Güle güle Tarık Akan

19 Eylül 2016 Pazartesi  |  KÖŞE YAZILARI

Yaklaşık bir ay önce almıştım Tarık Akan'ın  amansız hastalık haberini. Üzgündüm, tedirgindim. Aklıma düşen soru pusu kurmuş bekliyordu:

-Acaba atlatabilecek mi?

Dağdağalı günlük yaşamın labirentlerinde dolaşırken, bir dostumla konuşurken, yazı yazarken, haber takip ederken, telefonda konuşurken, çalışma odamın penceresinden dışarıya bakarken, o soru su yüzüne çıkıyordu:

-Acaba atlatabilecek mi?

Çok değil, birkaç gün önce, İstanbul'dan bir dostum aramış, telefonda Tarık Akan'ın durumunun ağırlaştığını söylemişti. Yapılacak bir şey yok muydu? Yoktu! 66 yıllık bir ömür, acıyla yoğrulmuş bir ömür, laik cumhuriyete, Atatürk'e ve ilkelerine adanmış bir ömür...Adalete, ezilenlere, sinemaya, sanatın bir çok türüne adanmış bir ömür, ardında kişiliğini duyurdu, zindanı, işkenceyi gördü 12 Eylül'de...

Ve acı haber geldi:

-Tarık Akan hayatını kaybetti.


Ölüm haberini alınca, çok sayıda dostum gibi, bir süre ne yapacağımı bilemedim. Pencereden ağaçları seyrettim. Gökyüzüne baktım, her şey yerli yerinde duruyordu. 

Kimi insanlarla tanışmana, buluşmana, konuşmana gerek yok. Ağaçlardan süzülen oksijeni hisseder gibi olursun hatırladığın zaman. O insanın varlığı senin için mutluluktur.  Bir ülkede birlikte yaşamak, ortak dille konuşmak, aynı havayı solumak, aynı suyu içmek onurdur kimi zaman. O insanın ruh ve düşünce zenginliği seni yoksulluktan da korur.

Tarık Akan'ın ölümü üzerine çok şey yazıldı, yazılıyor. Televizyonlarda anlatılıyor, o nedenle  uzatmak, yazılanların, söylenenlerin tekrarı olur. Ancak bir gerçeği göz ardı etmeden belirtelim:

Hepsinden değerli olan; Türkiye'nin sıkıntılı günlerinde, düşüncelerinden bir nebze ödün vermeyen, yaşamını ilkelerine adayan Tarık Akan, hiçbir zaman unutulmayacak.

Güle güle Tarık Akan, güle güle...