Don Kişot da aldatılmış!

14 Ağustos 2016 Pazar  |  KÖŞE YAZILARI

Miguel de Cervantes Saavedra. İspanyol roman, öykü ve oyun yazarı. Madrid yakınlarındaki Alcale de Heneres kasabasında, ufak bir aristokrat ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. Babası bir doktordu ve sürekli iş aradığından, Cervantes çocukluğunun çoğunu bir kentten bir diğerine taşınarak geçirdi. 1568-69 yıllarında Madrid'de eğitim gördükten sonra Roma'ya geçti. 1570'te bir asker olarak Lepanto deniz savaşına katıldı. Bu savaş onda kalıcı sakatlıklar bıraktıysa da savaşın ona kazandırdığı unvan gurur kaynağıydı. 

1575'te gemiyle İspanya'ya geçtiği sırada, Türkler tarafından tutsak edildi ve ağabeyiyle birlikte köle olarak Cezayir'e gönderildi. Aileleri fidyelerini ödeyebilecek parayı biriktirene kadar iki kardeş beş yıl boyunca köle olarak yaşamak zorunda kaldı. Özgürlüklerine kavuşur kavuşmaz Madrid'e döndüler. 

Cervantes burada birçok resmi görevde bulundu. Birkaç yıl sonra kendinden 18 yaş daha genç olan Catalina de Salazary Palacios'la evlendi. Bunu izleyen yirmi yılını göçebe bir yaşam sürerek geçirdi. Bu döneminde çeşitli işlerde çalıştı, ilk defa iflas etti ve mali sorunlar yüzünden hapsedildi.

Bu arada ilk büyük yapıtı kabul edilen pastoral romanı, Galatae yayımlandı (1588). Cezayir'deki Hıristiyanların kölelik yaşamını konu edinen El Trado de Argel, yazıldıktan neredeyse iki yüz yıl sonra, 1785'te yayımlandı. 

1596-1600 yıllarını çoğunlukla Seville'de geçirdi Cervantes. 1606'da Madrid'e temelli yerleşti ve yaşamının sonuna dek orada kaldı. 
Cervantes'in Don Quijote'u (Don Kişot) La Mancha'da Argamasilla hapishanesinde kaleme aldığı söylenir. Yazar bu yapıtında hedefinin yalın bir dille gerçek yaşamın bir portresini çizmek olduğunu söyler. Yaşamı boyunca şairlik konusunda övgüye değer bir yeteneğinin olmadığını düşünen Cervantes, gerçekten de onu izleyen kuşaklar tarafından dünyanın en kötü şairlerinden biri ilan edilmekten geri kalmadı. Don Quijote, ilk çıktığında yazara servet değilse bile kayda değer bir ün getirdi. 

Bir söylenceye göre İspanya Kralı III. Filip bir keresinde yolun kenarında gözlerinden yaşlar boşanırcasına gülen bir adamla karşılaşmış, "Adam ya deli, ya da Don Kişot okuyordur" demişti. Romanın yazara kazandırdığı ün bir daha sönmedi ve bugün Don Kişot yeryüzünde en çok tanınan roman kahramanlarından biri olarak kalmayı sürdürüyor, "Kişotçuluk" ise birçok dile bir daha silinmeyecek bir deyim olarak yerleşmiş bulunuyor. 

Geldik yazının sonuna...

Şimdi diyeceksiniz ki;  ülkede bunca sorun  varken, bu Don Kişot yazısı nerden çıktı?

Cevap verelim: 

Az buçuk kitap karıştırmış herkes Don Kişot'u bilir. Roman dünyasının başyapıtlarından biridir. Don Kişot çifte kimlik taşır. İlki Mancha; çevresinde herkesin sevdiği, saydığı, sağduyulu, erdemli bir adamdır. Diğeri; Don Kişot; ruh hastası bir şövalye, zırhlanıp kılıçlanıp atına atladığı gibi, bırakın sağı solu, yel değirmenlerine bile saldıran, hesap vermeye sıra gelince "aldatıldım" diyen biridir.

Not: Bu yazıda Hollanda Devlet Kitaplığı arşivinden yararlanılmıştır.