Tek çözüm demokrasidir...

10 Ağustos 2016 Çarşamba  |  KÖŞE YAZILARI

Soğuk savaş döneminde değişik ülkelerde 700 civarında darbe veya darbe girişimi olmuş, bunun sadece 2,6'sı gelişmiş Batı ülkelerinde. Bu tesadüf mü? Tabii ki değil, demokrasinin geliştiği ülkelerde darbeci mantık gelişme fırsatı bulamaz. Vatandaşlık bilincine ermiş insanlar hak ve özgürlüklerin değerini bilir, savunur, sahip çıkar. O nedenle yapılması gereken TSK'nın yeniden yapılandırılması değil, demokrasiyi yaygınlaştırmak.

15 Temmuz'dan bu yana ortaya çıkan tablo korkunç. Fetö terör örgütünün sızmadığı kurum kalmamış. Milli Eğitim Bakanlığına (MEB) sızanların sayısı ürkütücü, peki ne yapıldı, tespit edilenler açığa alındı, delil durumuna göre gözaltına alındı, yargıya sevk edildi. Yani MEB'de toptan yeni bir yapılanmaya gidilmedi, kapatılmadı.

Adalet Bakanlığına bakıyoruz, Fetö terör örgütü ile bağı tespit edilen yaklaşık 3000 savcı ve hakim meslekten uzaklaştırıldı. Adalet Bakanlığı yeniden yapılandırılmadı, kapatılmadı.

Ergenekon, Balyoz, Poyrazköy, Casusluk kumpas davalarının mahkemelerinde görev yapan hakim ve savcılar Fetö terör örgütü ile bağı nedeniyle delil durumlarına göre büyük bölümü tutuklandı, bir kısmı yurtdışına kaçtı, haklarında yakalanma kararları var. Bu hakim ve savcıların okudukları hukuk fakülteleri kapatılmadı.

Sağlık Bakanlığında durum aynı. Fetö terör örgütünün sızmadığı kurum kalmamış. Terör örgütü ile bağı olanlar tespit edilip kurumla ilişikleri kesilmiş, suça bulaşanlar ise yargıya sevk edilmişler.

TV'lerde 15 Temmuz kalkışmasını yorumlayanlara bakıyorum, geçmişte yapılan darbeleri Kemalist ideolojiye bağlayan değerlendirmeler dillendiriliyor, bunun üzerinden Kemalizm suçlanıyor. OHAL uygulamasının ilk örneklerine baktığımızda da yetkinin TSK'nın yeniden yapılandırılması yönünde kullanılması karşımıza sistematik bir durum çıkarıyor. Açıklanan amaç geçmişte yaşananların bir daha karşımıza çıkmaması için, ya gerçekler!... 

Yetkileri daraltılmış bir Genelkurmay Başkanı, okulları kapatılmış, Milli Savunma Bakanlığına bağlanmış kuvvet komutanlıkları, TSK'ya Başbakan ve Cumhurbaşkanı'nın direkt emir verebilmesi gibi değişiklikler TSK'nın adeta güçsüzleştirilmesidir. Ülkenin geleceği açısından son derece sorunludur. Daha yakın zamanda ülke beka sorunu ile karşı karşıya diyen siyasetçilerin atacağı adım bu olmamalıydı.

Kemalizmi darbecilikle suçluyorlar, o zaman Atatürk'ün asker ve siyaset üzerine düşüncelerine bakalım.

Kurtuluş Savaşı'ndan önce...

"Ordu mutlaka bir an önce politikadan çekilmelidir. Yoksa bir güç olma özelliğini yitirecektir. Bu durum ise ülke için bir yıkım olacaktır"

Kurtuluş Savaşı sırasında...

1918 yılında İstanbul'da Minber gazetesine verdiği demeçte, "Ordu ülkenin siyasetini yönetenlerin en sonunda varacakları kararla faaliyete geçer"

Cumhuriyet döneminde...

Aralık 1923'te çıkarılan bir yasa ile siyasete girmek isteyenleri askerlikten istifaları istenmiş. Kazım Karabekir ve Ali Fuat Paşa hem ordu komutanı hem de milletvekili olmak istiyorlardı ve bu yasaya tepki gösterdiler. Bu gelişmeler üzerine Atatürk 30 Ekim 1924 tarihinde, milletvekili ve aynı zamanda ordu, kolordu komutanlarına telgraf göndererek, ya milletvekilliğini ya da askerliği seçmelerini istemiştir. Atatürk'ün bu isteği üzerine tercihleri doğrultusunda, siyaset veya askerlik görevlerine devam etmişlerdir. 

Atatürk, ordu ile siyasetin birbirinden ayrılmasının, Cumhuriyet'in en temel ilkelerinden olduğunu şöyle ifade etmiştir:

 "Kumandanlar, askerlik görevini ve gereklerini düşünürken ve tatbik ederken, siyasi tartışmaların etkisinde bulunmaktan kaçınmalıdırlar. Siyasi yönün gereklerini düşünen başka görevliler olduğunu unutmamalıdırlar. Memleketin genel hayatında orduyu siyasetten ayırmak ilkesi, Cumhuriyet'in daima sözünü ettiği bir esas noktadır"

Bu ülkede darbeler olmuştur bu doğru ama NATO'ya girdikten sonra olmuştur. Neden, niçin bunları önümüze koyalım etraflıca düşünelim, pireye kızıp yorgan yakmayalım. Hepimiz aynı ülkede yaşıyoruz, hep beraber yanarız.