'FETÖ'ye Rusya da karşı'

05 Eylül 2016 Pazartesi  |  MG ÖZEL

Medya Günlüğü'ndeki "Pazartesi Söyleşileri"nin bu haftaki konuğu Enerji Piyasaları ve Politikaları Enstitüsü (EPPEN) Direktörü Dr.Volkan Özdemir. Türkiye dış politikada son dereceli hareketli ve kritik bir süreçten geçiyor. Suriye politikasında değişikliğe giden , "Fırat Kalkanı" operasyonunu başlatan Ankara, öncesinde Rusya ile yaşanan "uçak krizi"ne nokta koymak için harekete geçti. 15 Temmuz darbe girişiminden sonra ABD ile yaşanan gerilimle aynı anda Moskova ile ilişkilerin düzeltilmesi "Türkiye yörünge mi değiştiriyor" sorusunu gündeme getirdi. Dr. Özdemir yaşanan tüm bu gelişmelerle ilgili görüşlerini ve bundan sonrası için tahminlerini açıklarken, Rusya'nın Türkiye ile ilişkilerini düzeltmek için Türk devleti içerisinde kendisine düşman gördüğü NATO uzantısı Fetö'nün temizlenmesi koşulunu da ileri sürmüş olabileceğini söyledi...

-Sizce Türkiye ile Rusya arasında yaşanan uçak krizinin perde arkasında yatan neydi?

 
-Bu soruyu yanıtlamadan önce bazı tespitlerle başlamak sanırım daha doğru olur: İlkin Türk-Rus ilişkileri uçak krizinden önce bozulmaya başlamıştı ve bunda Suriye'nin payı büyüktü. İkinci olarak da, belki daha önemlisi, Rusya iç dinamikleri ve Putin rejiminin içinde bulunduğu şartlar bizle alakası olmasa da durumu buraya getirdi. Rusya enerji hammaddesi ihracına dayalı bir ekonomi ve rejimin varlık sebebi de bu. Petrol fiyatlarının Ukrayna krizinden sonra 110 dolardan 40 dolarlara düştüğü bir ortamda Rusya'da Batı'yla restleşmek ciddi bir ekonomik kriz ortamı doğurdu. Yani rejim iktidarını rahat sürdürmek için Kırım kaynaklı gerginliği sona erdiremese de bunu hafifletecek çıkış yolları bulmalıydı. Bir ülkenin imkanlarını incelerken ekonomi odaklı konuya yaklaşılmalı. Rusya ekonomisi sözkonusu olunca bu enerji oluyor ve bu ülkeyi anlamak için öncelikle enerji sektöründeki dinamikleri iyi çözümlemek gerekiyor. Yaşam alanı uluslararası enerji piyasalarına göbekten bağımlı olan Putin, ekonomik kriz ortamında Batı'yla arasını yumuşatmalıydı ve işte burada Suriye devreye girdi. 2015 yazında Esad'ın özellikle Türkiye destekli olduğu iddia edilen gruplara karşı çok zor durumda kaldığını gören Moskova müttefikine can suyu vermek için Avrupa göçmen krizinin uygun konjonktüründe Suriye'ye aktif müdahale yaptı. Putin, BM Genel Kurulu'nda IŞİD karşıtı mücadeleyi 70 yıl önceki Hitler karşıtı koalisyona benzetti ve en önemlisi Batı ile ilişkileri Ukrayna nedeniyle gerilen Moskova, dikkatleri IŞİD karşıtlığıyla ortak payda yakalayabileceği Suriye'ye çevirdi. Bu açıdan 2015 yılının Rus Dış Politikası açısından başarıyla tamamlandığını iddia edebiliriz. Savaşın ilk yıllarının aksine son 3 yıldır Esad'ın gitmesine soğuk bakmaya başlayan Washington da kendi resmi müttefiki Türkiye'nin desteklediği grupları açıkça hedef alamayacağından sahada güçlenen Rusya'nın IŞİD'le birlikte bu grupları vurmasından hoşnut oldu. Bence burada bir zımni anlaşma sözkonusuydu. Rusya'nın bu müdahalesi savaşın gidişatını Esad lehine değiştirirken ciddi stratejik sonuçları da beraberinde getirdi. Bunların en önemlisi zaten tarafların 4 yıldır alttan aldığı Suriye politikalarında Türkiye'yle farklılığın su yüzüne çıkmasıydı. Bu sebeplerle 1 sene önce Rusya-Türkiye ilişkilerinin kırılması kaçınılmazdı ve nitekim öyle de oldu. Rusya'nın kasıtlı hava ihlalleri de eklenince bir sabah şok içerisinde uyandık, Rus uçağını düşürmüştük. Yani Rusya o dönem Türkiye ile ilişkilerinin bozulmasını göze almıştı ama bu uçak hadisesi meseleyi inanılmaz bir boyuta taşıdı. Hele ki uçak hadisesinden sonra Türkiye'nin konuyu iç siyasi dinamikleri nedeniyle çok kötü yönettiğini düşünüyorum. Yangına benzin döktük ve sonuçta Türk-Rus ilişkileri 2016'in başlarında iki devletin de çıkarlarını zedeleyecek şekilde neredeyse savaş durumuna sürüklendi

