'Türkiye ve Rusya sırt sırta vermeli'

29 Ağustos 2016 Pazartesi  |  MG ÖZEL

Medya Günlüğü'ndeki "Pazartesi Söyleşileri"nin bu haftaki konuğu Yıldırım Beyazıt Üniversitesi'nden Prof.Dr. Salih Yılmaz. Rusya-Avrasya uzmanı olan Yılmaz, kısa süre önce piyasaya çıkan "Rusya Neden Suriye'de?" kitabının da yazarı. Yılmaz, "uçak krizi" ile sarsılan Türk-Rus ilişkileri, yeniden yakınlaşma yolunda atılan son adımlar, ABD'nin iki ülkeye bakışı, Suriye sorunu ve 15 Temmuz darbe girişiminden sonra bölgede degişmeye başlayan dengelerle ilgili yazılı sorularımızı şöyle yanıtladı:

 

-Türkiye'nin Rus uçağını düşürmesiyle başlayalım... Rusya uçağının düşürülmesine sizce neden olağanüstü sert tepki gösterdi? Uçak olayı olmasa Türk-Rus ilişkilerinin bozulması sizce kaçınılmaz mıydı?

-Şöyle başlasak iyi olur... Her ne kadar bu iki ülke 2000'li yıllardan itibaren ekonomik olarak sıkı ilişki içerisinde bulunmuşsalar da kültürel ve siyasi anlamda yakınlık kurduklarını söyleyemeyiz. Ayrıca tarihten gelen bir karşılıklı güvensizlik var. Rus toplumu tepkisi ani olan ve genelde "ben" odaklı bir yapıya sahipler. Bu düzen SSCB döneminde ABD ile girişilen Soğuk Savaş ve Çift Kutuplu Dünya sistemine inanmaları sayesinde günümüzde de çok fazla değişmeden devam ediyor. Bir ara Medvedev'in Başkanlığı döneminde özellikle Avrupa Birliği ile ilişkilerde önemli mesafeler alınmışsa da Rusya'nın hukuk ve insan hakları alanında Avrupa normlarına uymakta zorlanması Batı ile bağları yeniden koparmış gözüküyor. Ayrıca Avrupa Birliği tıpkı Türkiye'ye olduğu gibi Rusya'ya da aşağılayıcı davranarak, küçük görme politikasını yürüttü. Avrupa Birliği hem Türkiye'yi hem de Rusya'yı bünyesine alarak barış medeniyeti kurma şansını kendi elleriyle yok etti. Avrupa'nın Türkiye/Rusya direnci zaten bu birliğin sonunu da getirdi diyebiliriz.  İngiltere'nin AB'den ayrılma kararı Türkiye ve Rusya'nın Avrupa açısından önemini yeniden artırdı. Fakat bundan sonraki süreçte bu iki ülkenin AB serüveninin devam edip etmeyeceği de şüpheli.

 

 

