Oh be! Deplasman yasağı nihayet bitti!

22 Eylül 2016 Perşembe  |  KÖŞE YAZILARI

"Bu ülkede güzel şeyler de oluyor" diyebilmeyi o kadar özledim ki...Bu yüzden, deplasman yasağının kalkıp, bu hafta oynanacak maçı, Beşiktaşlılarla birlikte Galatasaray seyircisinin de izleyebilecek olmasına sevindim. 

Ülke bunca sorun yaşarken nesine sevindiğimi sorabilirsiniz. Hatta futbolun toplumun afyonu olduğunu söyleyerek, beni yazdıklarıma pişman edebilirisiniz. 

"Haksızsınız!" demeyeceğim ama karardaki güzelliklere bakmaya ne dersiniz?

***

Maslow'un yalancısıyım: Taraftarlık yani aidiyet, bizi içgüdüleriyle hareket eden bir canlı olmaktan Tanrılaşmaya yaklaştıran süreçte geçmemiz gereken bir ara aşamadır. Son dönemde giderek yıldızı parlayan evrimsel biyoloji de, insanın "modern" insan olabilmesindeki en büyük sırlardan birinin, işbirliği ve ilişki seviyesini küçük sürülerden milyonlarca kişiye çıkarabilmesi olduğu kanaatindedir. 

Psikolojide olumlu savunma mekanizmalarından birinin "yüceltme (sublimation)" olduğu anlatılır. Bu doyurulamamış dürtülerimizin, toplumun onaylayacağı bir hale dönüştürülmesi şeklinde tanımlanabilir. Spor taraftarlığı bir bakıma saldırganlık dürtülerimizin ıslah aracıdır. 

Futbol, kapitalist kültürün tek arızası değildir. Asıl arıza hiç değildir. Daha fazla para, tüketim ve unvan için umarsızca hayatlarını tüketen kitleler için bir vaha gibidir. 

***

Sorun o ki, biz yüceltmeyi beceremedik. 

Babamız, bir aile yakınımız veya bir arkadaşımızdan hiç emek vermeden tevarüs ettiğimiz taraftarlığı; hak ettiğinden çok daha fazla kendimizle özdeşleştiriverdik. Kendi aile fertlerimizi, arkadaşlarımızı kırmaktan; hiç tanımadığımız insanlara küfredip saldırmaktan, hatta öldürmekten çekinmedik. 

Rekabet etmeyi gözümüz kesmediği için rakibi gözümüzün önünden kaldırmayı yeğledik.

Kamu otoritemiz; önlem alma, toplumun olgunlaşmasını teşvik etme yerine, meseleyi, maymuncuk gibi her sorun için cebinde taşıdığı "yasak" ile çözme yoluna gitti.

***

Bir yanlıştan dönüyoruz. 

Farklı düşünen veya inananlara tahammül edebilmeyi öğrenmek zorundayız. 

Rekabetin daha iyisini yapmaya çalışmaktan geçtiğini anlamaya; başarmak için her ahlaksızlığı mubah görmemeye, döverek veya öldürerek rakibe zarar vermenin işe yaramayacağını sindirmeye mecburuz. 

Aynı takımı tutmasak, aynı düşüncede olmasak bile, kardeşliğimizi bozmamalı; yarışımızı dahi omuz omuza, el ele, kol kola, yan yana yapabilmeliyiz. 

Buna her zamankinden daha fazla ihtiyacımız var.