'Din sınıfı' ve gerçekler...

17 Ağustos 2016 Çarşamba  |  KÖŞE YAZILARI

Din muhafızlığı kisvesine bürünenlerin; hakikati düşünebilenler, söyleyebilenler hakkında reva gördükleri zulüm ve işkenceler insanlık tarihinde daima kirli facialar olarak kalacaktır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk... 

Osmanlı toplum ve eğitim hayatında önemli bir yere sahip olan tekke ve zaviyeler zamanla yozlaştı ve toplumsal alanda bölünme ve gruplaşmalara sebep oldu. Bu kurumlar zamanla eğitici özelliklerini yitirdi, dinsel sömürünün, yenilik karşıtlığının simgesi haline geldi. Osmanlı Devleti'nin son dönemlerine doğru her alanda başlayan bozulma, tekke ve zaviyelerde de görülmeye başlamıştı. Uygar ve ileri bir millet olma amacını güden Cumhuriyet için tekke, zaviye, türbe ve tarikat gibi engellerin kaldırılması zorunluktu. 

Atatürk, Kastamonu'da 30 Ağustos 1925'te söylediği bir nutukta türbelerin, tekkelerin ve zaviyelerin kapatılmasının ve tarikatların kaldırılmasının işaretini vermiştir; "Ölülerden medet ummak, medeni bir cemiyet için, şindir (lekedir). Efendiler ve ey millet, biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler ve meczuplar memleketi olamaz. En doğru en hakiki tarikat, medeniyet tarikatıdır." 30 Kasım 1925 tarih ve 677 sayılı kanunla tekke, zaviye ve türbelerin kapatılması kabul edilmiş ve birtakım unvanların kullanılması yasaklanmıştır. Kanun, bütün tarikatlarla birlikte, şeyhlik, dervişlik, müritlik, dedelik, seyitlik, çelebilik, babalık, emirlik, halifelik, falcılık, büyücülük, üfürükçülük, gaipten haber vermek ve murada kavuşturmak amacıyla muskacılık gibi, eylem, unvan ve sıfatların kullanılmasını, bunlara ait hizmetlerin yapılmasını ve bu unvanlarla ilgili elbise giyilmesini de yasaklamıştır. 

Halkın inançlarını kötüye kullanan dini kurumların kaldırılması ve din dışı uygulamaların yasaklanması, Tekke, zaviye ve türbelerin kapatılmasıyla Türk toplumunun çağdaşlaşması ve laikleşmesi yolunda önemli bir adım atılmıştır. 

Çağdaşlık ve medeniyeti yakalama adına atılan bu çok önemli adım ne yazık ki sonraki yıllarda sürekli din düşmanlığı olarak görüldü, oy devşirme kapısına dönüştürüldü.

1950'de Demokrat Parti, Menderes'in iktidarı ile din sömürüsü, dinin siyasete alet edilmesi başladı, sonraki iktidarlarla devam etti, adeta karşı devrime dönüştü, AKP iktidarı ile zirveye çıktı, cumhuriyet düşmanı dış güçlerinde desteği, etkisi ve gücü ile 15 Temmuz 2016 gecesine geldi.

Din adına insanlığa yön verme göreviyle sahneye çıkanlar insanlığın çekişme, didişme ve sapmalarının başlıca sorumlusudur. İnsanlığın ilk kavga ve çekişmelerinin sebebi, dini temsil edenlerin olumsuzluklarıdır. 

Din; zamanla, onu temsil etme görevini üstlenenlerin tutulduğu illetler yüzünden, insanlığın perişanlığına kaynaklık eden bir zulüm ve dehşet kurumuna dönüşmüştür. 

Din maskeli ve gerekçeli bütün zulüm ve ahlaksızlıklar, din adına sözcülük yapmak ve din savunuculuğu rolüne soyunmak için ortaya çıkan zümreler tarafından sergilenmektedir. 

Din bunların kötülükleri yüzünden bir kavga ve mutsuzluk kurumu haline gelmiştir. 

Din temsilcilerinin tarihsel kötülüklerinin eleştirilmesinin bir insanlık görevi olduğu bugün artık herkesçe, hatta din temsilcilerinin en önde gelenlerince kabul edilmektedir. Bunun en tipik örneği Katolik âleminin başı Papa'nın dünya önünde insanlıktan özür dileyen bildirgesidir. 

İtiraf edelim ki, İslam dünyasının da bu anlamda dileyeceği epey özür vardır. 

Şunu da içimiz sızlayarak kabul etmek zorundayız: Ortaçağ'ın aksine din adına insan hakları ihlalinin başını bugün ne yazık ki, kendisini İslam'ın temsilcisi gören sözde Müslüman birtakım insanlar çekiyor. Haçlı emperyalizm ve sömürü zalimleri bu işi artık kendileri yapmıyor, işbirliği yaptıkları sözde 'Müslüman' bazı hainlere yaptırıyorlar. Bunlar yüzlerindeki maskenin görünen kısmına 'Allah' yazıp içeride menfaatlerine tapan adamlardır. Muarızlarına sergiledikleri zulümler; bazen fiilî tecavüz seklinde, ama daha çok iftira ve "tekfir", yani "kâfir ilan etme" biçiminde yapılmaktadır. 

Umuyor ve diliyorum ki ülkeyi yönetenler yaşananlardan ders alırlar, Cumhuriyet dönemi atılan adımlara sahip çıkarlar, bir daha 15 temmuzları yaşamayız.

(Not; Makalenin bir kısmında Yaşar Nuri Öztürk'ün Allah ile Aldatmak, kitabından alıntı yapılmıştır.)