Rusya/Türkiye ilişkileri 15-16 Kasım 2015'te Antalya'da düzenlenen G20 zirvesinde yeni bir sürece evrilmişti. Çünkü bu zirvede iki ülkenin Suriye konusunda önemli mesafeler kaydettiği biliniyordu. En azından Türkiye'nin Cerablus'a yapacağı bir operasyona Rusya'nın destek verebileceği konuşuluyordu. Fakat birden 24 Kasım uçak krizi ile 15 yıldır yaşanan her şey unutuldu. İki ülke savaşın eşiğine geldi. Rusya açısından en sinir bozucu durum, uçağın düşürülmesinden sonra Türkiye'nin NATO'yu toplantıya çağırması ve Rusya'ya karşı harekete geçmesini istemesi oldu. Türkiye'nin sınır ihlaline karşı birçok defa yapmış olduğu uyarıların dikkate alınmaması Türk toplumunu da germişti. Türkiye'de toplum Rusya'nın kendilerini küçük düşürmeye çalıştığına dair bir algıyla yönlendiriliyordu. O dönem gazetelerini incelediğimizde uçak krizi öncesinde gazetelerde Rusya'ya karşı olumsuz haberlerin çoğaldığını görürüz. Aynı durum Rusya için de geçerliydi. Rusya, Suriye'ye müdahaleye başladıktan sonra kara istihbaratının çoğunu Esed ordusundan alıyordu. Esed ordusu da özellikle Türkiye sınırındaki bölgelerin koordinatlarını vererek Rus uçaklarını bu bölgelere yönlendiriyordu. Rusya açısından ilk öncelik Kafkasya'dan gelen mücahitlerin olduğu bölgelerin tespiti olduğundan Esed istihbaratı bu bölgeleri Türkiye sınırı olarak gösteriyordu. Aslında yapılan bombardımanların özellikle Bayır-bucak Türkmenlerinin olduğu bölgelere yapılması hem Türk toplumunu hem de Türk hükümetini tahrik etti diyebiliriz. Türkler ile Ruslar vatan, millet anlayışı olarak birbirine benziyorlar. Rusya, tıpkı ABD gibi kendisine rakip olabilecek ülkeleri sevmiyor. Çift kutuplu dünya düzenini savunan hem ABD hem de Rusya mutlak itaat isteyen ülkeler. Zaten bölgede Türkiye'nin bağımsız politika yürütmesi hem Rusya'yı hem de ABD'yi endişelendirmiştir. Hatırlarsanız Eylül 2013'te Erdoğan'ın Putin'e yaptığı "Alın bizi Şanghay İşbirliği Örgütüne. Biz de Avrupa Birliğine veda edelim." sözü duymamazlıktan gelinmişti. Çünkü Rusya bu örgütte güçlü bir Türkiye'yi istemiyordu. 

Türk-Rus uçak kiriz yaşanmadan önce Moskova'da yaşayan birisi olarak asıl krizin Rusya'nın Kırım'ı ilhak etmesiyle başladığını söyleyebilirim. Çünkü hem Rus toplumunda hem de Rus siyasetinde Türkiye'nin Kırım Tatarlarına verdiği destek eleştiriliyordu. Ruslar da her zamanki gibi var olan alışkanlık "biz ne yaparsak doğrudur. Bizi kimse eleştiremez." tavrı ağır basıyordu. Gazetelerde Türkiye karşıtı yazılardan anladığım kriz geliyorum diyordu. Rusya'nın Ukrayna krizi sonrası Avrupa'dan gelen ekonomik ambargo ve Kırım problemi dolayısıyla çatacak bir ülke aradığı belliydi. Çünkü Rusya, tüm dünyanın Ukrayna ve Kırım krizi üzerinde yoğunlaşmasından rahatsızdı. Bu krizin başka bir yöne çevrilmesi gerektiğine dair görüşler vardı. Aslında ben Rusya-ABD krizinin çıkmasını beklerken Türkiye-Rusya krizi çıktı. 

-Putin, "Bu iktidar değişmeden ilişkiler düzelmez" diyor ve Türkiye'nin düşürülen uçak için özür dilemesini istiyordu. Oysa Türkiye'de hem iktidar değişmedi hem de Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Putin'e mektubunda sadece Rus pilotun öldürülmesi için özür dilendi. O halde Rusya neden Türkiye ile ilişkileri düzeltmeyi kabul etti? Bunda Türkiye'nin Batı ile ilişkilerinin gerginleşmesinin de payı var mı?

-Avrasya'da ve özellikle Ortadoğu'da dengeler çok hızlı değişiyor. Uçak krizi sonrası bölgemizde var olan gelişmelere baktığımızda hem Rusya'nın hem de Türkiye'nin ucu görülmeyen bir krize doğru bilerek sürüklendikleri apaçık gözüküyordu. Ayrıca uçak krizi sonrasında Türk toplumu da Rus toplumu da bu anormal durumu bir türlü kabullenemedi. 