-Türkiye'de hiç konuşulmadı ama Rusya'da bazı çevreler Putin'in Türkiye ile ilişkileri normalleştirme kararını "aceleci" buldu. Sizce de öyle mi?

-Rusya'da bazı çevreler tanımlamanızı çok yerinde buluyorum çünkü Türkiye'de sanki Rusya türdeş bir yapıymış gibi bir algı var. Oysa ki Putin, kamuoyuna öyle yansımasa da, orada farklı kliklerin uzlaşısına dayanan bir iktidar sürüyor ve Batı yanlısı veya karşıtı değil. Bu gruplar arasında Rus devleti içerisindeki Batı yanlısı klik, liberaller, Ortadoks Rus milliyetçileri ile Avrasyacılar (bu iki grup yakın görünse de aslında birbirinden farklı), komünistler ve tabii ki 'siloviki' denilen güvenlik bürokrasisi var. Bunlardan sadece Avrasyacılar şu anda Türkiye ile yüksek seviyede ilişkilerden yanalar ama etkileri çok değil. Özellikle Batı yanlısı gruplar ve Batı kontrolündeki liberaller, ki Rusya'da azımsanmayacak bir güce sahipler, Türkiye ile gerginleşen ilişkilerden memnundular ve onlar şimdi bunu aceleci olarak yorumluyorlar. Onlar için Rusya Batı'yla birlikte olup üstten baktıkları ve Doğu'yu temsil eden Türkiye gibi ülkelerle mesafeli olmalı. Ancak neyse ki jeopolitiğin demir yasaları devreye girdi ve şartların dayatması ile Rusya'nın Batı'dan istediklerini tam olarak alamaması barışmamızı kolaylaştırdı. 
 

 

-Rusya'nın Türkiye ile uçak krizini rafa kaldırma kararının nedeni sizce ne?
 
