Üst akıl-5: Trajik açmaz

30 Ağustos 2016 Salı  |  KÖŞE YAZILARI

Son dönemde Üst Akıl'ın ABD olduğu ima ediliyor. Hatta doğrudan suçlanıyor. Buna göre, "Amerika güneyimizde Kürtlere bir devlet kurdurup bizi Ortadoğu'dan izole edecek, ileride Türkiye Kürtlerini de katıp bölgede büyük Kürdistanı oluşturacak. Bu arada da terör örgütleriyle Türkiye'ye zarar verecek, ekonomisini çökertecek..." 

Tarafsız biri gibi baktığımda, ABD'nin sütten çıkmış ak kaşık olmadığını ve şaibeli geçmişini bilmekle birlikte, ileri sürülen tezler bana çok tutarlı gelmiyor. 

***

ABD'nin kendisi için gördüğü tehditlerden biri, eski gücünde olmasa da, bölgede ağırlığını artırmaya ve emperyal geçmişini canlandırmaya çalışan Rusya olsa gerektir. 

Kaya gazıyla büyük petrol üreticisi konumuna gelişinden sonra, bölge ABD açısından enerji kaynakları ve enerji güzergâhları açısından geçmişteki kadar önem taşımıyor olmasına rağmen, ilgilenmeye devam ettiği öngörülebilir. 

Obama döneminde güç kaybetmiş görünmekle birlikte, etkin Yahudi lobisinin katkısıyla, İsrail'in güvenliği ABD'nin bölgedeki tutumunda belirleyici unsurlardan biridir. 

Muhtemelen ABD için bölge, şu anda en büyük güvenlik tehdidi saydığı radikal İslamcılık açısından hayatî önemdedir. Ortadoğu; ABD'yi, Avrupa'yı, hatta Rusya ve Çin'i rahatsız eden sivrisineklere kaynaklık eden bir bataklıktır. 

Batı'yı şeytanlaştıran, nükleer silah sevdalı, İslam ülkelerine liderlik iddiası olan İran bir başka risktir. 

***

Saydıklarımızın tümü için, ABD açısından, Batı blokunda, NATO üyesi, dünyanın 20. büyük ekonomisine sahip, laik, demokratik Türkiye; bölgede işbirliği yapabileceği rakipsiz en önemli ülkedir. 

Normal şartlarda; kurulması müşkül, kurulsa bile bir müttefik olarak Türkiye'nin boşluğunu doldurması neredeyse imkânsız bir Kürdistan ABD için aptalca bir tercih olur. Olsa olsa, Kürtler, hali hazırda, bölge ülkeleriyle kavgalı, İslamcılık potansiyeli görece düşük bir halk olması nedeniyle ABD ve Batı'nın ilgisini çekse gerektir. 

Her durumda, Türkiye, ABD'nin ve -tüm sorunlara rağmen- Avrupa Birliği'nin gözden çıkarabileceği bir ülke değildir. Avrupa'nın bir kâbus gibi gördüğü mülteci akını, kıta nezdinde Türkiye'yi daha da önemli hale getirmiştir. 

***

Yukarıdaki yargılarımızdaki kritik unsur, Türkiye'ye atfettiğim "laik ve demokratik" kelimeleridir. 

Zurnanın zırt dediği yer burasıdır. ABD, Türkiye'den değil, siyasal ümmetçi söylemlerinden bir türlü vaz geçmeyen, sonu nereye varacağı belirsiz Müslüman nesiller yetiştireceğini söyleyen, başlarına bela olabilecek İslamcı militanlara şefkat gösterdiğinden kuşkulandığı AKP iktidarından rahatsızdır. Arap Baharı sonrası "güvendiği dağlara kar yağdığı" ve kendini ihanete uğramış hissettiği düşünülebilir. 

Asıl büyük rahatsızlığının Erdoğan olduğu da bir sır değildir. ABD nezdinde Erdoğan'ı merkeze oturtan şeyse, AKP'de tek söz sahibi kişi haline gelmesi, kuvvetler ayrılığını ortadan kaldırıp yasalara rağmen devlete hükmetmesi, medyayı büyük ölçüde kontrolü altına alması, muhalefeti susturması ve sonuç itibariyla Türkiye'nin dizginlerini tek başına elinde tutmasıdır. 

***

Geldiğimiz nokta bakımından, gerek ABD ve Avrupa Birliği, gerekse Türk halkı zor bir denklemle karşı karşıyadır. 

Muhtemeldir ki, ABD ve AB açısından Türkiye gözden çıkarabilecekleri bir müttefik değildir. 

Ancak, radikal İslam'a giden yolda bir tehdit olarak gördükleri, ikide bir Batı bloğuna meydan okuyup Avrasya'cılığa göz kırptığını düşündükleri AKP iktidarı ve Erdoğan'dan kurtulmak istemeleri de çok muhtemeldir. 

Taraflar için zorluk, her şeyi kontrol eder hale gelmesi ve ülke içinde etkili bir muhalefetin bulunmaması yüzünden, Türkiye ile AKP ve Erdoğan'ın bir bütüne dönüşmüş olmasıdır. 

Müttefikler, AKP ve Erdoğan'dan illa kurtulmak isterlerse, artık bunu Türkiye'ye zarar vermeden yapmaları çok zordur.

Türk halkı için açmazsa, Türkiye'nin zarar görmemesi adına, AKP ve Erdoğan'ın kollanmasıdır. Daha önce bir yazımda tasvir ettiğim gibi* birçok kişinin şöyle düşünmesi yüksek ihtimaldir: "Bebeğimi; uçurumun kenarında duran, sevip güvenmediğin birinin ellerindeymiş gibi hissediyorum... Bebeğimin yani ülkemin selameti için duacınım!"

***

Bu açmazın anahtarı Erdoğan'dır. Aslında yapması gereken basittir. Gerçekten basit...

Ülkeyi ve AKP'yi içinde bulunduğumuz felaketlere sürükleyen şey, bize zerre kadar fayda sağlaması mümkün olmayan siyasal ümmetçi heveslerdi. 

Türkiye'yi, AKP'yi ve Erdoğan'ı zarardan döndürebilecek hamle; "-mış" gibi yapmadan, samimiyetle, siyasal ümmetçilik suçlamalarına maruz bırakan söylem ve eylemlerine son vermesidir. 

Herkesin inanç ve ifade özgürlüğünün olduğu ama devletin inançlar arasında taraf olmadığı  "gerçekten" "laik, demokratik" bir ülke hayal değildir.

Yaşadığımız acı deneylerin, tüm tarafları, her zamankinden daha fazla bu uzlaşmaya yaklaştırdığını sanıyorum. 

http://dromerdonderici.blogspot.com.tr/2016/05/reis-dualarm-seninle.html