından neden bir türlü vazgeçmez?

Bu dünya ve ülkemiz herkese yetecek kadar büyük değil mi?

Keşke herkes kendi gibi olmayanları olduğu gibi kabul etse. Herkes inandığı değerler kadar başkasının inandığı değerlere de saygı duysa. Keşke herkes kendi kutsalını koruduğu kadar başkalarının kutsalını da korumasına anlayış gösterse. Keşke herkes, katılmasa bile  kendinden farklı düşünenlerin düşüncelerini açıklamasına izin verse.

Keşke savaşlara ve silahlanmaya ayrılan bütçeler, bilime, sağlığa, eğitime ve insanlığın yararına olacak buluş ve gelişmelere  harcansa. Keşke çocuklarımıza nefret ve şiddet dolu bir miras yerine barışın, sevginin ve hoşgörünün egemen olduğu bir dünya ve gelecek bırakabilsek.
Çok mu şey istiyorum acaba? Tüm bunların  bir hayal olduğunu bilsem de barışın, sevginin hoşgörünün, karşılıklı saygının hayali bile güzel...

İlhan İlmenöz