3 Temmuz'un kazananları, kaybedenleri

27 Eylül 2016 Salı  |  MENTOR

Bir Fenerbahçeli olarak 3 Temmuz 2011'de Fenerbahçe'ye karşı başlatılan hukuksuz ve uydurma olaya hiç inanmadım, dava süresince kamuya açıklanmış tüm dökümanları okudum, spor yargılamaları dahil tüm davaları takip ettim.

İlk gün inandığım şeyde en ufak bir değişiklik olmadı, Fenerbahçe suçsuzdu ve dava uydurmaydı. Zaten Fenerbahçeli'nin de bunu anlaması çok uzun sürmedi.

Fenerbahçe camiası Türk siyasi tarihine geçecek, bundan yıllar sonra üniversitelerde " siyasi tarih" derslerinde "Fenerbahçe Sivil İtaatsizliği" diye okutulacak demokratik bir tavır geliştirdi ve bu tavır çeşitli nedenlerle kesintiye uğratılsa da Fenerbahçe yönetiminden bağımsız münferit bir hareket olarak varlığını sürdürüyor, sürdürecek.

3 Temmuz 25 milyon insanın yüreğinde, bilincinde, toplum hafızasında, spor tarihinde büyük bir travma yaratmıştır ve adalet gerçekleşmeden bu travmanın, bırakın iyileşmesi, toplumsal ve spor yaşamımızda yarattığı yıkım her geçen gün daha ağır sonuçlar doğuracaktır.

Fenerbahçe'nin bu olgun ve aydın direnişi toplumsal bir metafor haline dönüştü, bu metafor hem negatif hem de pozitif sonuçlar doğurdu. Rakip taraftarların nefret duygularını ve sportif  rekabetten kaynaklanan hınç alma arzularını istismar ederek nefret ve acı üzerinden beslenen bir akbaba sürüsü yarattı, yarattıkları nefret ile ilgi odağı oldular, rating aldılar, para kazandılar ama ellerine otobüs saldırısı, bıçaklanarak öldürülen Burak Yıldırım ve 12 Mayıs ile kan bulaştı ama onlar o kanı içip nefret ve acı üzerinden nakit üretmeye devam ediyorlar. Koskoca ülke de bu nefret tacirlerine susuyor, bir de utanmadan spor programlarında erdemden bahsediyorlar.

Her etki tepkisini doğuruyor... 3 Temmuz Fenerbahçe tarafından da kahramanlar yarattı, kitaplar yazıldı, yazılar yazıldı, sosyal medya fenomenleri doğdu, at izi it izine karıştı. Yüreği Sarı-Lacivert olan ve Çubuklu'yu korumak için canını esirgemeyen herkesi dışında tutarım ama 3 Temmuz'da Fenerbahçe adına sahte kahramanlar doğduğu da gözden kaçırılmaması gereken bir gerçek. Elde ettikleri ilgi ve ratingi nasıl kullandılar bilmem ama özellikle bunlar arasında Fenerbahçe yönetimi eleştirisi yapmaktan kaçınanların samimiyetlerini ciddi şekilde sorguluyorum.  

Çünkü; 3 Temmuz 2011'den itibaren Fenerbahçe yönetiminin yanında durduk, elimizden geldiği kadar onlara destek olduk ama Fenerbahçe yönetimi her atılan yeni adımda 3 Temmuz davasına zarar verdi ve vermeye devam ediyor.

3 Temmuz ile ilgili bir değerlendirme yapıp içine Fenerbahçe yönetimi eleştirisi koymayan herkesin samimiyetini sorgularım, Fenerbahçeli de sorgular, kimse de buna hakkınız yok diyemez.

İlk günden başlayalım...

Fenerbahçe yönetiminin ve Fenerbahçeli'nin ortak tezi bu dava kumpas, polis ve savcı herkes bu tezgahın içinde, mahkeme kurgulanmış idi. Bu, Fenerbahçe yönetimi tarafından defalarca söylendi, hatta Başkan "Ne şikesi memleket elden gidiyor" bile dedi. Böyle bir ortamda savunma yapmanın aptalca olduğu kesindi ve ne yaparsan yap seni suçlu ilan edecekleri, üstelik savunmak için gösterdiğin çabayı algı yaratmak için kullandıkları medyada sulandırıp aleyhine kullanacakları kesindi.

Bu ortam içinde  Fenerbahçe yönetiminin  "Bu mahkemenin adil olduğuna inanmıyoruz bu nedenle savunma yapmayı reddediyoruz" demesini bekledim, zaten mahkemenin düzmece olduğunu savunan bir anlayışının tersini yapması da anlamsız olurdu. Üstelik geçmiş siyasi tarihimizde böyle örnekler vardı, Balyoz Davası sanıkları ve İlker Başbuğ da benzer davalarda aynı şeyi yaptılar.

Üstelik bu net tavır gerek yurt içinde gerekse yurt dışında büyük bir şok yaratır ve tüm ilgi mahkeme üzerine yönelir ve Fenerbahçe de çok daha geniş bir kesime kendi tezlerini anlatma fırsatı bulurdu.

Ama öyle yapmadılar. Bu, benim için ilk hayal kırıklığı idi, son hayal kırıklığı da olmadı. Süreç sürekli Fenerbahçe adına kayıplar ve ödenen bedeller ile bir şekilde pozisyonlarını korumayı başaran ne spor hukukunun ne de adli yargının hışmına uğrayan yöneticileri arasında gidip geldi.

Bir de kazanmamız neredeyse kesin olan CAS davasından feragat etme olayı var, kazanmamız o kadar kesindi ki UEFA araya siyasi aracılar soktu ama Fenerbahçe davadan feragat etti. Sonra Fenerbahçe yönetimi siyasi baskı gerekçesiyle davadan feragat ettiğini söyledi, açıkcası internet sitesinden  her gün hükümet ve o günlerin süper gücü FETÖ/PDY'ye gider yapan bir anlayışın hükümet baskı yaptı biz de feragat etmek zorunda kaldık tezi hem garip hem de samimiyetsiz, bu savunmaya ben hala gülüyorum. Fenerbahçe'nin hakkı ve süreci tamamen tersine çevirecek bir kozu pazarlık konusu yapılarak feda edildi, karşılığında da kendi bireysel pozisyonlarını geliştirdiler. 

Sürecin kaybedeni hep Fenerbahçe tüzel kişiliği oldu, onun dışında herkes pozisyonunu koruyor.

3 Temmuz sürecinin Fenerbahçe dışındaki süreci neredeyse tüm detayları ile ortaya çıktı çünkü Fenerbahçeli her yeri didikledi ama Fenerbahçe'nin içinde neler oldu hala büyük bir sır olarak varlığını koruyor ve ben her geçen gün Fenerbahçe'nin kendi yönetimi tarafından yalnız bırakıldığına daha fazla inanıyorum. 

Sonuç olarak; Fenerbahçeli mahkemede, 12 Mayıs'ta, 4 Nisan'da, CAS'da UEFA'da ve daha bir çok noktada süreç içinde sistematik hale gelen Fenerbahçe yönetiminin hatalar ve geri çekilmeler zincirini sorgulamalı, gerçekleri istemeli.

Benim fikrim o ki, sürecin başından beri münferit, sessiz Fenerbahçe taraftarı dışında kimsenin ilk önceliği Fenerbahçe olmadı ve Fenerbahçe bu yüzden kazanabileceği çok şeyi kaybetti.