NATO ve özellikle ABD, Türkiye'nin Rusya ile yaşadığı krizden faydalanarak Karadeniz ve Baltık bölgesinde etkisini artırmaya çalıştı. Hatta ABD, NATO'nun Karadeniz'de daha fazla bulunması gerektiğini duyurarak Romanya'daki üssü genişletti. Baltık bölgesine 4.000 NATO askeri yerleştirildi. NATO'nun Türkiye üzerinden Rusya'yı çevreleme politikası Rusların dikkatinden kaçmadı. Rusya açısından Türkiye'nin Ukrayna ile ilişkilerini stratejik boyuta taşıması, askeri sanayi alanında işbirliğine gitmesi de ayrı bir endişe kaynağı oluşturmuştur. Rusya'nın enerjiye dayalı bir ekonomisi olduğunu düşündüğümüzde Türkiye ile var olan krizin devamlı hale gelmesi Rusya'yı ekonomik olarak da çok etkileyecekti.

Öncelikle Türk Akımı projesinin hayata geçirilememesi Rusya'nın doğalgazını Avrupa'ya taşıması açısından krizi derinleştiriyordu. Rusya'nın Avrupa ile bağlantısını sağlayabilecek iki ana hat da sorunlu hale gelince Avrupa'daki enerji şirketleri Rusya dışında alternatifler aramaya başladılar. Bu durumda LNG tipi gaz alımı projeleri gündeme geldi. Rusya açısından Ukrayna/Türkiye enerji taşıma hatları ekonomik nefes alma açısından önemliydi. Ukrayna'da bir çözüm olmayacağını düşündüğümüzde Türkiye alternatifi daha uygulanabilir geliyordu. Ayrıca Rusya'da iç pazarda Türk mallarının ucuzluğu ve kalitesi yerine konabilecek bir alternatif de bulunamadı. Rusya'nın zaman ilerledikçe Türkiye'nin önemini daha iyi anladığını söyleyebilirim. Türkiye'nin özür dileme meselesi sadece yazılı bir ifadeden ibaret kalmıştır. Zaten Nisan ayından itibaren aracılar gidip geliyor ve iki ülke arasındaki kiriz bitirmek için formüller aranıyordu. Hatırlarsak 1 Kasım tezkeresinin TBMM'de kabul edilmemesi Rusya'da da büyük sevinçle karşılanmıştı. Şimdiki dönemde de Türkiye-ABD arasında PYD/YPG konusundaki görüş ayrılıkları başta olmak üzere Türkiye'nin teklif ettiği "Güvenli Bölge" planının ABD tarafından desteklenmemesi de Rusya'nın dikkatinden kaçmadı. Rusya, Türkiye-ABD arasında bazen düşük yoğunluklu, bazen de yüksek yoğunlukta bir krizin olduğunun farkındaydı. Zaten iki ülkeyi kısa sürede yeniden birbirine yakınlaştıran da karşılıklı çıkar ve menfaatler olmuştur. 

 

-Kitabınızda ilişkilerin iyi olduğu dönemde bile Rusya'nın Türkiye ile siyasi yakınlaşmaya sıcak bakmadığını yazıyorsunuz. Ruslar neden siyasi yakınlaşmadan yana değildi? Bu pozisyonları şimdi değişti mi?

