Yalnızlığımı bekliyorum, gelmeyeceksin biliyorum

31 Ağustos 2016 Çarşamba  |  KÖŞE YAZILARI

-yanılgı ve gerçekleşmeyeceği kesin- 

hiç güzel değilmişsin. fotoğraflarına bakıyorum, ben sana nasıl aşık olmuşum? 

yanakların tombul. kumral saçların biçimli değil. düz, ama yalnız. ve de dağınık. benin, sağ yanağında ve kötü duruyor. alnın çok açık. kaşların, biçimsiz.  

bunları şimdi fark ediyorum. geç. ancak, iyi. 

biraz iyi hissettiriyor bu. boyun da kısaydı hatırladığım kadarıyla. bana göre. "daha uzun kızlar da vardı" değil mi? bunlar, telafi eden bu -büyük- yanılgıyı. belki de, sessizlik kadar eski, kanılan yalan; insanın kendine "inan" dediği. baktığını farklı gördüren.   

üç yıl sonra unutuyorum seni. belki daha önceden de. belki hiç aşık olmadım da. sen öyle sandın. ve de ben öyle sandım. 

benim gözümde, bir ayrıntısın. kötü bir hatıra bile değil. beni hiç sevmedin. insan olarak da, arkadaş diye de. belki, hata biraz da benimdi. çok uzaktım herkese. hep "hoca"lara yakın. ki zaten, senin gözünde, böyle kötü bir intiba bıraktığımı tahmin etmeliydim. bana hep uzak kalışından. ve yergili konuşmandan -hep-. 

seni unutuyorum. sanki hiç, aynı derslere girmedik. eleştirel ve huysuz, seni dinlemedim. derslerde. bir kere adımı söyledin diye, aptalca bir umuda kapılıp; sanki umrundaymış gibi, sana övgü- güzelleme- destan yazmaya kalkmadım. ne aptallıkmış! kızları -bir kere daha- tanımadığımı anladım. ve dünyanın en kötü varlıkları olduklarını. ve de en acımasız. kırılgan oldukları iddia edilirken. 

belki de, bana öyle geliyor. güzel olmayışın, görme bozukluğum var diye - o sıralarda-  şimdi bana böyle geliyor; şimdilerde. artık, o "büyü" bozuldu diye. artık görüşümü seni, iki kat bozan şey öldü diye. içimde ve sarsaktı. 

adına ne dense eksik. bir insanı istediğin gibi görme çabası. olmadığı biçimde. belki, kendini inandırma. ne denir? ben "sevi" diyorum. türkçe'deki en güzel sözcüklerden. 

sana sevi'm kalmadı. belki de hiç yoktu. dedim ya, kendini inandırma. kendimi inandırdım, seni sevdiğime. severkenki kendini inandırma değil. ondan da önce bir inandırma daha, bir kanış ya da, bilerek. birisini sevme. sevilme. değer görme ihtiyacıyla. hatta 15 yıllık ihtiyacıyla, nazım hikmet'in belirttiğini aklıma getirdi bu, "ilk ergenlik düşümden geliyorum sana" elbette, senle bir "aşk", "ilişki", "birliktelik" yaşamadı(k)m. ancak, "nazım hikmet'in beraberliğin"den başka bir şey de olsa; herkes gibi ben de 15 yılda göremediğim değeri görme ümidiyle sarıldım bu "inandırışa kendimi".  yukarıdaki, iki önceki cümlede dediğimden hatırlıyorum da; şimdi, kimle yaşamıştı(k)m ki?  

belki -de-, hepsi hataydı. gökyüzü, yüksek ve uzaktı. 

o günlerden yiten bir rüzgâr gibi, yüzün uzak, yabanıl ve yabancı. hiç tutulduğuma inandığım gibi değil. kendi kendime gelin-güvey olduğum gibi değil. yanılttığım gibi değil kalbimi.

o günlerde, susmak günleri, fırtına gibi geçiyor ve ağır ağır. bir gün, herhangi bir benzer gün, bahçe ağzına kadar dolu. 

ne desem kimse duymayacak. en iyisi, gürültülerle susmak adam boyu.

kimse değil bu beklediğim ve "gürültüye sağır".  

bahçede yalnızlığımı bekliyorum. gelmeyeceksin, biliyorum.