Etiketler arasında...

18 Ağustos 2016 Perşembe  |  KÖŞE YAZILARI

Ülkemizde, kimin söylediği, ne söylediğinizden çok daha önemlidir. Medya Günlüğü yazı ekibine katılmam dolayısıyla, merakları gidermek istiyorum. En iyisi, 1,5 yıl kadar önce bloğumdaki bir yazımı paylaşmak diye düşündüm

*** 

Hayatıma sosyal medyanın girmesi ve siyasî yazılarımı paylaştığım bloglarım nedeniyle yeni dostlar edindim. Bu değişikliğin ilginç yanlarından biri, yeni çevremin bana tuttuğu ayna oldu. 

Önce şaşırdım: Hem yeni edindiklerim, hem de pek çok eski arkadaşımdan birbirine taban tabana zıt etiketlemelerle karşılaştım. Her hangi bir paylaşım, tek bir cümle, hatta kelime etiketlenmeme yetebiliyordu. HDP'li, MHP'li, AKP'li, CHP'li, Fethullahçı, Liboş vesair, vesair...Ruhumu bir isyan duygusu kapladı ve "lütfen beni etiketlemeyin!" diye bağırmak geldi içimden. 

Sonra düşündüm ve bunun anlamsızlığına karar verdim. Çünkü tasnif edip kutulara koymak, insan zihninin hayatı kolaylaştıran en önemli yetilerinden biriydi. 

Biyoloji bilgilerimden, bu yetimizin sürüngen beynimize kadar inen evrimsel temellerinin olduğunu hatırladım. Sağ kalmanın saniyeler içindeki kararlarımıza bağlı olduğu kadim atalarımızda, beynimizin limbik sistem denilen bölümü, düşünerek zaman kaybetmemek için yaşananlara iyi-kötü, tehlikeli-tehlikesiz gibi kaba tasnifler yapıyordu. 

O halde bunu talep etmek, "artık güneş batmasın!" demek gibi, doğamıza aykırı bir istek olurdu. Vazgeçtim.

Sonra sonra düşündükçe, çevremin çok farklı etiketlemelerinin o kadar da kötü olmadığına karar verdim. Aslında bu benim seçimimdi. 

Öğrencilik yıllarım aklıma geldi. Evimizin siyasî olaylar nedeniyle sık sık basıldığı günlerde polisler şaşkınlığa uğrar, kütüphanemdeki farklı

ideolojilere ait kitaplara anlam veremezlerdi. Çevremdeki ötekilerin mensubu olduğumu düşündüğü gruba göreyse ben "haindim". 

***

Hainlik, ergenlikte savunduklarımı bire bir bugün de aynısıyla savunmamaksa haklı olabilirlerdi. Yaşadıkça, okudukça, öğrendikçe bazı yargılarım değişti. Muhtemelen ömrüm sürerse, değişmeye de devam edecek.

Ya da birilerinin öğretilerini sorgulamak hainlikse yine haindim. Elbette değer verdiğim düşünceler ve insanlar oldu. Ama kimsenin müridi olmadım.

Ömrüm boyu binbir çiçekten aldıklarımla bal yapmaya çalıştım. 

Ama sahip olduğum vizyon ve temel değerlerim, hemen hemen hiç değişmedi. 

Kendimin ve daha önemlisi çocuklarım ve torunlarımın müreffeh, huzurlu ve kalkınmış bir ülkede yaşamalarını istiyorum. 

Ve istiyorum ki, bu yürüyüş sırasında mümkünse kimse kimseye zarar vermesin, kimse kimseyi aşağılamasın, üstünlük taslamasın. Hak ve hukuk olsun. Bir başkasına zarar vermemek koşuluyla herkes dilediğince yaşasın, kimse bir başkasına zorla bir şeyler dayatmasın. 

Bilimin rehberliğinin yolumuzu kısaltacağına, özgürlüğü olmayan ezberci eğitimin en büyük yaramız olduğuna inanıyorum. 

İliklerimize kadar işleyen tüketim toplumunun kimseyi mutlu etmediğini, doğanın insanlarca acımasız talan ve sömürüsünün hakkımız olmadığını düşünüyorum. 

***

İdeolojiler veya siyasal örgütler; tanımladığım vizyon ve değerlere ne kadar yakınsa, ben de onlara o kadar yakınım. 

Onlar benim için bir amaç değil, yalnızca bir araçlar. Mevcutlar içinde amacıma en çok uyup, değerlerimle en az çelişeni yeğlerim. 

Ama yoldan çıktığını düşündüklerimi terk etmekte ve daha uygun bir araca geçmekte de tereddüt etmem. 

Benzer kaygıları güden her kim veya grup olursa olsun, etiketlerine aldırmadan işbirliği yaparım.

Sözün kısası dostlarım, birbiriyle taban tabana zıt etiketlemelerin hem hepsi, hem hiçbiriyim. Ben o etiketler için var değilim; o etiketler benim için varlar...