FETÖ-1: Cemaatçilerin canına okuyalım!

10 Eylül 2016 Cumartesi  |  KÖŞE YAZILARI

Hep söyleyegeldim: Birilerinin düşüncelerine inanmasam, hatta yüzde yüz aksini düşünsem de; inanç ve fikirlerini özgürce ifade edebilmelerini sonuna kadar savunurum. Eylemleriyle başkasına zarar vermediği sürece, bu özgürlük bir insanlık hakkıdır. Ayrıca faydalıdır. Bu çizginin aşılıp aşılmadığı, aşıldıysa uygulanacak cezaların takdiri, bağımsız mahkemelerindir. 

Cemaat için de yaklaşımım farklı değildir. Darbeye tevessül eden, soru çalan, sahte delil üreten, usulsüz dinleyen, adam kayıran, hâsılı kanunlara aykırı işler yapan veya yapılmasını buyuranlar "güdümsüz" yargıda hesabını vermelidir.

Ama Cemaatin yayımladığı gazete ve dergileri okumanın, çocuklarını okullarına göndermenin, yurtlarında kalmanın, sohbet ve toplantılarına katılmanın, grupla ilişkili olduğuna inanılan derneklere yardım yapmanın, bankalarında hesap açıp işlem yapmanın, şirketlerinde çalışmanın tek başına "suç" sayılmasını benim aklım almıyor. Suçlu dahi olsa, suçsuz akrabaların mağdur edilmesine söyleyecek söz bulamıyorum. 

***

Cemaatin yasaya aykırı işlerini, Cemaatle bir şekilde ilişkili insanların tümüne yıkmanın hukukta yeri olmasa gerektir. Suçun şahsiliği, en temel hukuk ilkelerinden biridir. 

Ayrıca Cemaatle temas etmiş kişilerin tümünü aynı yetkinlik ve sorumlulukta görmek abestir. Fethullah Gülen'den başlayıp aşağı doğru inen pek çok farklı seviyenin olması tabiidir. Ve çok muhtemeldir ki, yasadışı işlere bulaşanlar, en tepedeki birkaç seviye ile sınırlıdır. Tersine, alt seviyedekilerin örgütün kanunsuz faaliyetleriyle ilgi ve bilgilerinin olmadığı tahmin edilebilir. 

Muhtemeldir ki, yalnızca dindar olmalarına sempati duyan insanlar vardır. 

Muhtemeldir ki, gruba hiçbir sempatisi olmadığı halde; dersanelerine, okullarına devam eden; yurtlarında kalan, işyerlerinde çalışan, bağışta bulunan, sendikalarına üye olan insanlar vardır. 

Ve çok daha muhtemeldir ki, -hiç ahlakî olmasa da- sırf küçük veya büyük çıkar beklentisiyle, gruba sempatisi varmış gibi davranan insanlar vardır. 

Tanımlamaya çalıştığım insanları "masum temasları" nedeniyle cezalandırmak; ne hakka ve hukuka, ne ahlâka sığar. Olsa olsa örgüte hizmet eder. 

***

Cemaatin bu denli güç kazanmasında en büyük payın AKP hükümetlerinin olduğu; şayet, Cemaat destekçiliğinden suçlanacak birileri varsa, listenin en başında A'dan Z'ye AKP yöneticilerinin geldiği gün gibi açıktır.

Hal böyleyken, kendilerine tanıdıkları "yanılma ve aldatılma" hakkının, kendileri dışında kimseye tanınmayışı ahlâkî değildir. 

Cemaatle çatışmada 17-25 Aralık'ın dönüm noktası olarak ilanı, AKP'nin tepesindekiler için makul olabilir. Ama bunu genele teşmil etmek, gereğinden fazla benmerkezci bir yaklaşım olur. Hiçbir rasyonelliği yoktur.