Terör ve medyanın korkusu

21 Ağustos 2016 Pazar  |  GÜNLÜK

Son dönemde giderek artan terör saldırıları, medyanın uzun süredir habercilik refleksini yitirmesinin kaçınılmaz sonuçlarını da gündeme getiriyor.

Evet, bir saldırı olduğunda televizyon kanalları ve internet siteleri hemen "son dakika" olarak gelişmeyi duyuruyor. Ancak ondan sonra yaşananlar garip ve anlaşılmaz.

Olay yerindeki muhabirler yaşananları anlatıyor anlatmasına ama bunu hep resmi açıklamalara dayanarak yapıyor. Oysa biliyoruz ki, resmi açıklamalar kamuoyunun bilgilenmesi için gereken bilgileri çoğu zaman içermiyor. Olay yerindeki muhabirlerin halkın bilgi alma hakkı adına diğer kaynaklarla, örneğin görgü tanıklarıyla da konuşup resmi açıklamayla birleştirip kendi topladığı enformasyonu akıl ve vicdan süzgecinden geçirerek duyurması gerekiyor. Üzerlerinde baskı hisseden  muhabirler, özellikle ölü ve yaralı sayısı konusunda resmi açıklama dışına çıkmaktan korkuyor.

Sadece sahadaki muhabirler değil, televizyon kanalları da benzer bir durumda: Dün gece Gaziantep'te olduğu gibi, daha ilk görüntülerden can kaybı sayısının yüksek olduğunun anlaşılmasına rağmen ısrarla "yaralılar var" demeye devam ediyor.

Neden?

Çünkü resmi açıklama böyle ve medya bunun dışına çıkmaya ürküyor.

Zaten, terör eyleminden kısa süre sonra yayın yasağı geliyor.

Ama...

Dün gece ilginç bir durum yaşandı ve medya kendisine koyduğu sansürü -bilerek ya da bilmeyerek- deldi.

Görebildiğimiz kadarıyla ilk olarak NTV, Reuters Ajansına dayanarak ölü sayısını duyurdu.

Aslında garip bir durum.

Saldırı Türkiye'de yaşanıyor, olay yerinde onlarca Türk gazeteci var ama can kaybı sayısını uluslararası bir ajansa dayanarak veriyoruz!

Gerçi yasağın delinmesinde, Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek'in canlı yayında, "Gaziantep Valisi bana ölenler olduğunu söyledi" demesinin de etkisi oldu. (Valiliğin resmi açıklaması "Yaralılar var" yönündeydi)

Kısa süre kamuoyu yabancı bir ajansın haberi sayesinde saldırının dehşet verici sonuçlarını anlamaya başladı.

Denebilir ki, "Halkta panik yaratmamak için can kaybı sayısının saklanması doğru bir tutum".

Birincisi, kamuoyunun doğru bilgi alma hakkı anayasal bir hak.

İkincisi, halkın neyi öğrenip öğrenmemesi gerektiğine karar vermeye başladığınız zaman bunun sonu gelmez. Konu ne olursa olsun "Halk bilmese iyi olur" diye yasaklar koymaya başlarsanız.

Üçüncüsü, can kaybı sayısının açıklanmaması ölenler olduğu gerçeğini değiştirmez.

Yine dün geceden...

Bir spikerin, "Hangi vatandaşların düğünü" sorusu nasıl bir sorudur?!

Ölenlerin "insan" olması yeterli değil mi?

Başa dönecek olursak..

Şu parti bu parti meselesi değil.

Bütün ülkelerde  iktidarlar medyanın mümkün olduğu kadar gerçeğin en azını öğrenmesini ister.

Medyanın görevi korkmak değil, gerçeği aramak ve halka anlatmaktır.

Fotoğraf: Hürriyet