-Bunun birden fazla nedeni var ama bence ana neden az önce çerçevesini çizdiğim durum. Rus-Türk ilişkileri tarih boyunca her ikisinin de Batı'yla olan ilişkileri üzerinden şekillenmiş bir ilişki tarzı. Batı (ABD-Avrupa da farklı görülebilir), Rusya, Türkiye jeopolitik üçgeninden bahsediyorum. Rusya'nın Ukrayna, Türkiye'nin Suriye üzerinden ABD'yle zorlanan ilişkileri ikisini tekrar normalleşmeye zorladı. Tamamen NATO kontrolünde olacak bir Türkiye, Moskova için yaşamsal önemde olan Karadeniz'de (Boğazlar) Rusya'ya çok büyük zorluklar çıkarabilirdi. Nitekim 2016'nın ilk yarısında bunu gözlemledik, Türkiye Ukrayna'yla da çok yakınlaştı. Rus devlet aklında silovikiler öne çıkıp Türkiye ile daha fazla gerginliği gereksiz buldular ve Türkiye'nin başta Suriye olmak üzere Kürt sorununda Batı ile yaşadığı gerilimi fırsat bilip Türkiye'yi NATO pençesinden kurtarmak için krizi rafa kaldırma kararı verdiler. Bence özürden önce anlaşıldı ve Rusya'nın bazı şartları vardı: Enerji alanında başta Türk Akımı projesi olmak üzere bir takım kolaylıklar istediler. Ayrıca siyasi olarak Türk devleti içerisinde kendine düşman gördüğü NATO uzantısı Fetö'nün temizlenmesi de sanırım şartlardan biriydi. Nitekim Batı yanlısı Davutoğlu yerine Binali Yıldırım'ın Mayıs sonunda göreve gelip daha rasyonel politikalar izlemesini de buna bağlıyorum. Sonrasında Fetö temizliğinin başladığını ve sürecin bizi 15 Temmuz darbe girişimine götürdüğünü görüyoruz. Rusya, burada yenilenmiş bir Erdoğan'ı darbe sürecinde (muhtemelen darbeyi haber vererek) ve sonrasında destekledi.

 

-Türkiye ile Rusya "stratejik ortaklık" düzeyinde ilişki kurabilir mi? Moskova böyle bir ilişki gerçekten ister mi? Türkiye'yi Avrasya Ekonomik Birliği'nde ya da Şangay İşbirliği örgütünde tam üye olarak görmek ister mi?

-ŞİÖ olgunlaşmamış bir örgüt ve henüz NATO'nun alternatifi değil. Rusya ve Çin arasında işbirliği olsa da bence tarafların pozisyonları uzun vadede çelişiyor. Kaldı ki böyle olmasa da resmen NATO üyesi olan bir ülke ŞİÖ'de tam üye olarak yer alamaz. Soru şu: Türkiye NATO ilişkileri nereye gidiyor, Türkiye NATO'dan çıkabilecek ya da çıkarılabilecek mi? Aynı şekilde 1996'dan beri Gümrük Birliği içinde olan bir ülkenin Avrasya Ekonomik Birliği'ne tam katılımı mümkün değil. AB-Türkiye ilişkilerindeki kırılmayla birlikte Türkiye, Gümrük Birliği'ni sonlandırabilecek mi? Türkiye'nin kafası karılık ve Rusya'nın da bu konularda çok net olduğunu düşünmüyorum. Çünkü orada da bizdekine benzer bahsettiğim iktidar mücadelesi var ve 2018 seçimlerine kadar durulacağa da benzemiyor. Yani hem Türkiye hem de Rusya'daki iç gelişim burada belirleyici rol oynar ve henüz radikal dönüşümler için erken. 
 
-Türkiye ile ABD arasında son yıllarda yaşanan gerilimin nedeni ne?
 
-Doğrudan cevap vermek gerekirse Türkiye ile ABD'nin çıkarlarının bizim açımızdan hayati konularda örtüşmemesi temel neden. Türkiye NATO güvenlik şemsiyesinde bir devlet olmasına rağmen ciddi güvenlik sorunları yaşıyor. 30 küsür senedir terörden muzdarip olan ve toprak bütünlüğü tehlikede olan başka bir NATO üyesi yok. ABD'nin Orta Doğu'daki stratejik hedefleri Türkiye ile örtüşmüyor. En son ABD, PKK'nın bir kolu olan PYD'yi Suriye'de açıktan destekleyip BOP çerçevesinde Akdeniz'e ulaşacak koridoru zorlayınca ilişkiler iyice gerildi. ABD, Türkiye'nin Güneyinde Kürt devlet(ler)i projesinden vazgeçmiyor. Onlar için ideal olan Türkiye'nin güneyindeki oluşumlara ses çıkarmaması ve hatta kendi Güneydoğu'sunda da geniş bir otonomiye evet demesi. Bununla birlikte Karadeniz'de de NATO politikalarına tam uyumla devam etmesi. Ancak her ne kadar bu konuda mesafe alsalar da bu mümkün değil ve işte Suriye'de yaşanan son gelişmeler bunu gösteriyor. Türkiye toprak bütünlüğünü korumak için Cerablus operasyonunu yapmak zorundaydı ve bunu da Rusya ile anlaşarak gerçekleştirebilirdi. Türkiye'yi şu aşamada tümden kaybetmek istemeyen ABD operasyonu kabul etmek zorunda kaldı ve PYD'ye Fırat'ın doğusuna çekil açıklaması yaptı. Ancak sorun giderilebilmiş değil ve bence bu aş daha çok su kaldırır. 
 