-2014 yılında Rusya'da kaldığım dönemde aslında devlet ricali dostlarımıza da bu soruyu çokça sordum. Neden Türkiye ile siyasi olarak ilişkileri geliştirmekten özellikle kaçınıyorsunuz dedim. Fakat aldığım yanıtlar genelde geçiştirme cevaplar oldu. Türkiye'nin hem Şanghay hem de Avrasya Ekonomik Birliği'ne üyelik veya ortaklık pozisyonları görmezden gelindi. Aslında Türkiye'yi Rusya'ya yakınlaştırmak istemeyen önemli bir lobinin Moskova'da yönetimde güçlü olduğunu gördüm. Bu lobinin en güçlüsünü Ermeniler teşkil ediyor. Ermeniler Rus siyasetinde, bürokrasisinde, basınında etkililer. Bu etkilerini de Türkiye'ye karşı olumsuz propagandaya dönüştürüyorlar. Tabii Türkiye yanlısı dost Ermeniler olsa da bunların sayılarının azınlıkta olduğunu söyleyebiliriz. Bir değer grup ise Avrasyacı dediğimiz Rus milliyetçileridir. Bunlara göre Türkiye'nin Avrasya'da yeri bulunmuyor. Eğer Türkiye, Rusya ile ekonomik ilişkiler dışında münasebetler kuracak olursa Rusya Federasyonu'ndaki 22 farklı Türk topluluğunun etnik bilinçlenmesine neden olabilirmiş. Ayrıca Şanghay'da ve Avrasya Ekonomi Topluluğu içerisinde Türkiye'ye yakın olan Kırgızistan ve Kazakistan gibi ülkelerin Türkiye yanlısı tavırları dengeleri sarsabilir diyorlar. Bu değerlendirmelere baktığımızda Avrasyacı Ruslar, Türkiye'yi coğrafyada rakip olarak görüyorlar. Bir diğer grup ise Batıcı dediğimiz Ruslar ki ilginçtir bunlar da Türkiye'yi Rusya'ya yaklaştırmak istemiyorlar.

Peki neden? Çünkü onlar da olaya ters mantıkla bakıyorlar. Eğer Türkiye, Rusya ile her alanda sıkı işbirliği yaparsa Rusya'da siyasi bir değişikliğin uzun süreceğini hesaplıyorlar. Batı yanlıları Rusya krize girsin, halk memnuniyetsizliği artsın, Putin devrilsin ve kendileri iktidara gelsin diye Rusya'ya faydalı olabilecek Türkiye'yi bölgeye yaklaştırmak istemiyorlardı. 

Bu şartlarda kriz döneminde hem Rusya hem de Türkiye birbirlerine olan ihtiyaç düzeylerini test etmiş oldular. Bundan sonra iki ülke arasında bu kadar kolay bir kriz çıkmasını beklemeyelim. Hatta iki ülke ilişkileri eskisinden daha sıkı ve stratejik boyutta olacaktır. Rusya kendi güvenliği için Türkiye'yi duvar olarak kullanmak istiyor. Türkiye'siz bir Rusya'nın saldırıya ne kadar açık bir halde olduğu görüldü.  NATO'nun Gürcistan, Ukrayna, Azerbaycan vd. ülkelerde çıkaracağı bir çatışma Rusya'yı uzun süre istikrarsız hale getirebilir. NATO'nun Karadeniz'deki etkinliği de Rusya açısından önemli bir tehdit olarak değerlendirilebilir. Rusya, daha önceki Gürcistan ve Ukrayna krizinde de Türkiye'nin Karadeniz'deki tarafsızlığından memnun kalmıştı. Bu şartlar altında zaten iki ülke sırt sırta vermezse oldukça zor günler geçirebilirler. Rusya/Türkiye arasında tarihten beri devam eden güvensizlik probleminin devam ettiğini de söylemek isterim. 

"Rusya Neden Suriye'de?" adlı kitabımda aslında Rusya'da Putin döneminde kurulan iktidarın amaçlarını, Kafkasya'daki durumu, Rusya'nın Suriye'ye verdiği önemin sebeplerini anlatmaya çalıştım. Zaten bu planlar doğrultusunda da Türkiye ile krizin koşarak gelmekte olduğunu belirtmek isterim. Türkiye/Rusya arasındaki uçak krizi dışarıdan etki ile hazırlanmış bir vaka olsa da bu vakanın olacağını tahmin edenler de 15 Temmuz darbe girişiminin ardında olanlardır. İki ülke arasında uçak krizi çıkmasaydı da içeriden veya dışarıdan iki ülkeyi çatışmaya sokmak isteyenler mutlaka başka bir sebep bulacaklardı. 

