Biden'ın çantasındaki Kıbrıs

25 Ağustos 2016 Perşembe  |  KÖŞE YAZILARI

Biden Ankara'da

Boş gelmedi biliyoruz.

Yine de hoş geldi.

ABD nin Ortadoğu ile kendi ulusal çıkarları açısından ( bu arada ulus devlet aşılmıştır diyenlere de selam olsun ) yakından ilgilendiği, hatta bu ilgilenmeyi  kimi zaman  demokrasi götüreceğim kılıfı ile savaşla, zaman zaman da barışçıl görünerek şekillendirmek gibi bir olmazsa olmazı olduğunu da biliyoruz.

Devletlerin, dünyanın herhangi bir bölgesi için stratejik düşünceleri hedefleri olması, devlet olma eşyasının tabiatı gereğidir.

ABD'nin Ortadoğu bölgesi için stratejik ulusal çıkarlarının ne olduğunu burda tekrarlamaya gerek yok. Her bir kişinin bu konuda üç aşağı beş yukarı birbiriyle örtüşen fikri vardır. Yoksa olmalıdır. ABD nin var da,  Rusya'nın, Çin'in Japonya'nın, Hindistan'ın yok mu, var.

Bölge ülkesi olarak Türkiye için barışçıl bir Ortadoğu politikası boyun borcudur. Konu, Türk hükümeti ile ABD hükümetleri arasında detaylı bir şekilde görüşülecektir.

Biden'ın çantasında var olduğunu düşündüğüm ve Türk kamuoyu için, en azından bu günlerde göreceli olarak önemsenmezmiş gibi duran Kıbrıs sorunu, biz Kıbrıs Türkleri için, KKTC için hayati öneme haizdir.

Yıllardır (dile kolay 50 yi aşkın yıl) kimi zaman sıcak kimi zaman da soğuk bir yöntemle sürdürülen Kıbrıs görüşme sürecinde belki de kırılma hattındayız.

Kıbrıs cumhuriyeti ( ki bu güney Kıbrıs Rum yönetimi diye adlandırılıyor yanlış olarak. Bunun niye yanlış olduğunu bir başka yazımda irdelerim) Kıbrıs Cumhuriyeti ile KKTC arasında sürdürülen ve kamuoyundaki yaygın inanışın tersine, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin retci tavrı ile sonuçlandırılamayan görüşme süreci Kıbrıs Cumhuriyeti'nin başta BM ve AB tarafından olmak üzere tanımasından kaynaklanan diplomatik üstünlüğü, sorunun çözümünü getirip 1960 garanti ve ittifak antlaşmasının artık geçerli olamayacağı atağına dayandırmıştır.

İşte Kıbrıs Türklerinin ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin HAYATİ dediği veya demek mecburiyetinde olduğu mesele de tam budur.

Görüşme sürecinde KC'yi temsil eden Anastasiedes'in son zamanlarda, gerek Kıbrıs içinde, gerekse üçüncü ülkelerde, uluslararası platformda verdiği demeçler, Kıbrıs sorunun,  garanti antlaşmasının devamı halinde çözülemeyeceğini işaret ederek KKTC'yi ve Türkiye'yi, garanti anlaşmasını yeniden gözden geçirmeye, örneğin AB garantörlüğü gibi formüller üzerinde düşünmeye zorlamayı amaçlamaktadır.

Korkarım ki bay Biden'ın diplomasi çantasında bu yönde telkinler de vardır .

Darbe, PKK, İŞİD gibi güncel ve önemli sorunlarla yüz yüze olan kamuoyu ve hükümetin, Kıbrıs için garantiler konusunu tartışmaya açmayı bir yana bırakalım kapıyı aralaması bile, velev ki sonuçta HAYIR demesi kesin bile olsa, Kıbrıs için önemli bir mevzi kaybı olacaktır ki; bu mevziyi yeniden geri kazanmak günümüz konjonktüründe nerdeyse imkansızdır.

Kıbrıs Adasının bütünü üzerinde ve Doğu Akdeniz'de, Türkiye'nin çıkarlarını uluslararası hukuk nezdinde de geçerli hale getiren önemli bir diplomatik başarıydı garanti antlaşması ve bunun kaybı Türkiye'nin bölgede söz sahibi olması yönünde de büyük kayıp olacaktır. Telafisi imkânsız bir büyük kayıp

 

AYKIRI DÜŞÜNCELER

Kaybetmek için gelmedi kimse dünyaya.

Kazanmak için de gelinmez.

Dalından koparıldıkça elma kaybeden var mıdır, kimdir kazanan.

Canı yandığı için midir ilk çığlığı yeni doğanın. Sonrakiler ağlama.

İlk öğrendiği insanın ağlamak mıdır yoksa....

Yenilmek öğretilse de insana eğitim öğretimle gelenek görenekle ve nizamla intizamla.

Devlet yenilginin kutsal mapusanesiyse.

Yenildim olsun gene yenilirim sonra yine ve yine, yeniden ve yeniden.

Aslolan kaybedenlerin yanında yer almak ve hatta öncüsü olmak değil midir yenilenlerin ve yenilecek olanların.

İnsan olanın sözlüğünde yoktur kazanmak.

Aslolan şey boyun eğmeden yaşamak.

Cumhur Deliceırmak