 

 

-Ankara "Fırat Kalkanı" operasyonu için Rusya'dan onay mı aldı?
 
-Suriye'deki S-400'ler ve 24 Kasım sonrası uçak uçuramadığımız dikkate alındığında onay alındığını anlıyoruz. Zaten birliklerimize müdahale edilmediğinden aksini iddia etmek güç. Ben operasyonun Türk-Rus normalleşmesi ve 9 Ağustos St. Petersburg zirvesinin doğrudan bir sonucu olduğunu düşünüyorum. Bilindiği üzere taraflar Suriye özelinde ortak askeri ve istihbari paylaşım kararı aldı. Nitekim TSK'nın Cerablus operasyonundan bir hafta önce Esad kuvvetleri ile YPG arasında sert çatışmalar yaşandı ve sonra da bizim müdahalemiz geldi. Suriye ile ortak payda da buluşursak akıllara ilkin 1998 Adana mutabakatı gelir ki orada Türkiye'nin terör tehdidi halinde sınırdan 50 km. içeriye kadar takip ve operasyon hakkı vardır. Şimdi olan da bu.

-Cerablus operasyonunun asıl nedeni ne? Türk ordusu ele geçirdiği topraklarda kalıcı mı olacak, örneğin güvenli bölge mi oluşturacak?
 
Operasyon IŞİD'e karşı başlatılan ama asıl hedefi PYD koridorunu akamete uğratmak olan bir askeri müdahale. Rusya ile ilişkilerimiz düzelince bu ister istemez Suriye'yle de barışma anlamına geliyor. Esed tekrar Esad oluyor. Zaten Esad'la tekrar yakınlaşmamız karşılığında Rusya'nın PYD desteğini zayıflatması pazarlığın ana gündem maddesi. Bundan sonra ne olacağı süreçte belli olacak ve süreç hala devam ediyor. TSK destekli ÖSO vasıtasıyla, ki artık ABD kontrolünde değil, sınır IŞİD'den ve Menbiç de YPG'den temizlendikten sonra küçük bir hatta ülkemizdeki mültecilerin dönmesi için bir güvenli bölge oluşturulabilir. Esad'ın gücü sınırlı ve bu ikisine de karşı çatışmaya her ne kadar İran ve Rusya desteği olsa da girmesi mümkün değil. Bence şimdilik Türkiye ve Rusya arasındaki en optimal sonuç güvenli bölgenin altında kalacak Menbiç'in rejime verilmesi karşılığında Rusya'nın da PYD'nin elindeki Afrin kantonunu dağıtıp burada da rejimi hakim kılmasıdır. Ancak süreçte ters gelişmeler olabilir, Türkiye farklı taraflarca durdurulabilir, vazgeçilmemelidir. Çünkü stratejik akıl şunu der: Eğer bugün orada bu savaşı göze almazsanız yarın burada çok daha büyük bir savaş vermek zorunda kalırsınız. Bunun yerine Esad gitsin ısrarımız hortlar ve ÖSO Halep'e yüklenirse Türk-Rus ilişkileri tekrar gerilir ve çok olumsuz bir durumla karşılaşabiliriz. O yüzden Suriye'deki hareketlerimizde Rusya ve İran ile koordinasyona devam edilmelidir. Sonucu süreçte tarafların izleyeceği tutum belirleyecektir.
 