Rusya'nın 24 Kasım 2015 krizi sonrası Avrasya coğrafyasında Türkiye'yi dışarıda bırakacak bir planın çok da başarılı olmayacağını gördüğünü söyleyebilirim. Zaten ilişkilerin normalleşmesinden sonra Rusya Dışişleri Bakanı Lavrov'un ilk demeci Rusya'nın Türk Konseyine üye olmaya hazır olduğunu bildirmek oldu. Lavrov'un bu görüşüne iki açıdan bakmak mümkündür. İlkinde Türkiye'nin Şanghay veya Avrasya Ekonomik Birliğine üyelik isteklerine karşılık böyle mantık dışı bir teklifle olayı çarpıtmak istemesi olabilir. Diğer bir görüş ise Rusya'nın samimi olarak Avrasya coğrafyasında kurulan siyasi, ekonomik örgütlerde Türkiye ile birlikte hareket etmeye hazır olduğudur. 

-Türkiye'nin Şangay İşbirliği Örgütü ya da Avrasya Ekonomik Birliği'ne üyeliği sizce mümkün mü?

-Türkiye, 2013 yılında Erdoğan'ın St.Petersburg ziyaretinde Şanghay İşbirliği Örgütüne üyelik niyetini belirtmiştir. Fakat bu teklif Rusya tarafından çok da fazla ciddiye alınmadı. Rusya, Türkiye'yi kuruluşunda etkili olduğu uluslararası örgütlerden mümkün olduğunca uzak tutmaya çalıştı. Kazakistan Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev, Türkiye'nin Şanghay ve Avrasya Ekonomik Birliğine üyeliği için birçok defa girişimde bulundu. Hatta her zirvede bu niyetini üye ülkelere bildirdi. Fakat bundan da bir sonuç çıkmadı. Hatta Ermenistan'ın 2015 başında Avrasya Birliği üyeliği sırasında Kazakistan bu duruma itiraz etmişti. Kazakistan'ın itirazındaki en büyük etken de Türkiye ve Azerbaycan'ın üyeliğinden önce Ermenistan'ın üyeliğini faydalı görmemesiydi. Sonuç itibariyla Rusya, bölgede Türkiye'siz bir yapılanmayı bilerek ve planlayarak tercih etti. 

24 Kasım 2015 uçak krizi sonrasında Rusya'nın politikalarında önemli değişiklikler olacağını düşünüyorum. Rusya'da bazı çevreler hala Türkiye'yi başat olduğu örgütlerden uzak tutmak niyetindeyseler de bu politika Rusya içerisinde de tartışılmaya başlandı. Hindistan, Pakistan ve İran'ın Şanghay'a üyeliğinin düşünüldüğü bir süreçte Türkiye'nin dışarıda bırakılması Avrasya coğrafyasını güvenli yapmayacaktır. Türkiye'nin Avrasya Ekonomik Birliği üyeliği değilse de Şanghay İşbirliği Örgütü üyeliği olabilir gözüküyor. Rusya'da bazı uzmanlar Türkiye'nin NATO üyeliğini buna engel olarak görüyorlar. Hatta Türkiye NATO'dan çıksın, Avrupa Birliği ile müzakereleri de bitirsin seve seve hem Şanghay İşbirliği Örgütüne hem de Avrasya Ekonomik Topluluğuna alalım diyorlar. Rusya'nın gözden kaçırdığı bir husus var. Avrupa ve NATO ile tüm işbirliğini bitiren bir Türkiye'den ise onlarla işbirliğini devam ettiren bir Türkiye'nin daha fazla yararlı olacağı gerçeğidir. Rusya, Avrasya'da rahat etmek, refah içerisinde bir medeniyet kurmak istiyorsa Türkiye'yi de Şanghay'a dâhil etmelidir. Bu süreç zaten kendiliğinden iki ülke kamuoyunda da tartışılıyor. İran'ın olduğu Şanghay'a Türkiye dâhil edilmezse bölgede farklı yapılanmalar doğar. Batı bloğu Şanghay ve Avrasya'ya kabul edilmeyen bir Türkiye'yi bölgedeki diğer ülkelerle yeni örgütler kurmaya itebilir. Zaten bölgede Ukrayna, Romanya, Gürcistan, Polonya, Finlandiya, Azerbaycan vb. ülkelerin Rusya fobisi devam ediyor. 

