'Kucaktaki' gazetecilik!

05 Eylül 2016 Pazartesi  |  GÜNLÜK

Spor yazarı Mehmet Demirkol dün NTVSpor canlı yayınında meslektaşlarından, yani gazetecilerden yakınıyordu.

Aslında "yakınıyordu" demek hafif kalır, öfke doluydu, resmen ateş püskürüyordu. Nedeni, Milli Takımları Direktörü Fatih Terim'e basın toplantısında soru sormasını bazı meslektaşlarının eleştirmesi, daha doğrusu tepki göstermesiydi. Demirkol isim vermedi ama bu kişilerin arasında "duayen" olarak bilinen gazetecilerin de yer aldığını söyledi. Demirkol, "Gazetecilik mesafe koymaktır...Kimsenin kucağına oturmam...Şu anda Türkiye'de gazetecilik yerlerde sürünüyor..." diye ekledi.

Gerçekten de "mesafe" konusu gazeteciliğin temel taşlarından.

Le Monde'un kurucusu Hubert Beuve-Mry'nin "Gazetecilik temas ve mesafe mesleğidir" sözü gazetecilik okullarında okutulur.

Bu ifade ne anlama gelir?

Gazeteci haber kaynağı ile dengeli bir ilişki kurmak zorundadır, yani haber alabilmek için kaynağına yakın olmak zorundadır ama bu yakınlıkta ölçü aşılırsa kaynak tarafından kullanılma tehlikesi doğar.

Diğer yandan, kaynak tarafından kullanılmamak kaygısıyla ona çok uzak durursa bu kez de haber alamama riski vardır.

Bu nedenle gazeteci kaynağıyla ilişkisini ondan bilgi alacak kadar yakın ama aynı zamanda onun tarafından kullanılmayacak şekilde ayarlamak zorundadır.

Elbette, gazetecilik okullarında okutulanla gerçek hayat aynı değil.

Sadece Türkiye'de değil bütün ülkelerde kaynağıyla nasıl ilişki kurması gerektiği her gazeteci için çözmesi gereken bir sorundur.

İster politikacı olsun, ister sanatçı, ister işadamı, isterse de sporcu hemen hemen herkes gazetecileri kullanmak ister.

Aslında iki tarafın da birbirine ihtiyacı vardır, kaynak olmazsa gazeteci haber yapamaz, gazeteci olmazsa kaynak kamuoyuna ulaşamaz.

Mesafenin ayarlanamadığı, yani ölçünün kaçtığı alanların başında siyaset, spor ve magazin geliyor.

Demirkol'un yakındığı konuya gelecek olursak...

Elbette istisnalar var ama spor kulüplerinin kimi yöneticileri ve teknik adamlarıyla muhabirler arasındaki ilişkinin "cılkı çıkmış" durumda.

Bu kişiler sürekli olarak muhabiri kullanmaya, reklamını yapmaya ya da kamuoyuna yalan haber yaymaya çalışıyor.

Genç muhabir şu ikilemle karşı karşıya kalıyor: Ortada kullanılma, kişisel reklam ya da yalan haber olduğunu biliyor ya da hissediyor ama "hayır" deme cesaretini gösteremiyor. 

Çünkü biliyor ki, yöneticiyle ya da teknik adamla ilişkisini iyi tutmazsa o kulübün kapıları yüzüne kapanacak. 

Böylece olması gereken mesafe ortadan kalkıyor.

Olur da muhabir direnecek olursa bu kez yöneticiler muhabirin müdürüne ulaşarak istediğini yine yaptırıyor.

Bu nedenle en az muhabir kadar şefi, müdürü ya da o medya kuruluşunun patronu da  dik durmak zorunda.

Karmaşık görünen bu durumun çözümü iki tarafın da birbirine ihtiyacı olduğu gerçeğinin unutulmamasında.

Unutulursa ne mi olur?

Gazeteci soru sormaktan korkar.

Haber kaynağının karşısında el pençe divan durur.

O zaman da Demirkol'un yakındığı gibi bunun adı "kucaktaki gazetecilik" olur!..

Maalesef Türkiye'de olan da budur...