 

-Türkiye nasıl bir dış politika izlemeli, ABD-Rusya ekseninde denge sağlamaya mı çalışmalı yoksa taraflardan birini mi seçmeli?
 
-Suriye'de yaşananlar Türkiye'nin uluslararası sistemdeki yerini de belirleyecek derecede kritiktir. Ülkemizin NATO üyeliği tartışılmaktadır. Aslında NATO ilk defa ABD içerisinde de tartışılmaktadır. ABD'de geleneksel olarak Türkiye'yi NATO'da tutalım diyenlerin yanında NATO'dan çıkaralım diyenlerin sayısı da artmaktadır. Trump'ın başını çektiği kanat on yıllardır süren NATO sistemini sorgulamakta ve hatta Rusya'yla iş tutmaktadır. ABD'deki seçim sonucu bu açıdan çok kritiktir. Vurgulamak istediğim dünya sisteminin değiştiği ve bir geçiş sürecinde olunduğudur. Bu nedenle, sorunuza bu çerçevede cevap vermek yani dünya sistemindeki gelişmelere göre yeni bir yaklaşım ortaya koymamız gerektiğiyle yanıt vermek isterim. Bence tek kutuplu düzenin sonuna gelinirken dünya 2020 sonrası ABD ve Çin'in başını çekeceği iki kutuplu bir sisteme evriliyor. Bu yüzden uzun vadeli denge arayışlarımızı salt ABD-Rusya ekseni olarak okumamalı, Çin ile özel ilişkiler geliştirmeliyiz.  Rusya'nın da uzun vadede düşen bir güç olduğunu ve kendi konumunu daha netleştirmediğini unutmamalıyız. Ünlü Rus stratejist Sergey Karaganov dünya iktisadi-siyasi dengesinin Atlantik'ten Pasifik'e kaydığını vurgulayarak Rusya gibi daha güçlü bir ülke için bile yeni bir vizyon ortaya koymuştur. Ona göre Deli Petro bugün yaşasaydı başkenti Moskova'dan dönemin dinamik Avrupa'sına açılan kapı olan St.Petersburg yerine bugünün dinamik Asya'sı olan Vladivastok'a taşırdı!
Unutmayalım ki Rusya da bu gerçeklik üzerine konumunu yeniden tasarlamaktadır. Pasifik'e kıyımız olmadığı için belki başkentimizi buraya taşıyamayız ama özellikle Çin'in Yeni İpek Yolu projesi üzerinden kurguladığı ulaştırma-enerji altyapı sistemini dikkatle takip edip bunu da yüksek güvenlik boyutuyla birlikte şekillendirebiliriz. 

Kısa vadede ise ABD-Rusya arasında gerçek bir denge durumunu sürdürebilmemiz rasyoneldir ama şartlar çok zorlarsa Türkiye taraflardan birini seçmek durumunda kalabilir. Burada dış faktörlerin yanında Türkiye içindeki grupların iktidar mücadelesi de belirleyici rol oynayacaktır. Türkiye'nin tamamen Batı çıpasına sarılmasını savunanların yanında, siyasi-askeri olarak Batı'ya bağımlı kalalım ama Rusya ile de ticareti geliştirelim diyenler vardır. Zaten SSCB'nin dağılmasından sonra Türk-Rus ilişkileri bu minvalde yani enerjinin belkemiği olduğu iktisadi işbirliği üzerine yükselmiştir. Ancak geçen yılki süreç; bunun ne kadar kırılgan olduğunu, siyasi-askeri işbirliği ihmal edilerek bir hadiseyle ilişkilerin ticari ve toplumsal boyutunun nasıl heba edilebileceğini de göstermiştir. İlk defa Türkiye-Rusya ilişkilerinin siyasi ve jeopolitik bir eksene oturması ihtimali doğmuştur. Ankara ve Moskova çeşitli uluslararası sorunlardaki farklılıklarına rağmen bunu iyi değerlendirmelidir. Zira Türkiye'nin resmi müttefikleri olan NATO ülkeleriyle de uluslararası sorunlarda ciddi farklılıkları vardır. Ancak bunun ötesinde şunu hatırlatmakta fayda vardır: Suriye, Ankara için salt bir dış politika meselesinden öte iç güvenlik sorunu olmuştur!