-Türkiye ile Rusya Suriye'de işbirliği yapabilir mi?

-24 Kasım 2015 öncesinde Antalya'da yapılan G20 Zirvesinde iki ülke arasında Suriye krizinin çözüme kavuşturulmasına dair önemli mesafeler kaydedilmişti. Fakat her ne olduysa biranda uçak düşürülmesi ile tüm bu süreç yok oldu. Aslında 15 Temmuz Darbe girişimine giden yolda Rusya, kendince bazı sonuçlara vardı. Başta Suriye krizi olmak üzere Avrasya'da bazı bölgelerdeki krizlerin bilerek çözüme kavuşturulmadığını anladı. Hatırlarsak Ahmet Davutoğlu, Hakan Fidan, Feridun Sinirlioğlu arasında geçen Suriye'ye müdahaleye dair konuşmalar internete sızdırılmıştı. Böylece ilk engelleme o dönemde yapıldı. Hemen arkasından Rusya/Türkiye arasındaki mutabakat uçak kriziyle sekteye uğratıldı. Son süreçte ise 9 Ağustos Putin/Erdoğan görüşmesi 15 Temmuz darbe girişimiyle engellenmeye çalışıldı. Fakat son operasyonlarında başarılı olamadılar. Maşa olarak kullanılan FETÖ, görevinde başarısız oldu. 

Putin ile Erdoğan arasındaki görüşmede Antalya'daki G20 Zirvesinde anlaşılan konular üzerinden yeniden müzakereler başladı. Böylece Türkiye, Cerablus'ta Fırat Kalkanı operasyonunu başlattı. Bu operasyonda iki ülkenin Türkiye sınırından 70 km uzaklıkta bir alanın Türkiye tarafından "Güvenli Bölge" haline getirilmesi konusunda anlaştıkları söyleniyor. Zaten Rusya'dan yapılan açıklamalarda da Türkiye'nin Cerablus harekâtı haklı sebeplere bağlanıyor. Sadece Esed ile bağlantı kurulmadığına dair bir eleştiri varsa da Türkiye meşru müdafaa hakkını kullandığından uluslararası bir ihlal de gözükmüyor. 

Türkiye'nin Cerablus operasyonu Rusya açısından da önemlidir. Rusya'dan Suriye'ye giden Kafkasyalıların yeniden Rusya'ya dönmesi önündeki Türkiye sınırı kapatılmış oluyor. Ayrıca ABD'nin PYD/YPG aracılığıyla kurmaya çalıştığı Akdeniz Koridoru engellenerek bölgedeki enerjinin ABD kontrolünde Akdeniz'e ulaştırılması da söz konusu olmayacak. Kaldı ki Akdeniz koridoru kurulmuş olsaydı hem ucuz enerji sayesinde Rusya'nın sahip olduğu petrol ve doğalgazın fiyatı düşecek hem de Türkiye üzerinden Ceyhan'a giden Musul-Kerkük-Ceyhan hattı kullanılmaz hale gelecekti. Diğer bir sorun ise güvenlik problemi olacaktı. ABD aracılığıyla Kuzey Suriye'ye yerleştirilen PYD/YPG güçleri Ortadoğu coğrafyasında istenildiği zaman ABD menfaatleri doğrultusunda askeri operasyonlarda kullanılacaktı. Türkiye açısından bakıldığında da Kandil ile güçlü bağlantıları olan PYD/YPG'nin sınırında olması kabul edilemezdi.

