1 koyup 3 alacaktı

01 Eylül 2016 Perşembe  |  KÖŞE YAZILARI

Bir koyup üç alacaktı.

Kim?

Turgut Özal.

BOP "Büyük Ortadoğu projesi" ABD'nin gündemdeydi, adı konmuştu da biz bilmiyorduk.

ABD, dünya coğrafyasına yeni bir görünüm kazandıracaktı. Emperyalizm, sömürme zihniyetini aşmış dünyaya düpedüz sahip olma hırsı olarak değerlendirilebilecek globalizm aşamasına gelmişti.

Batı tarihinin ikinci Rönesansına an kalmıştı. Yeni Dünya Düzeni adı ile anılan ve bir dğer adı da Rönesans olan proje için şartlar uygundu.

Kapitalizmin önünde bir ölçü de bile olsa engel olarak duran SSCB sistemi yıkılmış ve soğuk savaş yıllarında SSCB saflarında yer alanlar zavallı bir durumda soğuk savaşın sona ermesinden dolayı neden olduğunu bugün bile çözemedikleri bir sevindirik olma sendromu içindeydiler. Halâ daha çıkamadılar ya neyse...

Irak topraklarına saldıran ABD Türkiye'nin de kendi saflarında savaşa katılmasını talep ediyordu.

Turgut Özal'ın bir koyup üç alacağız bezirgân mantığı ile kabul ettiği bu talep, entel dantel tayfası, ikinci cumhuriyetçiler, kitaptan solcular tarafından, her zaman ve her durumda hiç düşünülmeden tahlil edilmeden gerici ABD' ye göbekten bağlı ve hatta faşist olarak kabul ve ilân edilen Türkiye Genelkurmayı ( Torumtay Paşa) tarafından reddediliyor ve Türkiye Cumhuriyeti devleti  komşuları ile sonsuz bir düşmanlık savaş belasından kurtuluyordu.

ABD'nin BOP projesi ağır bir darbe almıştı.

Ordunun bu bağımsızlıkçı, Atatürk'ün yurtta sulh; cihanda sulh ilkesine bağlılığı ABD'yi ve Türkiye'deki  dostlarını işbirlikçilerini çıldırtmıştı. 
Türk ordusuna karşı yapılan darbeler süreci bu olayla yeniden başlatılmıştı

ABD bunu sineye çekemezdi. Çekmedi de.

Bir koyup üç almak gibi basit, banal siyasetin kalemşorları kimlerdi derseniz, Altan biraderler, Çandar, Barlas, Hasan Cemal ve gibileri özetlersek kendilerini ikinci cumhuriyetçiler diye niteleyerek, kendilerini çağdaş Avrupalı, demokrat gibi sıfatlarla süsleyip Batı Batı diyerek emperyalizmden yana taraf olanlardı.

Türkiye'nin ordu sayesinde savaş belâsından kurtulmuş olması USA'nın Büyük Ortadoğu projesinden vazgeçmesi anlamına gelmiyordu gelemezdi.

İkinci Körfez tecavüzünü anımsayalım.

ABD ikinci Körfez saldırısına hazırlanırken de Türkiye'nin destek ve yardımına ihtiyaç duyuyordu ve zaten, ABD'nin BOP projesinin en önemli dayanağı ABD güdümünde bir Türkiye olmalıydı. Kendini BOP eş başkanı kabul ve ilân edenleri bununla övünenleri de biliyor hatırlıyoruz.
ABD, Irak'a ikinci defa savaş açarken Türkiye ile yapılan pazarlıkları hatırlamakta yarar vardır.

Dünya basınına "at pazarlığı" olarak yansıyan müzakerelerde Türkiye Irak'a cephe açmanın karşılığında ne alacağının pazarlığını yaparken Genel Kurmay Başkanlığı, Türkiye'nin cephe açmasının Türkiye yararına olmıyacağı yönündeki açıklaması, savaşa katılmak niyetinde olan siyasi partinin veklillerini etkilemiş ve halkın da sokaklara dökülerek yaptığı savaş aleyhtarı mitinglerin de etkisi ile ünlü 1 Mart tezkeresi olayı gerçekleşmiştir.

ABD'nin her iki Körfez kalkışması da Türk ordusunun sorumluluk anlayışı ile tam bir başarıya ulaşamayınca ABD'nin yapması gereken şey ordunun yıpratılması olacaktı.

Nitekim de öyle oldu. Ergenekon, Balyoz, Askeri Casusluk davalarının her biri bir darbeydi cumhuriyetçi Türk ordusuna.

Bir yandan orduyu yıpratmak için çeşitli yayın organlarını finanse ederek onlara CIA'den servis yapan ABDir yandan da Büyük Ortadoğu projesinin en etkili ve gerekli adımı olacak olan ılımlı İslam anlayışını Türkiye'de hakim kılmaya çalışmaktadır.

ABD'nin  ılımlı İslam adı altında yürüttüğü  Türkiye politikaları konusunda sürdürülen aymazlık,yüzyıllarca dini ile arasında bir sorunu olmayan Anadolu halklarını, İslami Anadolu gelenekleriyle değil ama, Suudi, Köfez emirlikleri yaklaşımı ile yani güncel hayatta bir biçem olarak islamiyet anlayışı ile emevi türü Müslümanlaştırmak belki de Araplaştırmak istiyor.

Anadolu Müslümanlığı dinini her zaman yüce bir yerde tutmuş ve fakat günlük hayatına rehber etmemiştir.

Şimdi yapılmak istenen şey Türkiye'ye, Arap Emevi Müslümanlığını dayatarak ve bunu, meclise,  güne ve hayata hakim kılarak, ABD'nin Condolezza Rice tarafından da dile getirilmiş olan mikro devletler projesi için gerekli iklimi yaratmaktır. 

Türkiye buna göz yumacak katlanacak mıdır yoksa Gazi Mustafa Kemal'in 'istiklâli tam' karakteri ile yurtta barış dünyada barış ilkesine daha sıkı sarılarak, Cumhuriyet'in kurucu ilkelerine dönerek, Atatürk devrimlerine bağlılığı ile dünyadaki onurlu yerini ilelebet sürdürecek midir?