Türkiye'nin uzun vadede toprak bütünlüğünü sağlaması NATO bünyesinde kalarak zor görünmektedir. O yüzden yeni bir denge kurgulanmalıdır. Bunu kurgularken adım adım ve gerçekçi bir hesap yapılmalıdır. Savunma sanayiinde ilerleme kaydetsek de kritik teknolojilerde hala sıkıntılıyız. Örneğin savaş uçaklarının kullandığı akıllı mühimmatta dış bağımlılığımız bulunmaktadır. Mümkün olduğu kadar kritik teknolojilere yüklenilmeli, yetmediği noktalar için silah tedarikinde ithalat çeşitliliğine gidilmelidir. Ayrıca NATO'dan hemen çıkılamasa da ilk etapta EGE ordusu örneğinde olduğu gibi 2.ordu 'FIRAT' ordusu adıyla yeniden yapılandırılarak bağımsızlaştırılmalı ve bölge operasyonları buradan yürütülmelidir. Ancak ilgili birimlerde böyle bir irade henüz var mıdır yok mudur bilemiyorum.

 

-Türkiye Cumhuriyet döneminin belki de en karmaşık ve en kritik döneminden geçiyor. Bu sürecin nasıl sonuçlanacağına ilişkin senaryolarınız neler?

-Kesinlikle katılıyorum. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde olmadığı kadar büyük bir beka sorunuyla karşı karşıyadır. Burada birden fazla senaryo mevcuttur. Rus uçağını düşürdüğümüzde tarihin önce 1945'e, yani Moskova'ya karşı koşulsuz olarak Batı ittifakında yer aldığımız döneme saracağını, sonrasında ise 1915 riskinin yani Batı ve Rusya'nın Osmanlı İmparatorluğu'nu paylaştığı İstanbul anlaşmasına dönülebileceğini söylemiştim. Bunun ilk kısmı gerçekleşti ve Batı'nın yanında Rusya'yla neredeyse savaş durumuna geldik. İkincisinin olması için Rusya ve ABD'nin Türkiye üzerinde anlaşması gerekir ve dilerim bu olmaz. Rusya ne kadar kendi yakın çevresinde Batı ile sertleşirse bizim için o kadar iyi. Çünkü bu ihtimal gerçekleşmez ama ya tersi olur ve Moskova Türkiye'yi yalnız bırakırsa? İşte o zaman tam bir felaket senaryosu olur. Bunun önüne geçmek için Rusya ile ilişkilerimizi güçlü tutup hata yapmamamız gerekir. Özellikle Ukrayna üzerinde Batı-Rusya ilişkilerinin seyri, Rusya iç siyasetinde hangi grubun daha etkin olacağı ve Türkiye'nin tutumu birden fazla bilinmeyeni olan bu denklemin sonucunu şekillendirir. Nasıl ki önce 1. Dünya savaşında Fransa-İngiltere'yle ittifak yapan Çarlık Rusya'sıyla savaşıp sonrasında gelen Sovyet devrimiyle birlikte Batı'ya karşı Kurtuluş savaşını verdiysek bugün de durum farklı değildir. Bu yüzden umarım ki Rusya'da Batı yanlısı gruplar ileride kontrolü ele geçirmezler. Olumlu senaryoda ise Türkiye hayalperestlik ürünü ve bize yıllardır acı yaşatan Neo-Osmanlıcı anlayış yerine ulusal çıkarlarını ön planda tutan Neo-Kemalist bir dış politikaya döner ve bu badireyi atlatırız. Bunun için de Atatürk'ün müthiş dehası ve bağımsızlık ruhuyla sağladığı denge politikası gereklidir ve formülü de bellidir: Batı ile onu inkar etmeden mücadele, Doğu ile kendini kaptırmadan iyi ilişkiler!