Türkiye/Rusya arasında Suriye'de barış konusunda önemli mesafeler kaydedildi diyebiliriz. Rusya'ya düşen rol Esed'i masaya oturtmak ve geçiş süreci sonrası iktidarı bırakmaya ikna etmektir. Türkiye'ye düşen rol ise muhaliflerin bu geçiş sürecinde Esed'li geçişi kabul etmesi ve demokratik bütünlükçü bir Suriye'ye razı olmalarıdır. Bu şartlarda iki ülkenin Esed'li geçiş ve Esed'siz çözümde fikir birliğine yakın oldukları söylenebilir. Bu planda İran, Suudi Arabistan, Katar vb. ülkelerin de görüşlerinin alındığı biliniyor. 

-15 Temmuz darbe girişiminin bölgesel dengeler üzerinde nasıl bir etkisi olacak?

-Bu darbe girişimine hem içeride hem de dışarıda uzun süredir hazırlanıldığını anlıyoruz. Zaten Rusya, Türkiye'ye ve Erdoğan'a karşı bir propaganda yapıldığının farkına çok önceden varmıştı. 24 Kasım uçak krizinden sonra Rusya'nın Türkiye'ye karşı aldığı tedbirler ve saldırgan demeçlere rağmen NATO, ABD ve AB ülkelerinden tepki gelmemesi Rusya'yı şüphelendirmiştir. Rusya, yapmış olduğu incelemede Türkiye'deki kamuoyunun bilinçli olarak Erdoğan'a karşı doldurulduğunu fark etmiştir. Şöyle ki en güçlü müttefik olduğunu söyleyen ABD'nin Türkiye'nin terör- örgütü olarak gördüğü PYD/YPG ile ilişkileri devam ettirmekte ısrar etmesi, AB ülkelerinin Türkiye ve Erdoğan'a karşı düşmanca tavırları, Almanya'da sözde Ermeni soykırım tasarısının kabul edilmesi, vb. olaylar normal değildi. Bu bir operasyonun belirtileriydi. Rusya'ya göre Batı olarak nitelendirilen bir üs akıl İran, Rusya ve Türkiye'de muhalifler üzerinden bir devrim planlıyordu. Rusya, Türkiye'de askeri bir darbe olacağını tahmin etmese de muhalefet üzerinden bir operasyon yapılacağını anlamıştı. BU operasyonlar devam ederken Türkiye ile kriz halinde yakalanmak istemedi. Eğer darbe başarılı olsaydı da iki ülke arasındaki kriz devam ediyor olsaydı belki de Türkiye/Rusya bir 50 yıl düşmanlığı sürdüreceklerdi. Buna benzer bir askeri darbe 27 Mayıs 1960'da Menderes'e karşı yapılmıştı. Eğer askeri darbe yapılmamış olsaydı, Adnan Menderes 2 Temmuz 1960 tarihinde Moskova'da olacaktı. Belki de Türkiye/Rusya arasındaki ilişkiler çok önceden belli bir seviyeye gelebilecekti. Aynı durum Erdoğan'a da yapılmak istendiyse de halkın mücadelesi ve azmi bu süreci engelledi diyebiliriz. 

Bundan sonra bölgede dengeler nasıl değişecektir dersek öncelikle Türkiye, Rusya ile krizi döneminde NATO'yu da test etmiş oldu. NATO'ya güvenerek bir gelecek inşa etmesi Türkiye açısından güvenilir bir gelecek ortaya koymayacağı anlaşıldı. ABD'nin Kuzey Suriye'deki PYD politikası da Türkiye'yi en olmadık dönemde yüzüstü bırakabileceği anlamına geliyor. Bundan sonra Türkiye, NATO ve AB dışındaki uluslararası örgütlere üyelik, yeni örgütlerin kurulmasına öncülük etmek vb. girişimlerde bulunacaktır. Rusya'nın Türkiye'yi bölgede ortak olarak seçmesi tüm Avrasya coğrafyasının yararına olacaktır. Bu iki ülke dünyadaki sömürgeci düzene dur diyebilecek imkânlara sahiptir. Rusya'nın eski post Sovyet ülkelerdeki etkisi, Türkiye'nin Ortadoğu, Balkanlar ve Orta Asya'daki etkisi güçlü bir sinerjiye dönüşebilir.